Sahili dövüyordu dalgalar. Sanki daha heyecanlıydı karadakilerden. Boğazdan esen hafif meltem ise bedenleri ıslatırken yürekleri de yerinden hoplatıyordu. Kıyıyı vuranlar mı heyecanlıydı kıyıda duranlar mı tam bilemedim. Galiba kıyıyı dövenler kıyıda duranlardan daha kıpır kıpırdı. Çünkü bu ülkenin en zeki çocuklarından yenilerini ya sırtında taşıyacaktı ya da karşılarına geçip onları seyre dalacaktı. Boğazın ruhu okşayan o güzel suları. Buranın en sadık nesnesi ve geçmişi geleceğe aktaran sesi ise boğazın sularıydı sanki. Bu güzellikleri hatırlamada hayalim yardımcı olmuştu bana. Ancak ben büyük bir çilenin sonunda okulun bahçesinde olmuştum bugün. Bir yorgunlukla girmiştim boğazdaki kadim bir mektebin avlusuna.

Bir anda kızgınlığım gitmişti. Çünkü tesadüf ettiğim öğretmenler çok mütebessim simalı ve münevver görünümlü idiler. Hele o güler yüzüyle ve sabırlı haliyle herkese makul ve mantıklı cevaplar veren okul idarecileri ise sanki İstanbul’un nazikliğini taşıyorlardı davranışlarında. Bu hal karşısında Nedim’in şu beyti aklıma geldi.

Haddeden geçmiş nezâket yâl ü bâl olmuş sana

Mey süzülmüş şîşeden ruhsar-ı âl olmuş sana

Bütün bu güzelliklerin yanında kervan yolda dizilir gerçekliği bir kez daha tahakkuk etmişti orada. Çünkü ülkemin en güzide okullarından birinde ders başlarken okul, inşaat iskeleleri ile istila edilmeye devam ediyordu. Bu garip durum neşemizi kaçırıyordu. Buna karşın biz hem sahilin ve boğazın güzelliği eşliğinde hem yeni öğrencilerin ve velilerin heyecanı birlikteliğinde hem yazdan yorgun ama hasretle dönen eski öğrencilerin cıvıldaşmaları sesliliğinde hem de okulun eğitici ve yönetici kadrolarının derin bakışları arasında tören alanına gittik.

Törenlerde sürekli hayal kırıklığı yaşarım. Bu ya beklentimin yüksekliğinden ya da ortamdaki doğallığı alıp götüren sunilikten kaynaklanır.

Yine büyük bir beklentiyle tören alanına girdim. Bir köşeye çekilip töreni izleye koyuldum. Merasim ilginç bir çelenk koyma eylemiyle başladı.

İstiklal marşındaki yenilik ise işaret diliydi. Bence bu yenilik marşın ruhunu daha da öldüren bir şovdan ibaretti. Çünkü yıllardır İstiklal marşının bestesi güftesini kendine kurban etmekteydi. Yeni bir kurban eden daha çıkmıştı. O da işaret diliydi sanki.

Bir Kemalizm rüzgarıyla başlayan tören arada lütfenlerle de olsa Ömer Seyfettin, Behçet Necatigil, Faruk Nafiz Çamlıbel, Özdemir Asaf ve benzerlerinin hatırlatılmalarıyla devam ediyordu.

Okul müdürünün konuşması sıradışıydı. Doğaldı. Sadeydi. Kuşatıcıydı. Kabataş Mekteb-i sultanisinin geleneği merkezliydi. Ülkemizin bütün iklim renklerini barındıran özgür ve özgün olma değerliliğindeydi.

180 yeni öğrencinin katıldığı bu büyük ailenin hedefini ülkemizde yükselmek ve onu yükseltmek olarak anlattı.

Kabataşlı demek nasıl bir şeydir etiketini; entelektüel birikimi olan, sanat ve edebiyatı ruhunda taşıyan münevverler oluşumu olarak izah etti.

Hoca kalitesini ise disipline ve uyum kültürüne inanan, takım çalışmasını esas alan bir kadro olarak sundu.

Bütün Kemalizm baskısına rağmen ümidim yeniden yeşermişti bu konuşmayla.

1987’de kurulan Kabataş vakfının başkanı ise büyük Kabataş camiasından bahsederek vakfın faaliyetlerini anlattı. Okulun yönetici ve eğitici kadrosuna arz-ı hürmet etti.

Kabataş Mezunları Derneği başkanı da heyecanlı bir konuşma yaptı. 60 yıl önce bu okulda okurken yaşadığı öğrencilik gururu sesinden davranışına aksetmiş gibiydi. Haklı gururunu ifade ederken okulun iftihar tablosunu oluşturan Ömer Seyfettin, Behçet Necatigil, Faruk Nafiz Çamlıbel, Özdemir Asaf, Hasan Pulur, Süleyman Seba, Cahit Berkay, Adnan Kahveci, Galip Vardar ve daha nicelerini söyleyerek ortamı ısıttı. Konuşmasını burada kesseydi gönlümde taht kuracaktı. Belki de gidip onunla tanışacaktım. Ama oda konuşmasını deli gömleği olarak giydirilen izm sendromunun dışa vurumuyla noktaladı. Büyük bir marifetmiş gibi Mustafa Kemalin kızları, Mustafa kemalin öğretmenleri ifadeleriyle tamamladı.

Okul aile birliği başkanı da diğer konuşmacılar gibi heyecanlı ve nazikti. Mikrofonun azizliğine uğramadan konuşmasını kısa ve öz olarak bitirdi. Burasının bir okul değil bir yuva olduğunu ısrarla ifade etti. Kulüpler vesilesiyle öğrencilerinin ulaştığı başarıları dile getirdi.

Öğrenci konuşması ise eline verilen metni okumaya çalışan çaylak ve heyecanlı Kabataşlı yeni bir kelebeğin çırpınışlarıydı. Yüksek perdeden ve beylik laflarıyla geleceğin ve geçmişin teminatı olduklarını söyledi. Sultan II. Abdülhamit’ten başladı cumhuriyete geldi. Köklerimizden kopmadan geleceğe gideceklerini ifade etti.

Ben notlarımı almaya devam ettim. Dalgalar da sahili dövmeye. Gözüm törende kulağım ise ruhumun beni alıp götürdüğü kıyıyı vuran dalgaların seslerindeydi. Havada uçuşan martıların sesleriyle boğazı geçen gemilerin sesleri birbirine karışmıştı. Ama benim için en sevindirici olan okulun bahçesinde yeni açan kelebeklerin kozalarından çıkıp burada uçuşma isteklerini anlatan hikayeleriydi. Bu hikayelerin çoğu yanıktı. Çünkü bu kelebekler okulun bahçesine konarken etrafta dolaşan kırlangıç kuşları da onlar kadar ürkekti.

Kelebekler ile kırlangıçların hikayesi her zaman trajik olmuştur. Çünkü kelebeğin kozası doğru açılmazsa kelebek ölür. Camlara konan kırlangıçlar ise içeri alınmazlarsa bir daha bu kondukları pencereye konamazlar. Çünkü ömürleri bir mevsimliktir.

Umarım Kabataş Mektebi Sultanisin’de kozasından yeni çıkan kelebekler ve sınıfların penceresine konan kırlangıçlar bütün insanlığın umudu ve ümidi olarak yetiştirilirler. Sahile kös kös bakanlar değil estetik düşünerek geleceğe yol alanlar olurlar.

Kabataş Mekteb-i Sultanisi asırlık ömrüne asırlar ilave etsin bu nadide kelebekler ve kırlangıçlar.


Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Avatar
Hüseyin ZAVALSİZ 2017-10-14 01:17:51

Yaziyi okuduktan sonra daha iyi anliyabilmek icin Kabataş mektebini google den araştırdım Osmanlı'nın eğitime ne kadar önem verdiğini hatta sultan Abdülhamit'i de okudum TRT 1 de dizisi var Siyonistlerin emellerini istrailin kurulması vs. Biz Müslüman ülke olarak çocuklarımıza dinimizi küçük yaşta ogretip beraberinde diğer egitimleride almalıdır. Bugün bolgemizdeki sorunlar hep İslami bilmemisimizden yaşayamam Özsan kaynaklanıyor. Yazarımızın bir önceki yazısında işlediği konu lütfen kardeş olalim bunu yapabilirsek inşAllah sorunlar bir bir çözülür

Avatar
İzzet ölmez 2017-10-14 09:25:46

Umarım Kabataş Mektebi Sultanisin’de kozasından yeni çıkan kelebekler ve sınıfların penceresine konan kırlangıçlar bütün insanlığın umudu ve ümidi olarak yetiştirilirler. Sahile kös kös bakanlar değil estetik düşünerek geleceğe yol alanlar olurlar.

Avatar
Sinan 2017-10-14 10:16:16

Şu İstiklal marşıyla ilgili yazdıklarınızı yıllardır düşünürdüm. Kelimeyi ortadan bölerek inişli çıkışlı ses tonuyla güftenin ruh halini yansıtmaktan uzak bir beste. Kimbilir belki yeni bir beste yarışması düzenlenir de marşımız güftesine uygun bir ruh haline gelir...