Kabir azabına hazır olun!

Son yıllarda cin unsuru üzerine oturtulmuş senaryolarla kemik bir seyirci kitlesi edinen Türk yapımı korku filmleri çekilme devam ediyor. Türk sineması korku türünde Hollywood’un oldukça gerisinde kalsa da özenli çekilmiş ve kaliteli bir senaryoya sahip filmler vizyonda iyi bir gişe elde edebiliyor. Bir başka film için gittiğim sinemada son derece etkileyici olan fragmanını izlediğim ‘Kabir Azabı’ filmi konu itibarıyla bu anlamda bir ilk olma özelliğini taşıyor. 27 Temmuz’da vizyona girecek olan ‘Kabir Azabı’nı ‘Üç Harfliler Marid’ ve ‘Şeytan-i Racim’ filmlerinin de yönetmenliğini yapan Arkın Aktaç’la konuştuk.

Türkiye’de yerli korku sineması deyince akla cin gelir. Siz hiç ele alınmamış bir konuyu anlatıyorsunuz. ‘Kabir Azabı’ izleyiciye ne söyleyecek?

Cin konulu filmler çok tüketildiği için farklı bir konu işlemek ve bir şeyler söylemek istedik. Günümüzde insanlığın durumu ortada. O yüzden herkesin kendinden parçalar bulacağı ve ‘iyi insan nasıl olmalı ya da nasıl davranmamalı’ sorusunun netleşeceği bir anlatı seçtik diyebiliriz.

‘Hayat varsa ölüm de var’ dedik

İnsanın pek de düşünmek istemediği ölüm ve ötesini beyazperdeye aktarmak nasıl bir duygu?

Bir arayışımız vardı. Devam filmi çekecektik ama kendimizi ifade etmek açısından diğerlerine benzemeyen doğru bir senaryoyu bulduğumuzu düşünerek üzerine de ekleyerek ilerledik. Bu tür filmler daha çok psikolojiktir, biz de elimizdeki hikâyeyi insanın kendi içine bakacağı bir hale getirdik. Korku filmlerinin klasik debdebeli matematiğini kullansak da insana temas eden bir yöntem kullandık. Hayat varsa ölüm var! Bu kadar basit. Bu yüzden ‘Kabir Azabı’nın gerçekçi olduğunu düşünüyoruz.

Film sadece kabir azabını anlatmıyor öyle değil mi?

İş hayatında çok başarılı bir avukat olan fakat bu başarı ile birlikte kibirli ve anlayışsız birisi haline dönüşen Ozan’ı anlatıyoruz. Eşi dâhil olmak üzere herkese sergilediği kötü davranışlarını ve doğum gününde yaşadığı kırılma noktasının tüm hayatını nasıl alt üst edeceğini izleyeceğiz.

Kopyalamaktan vazgeçmeliyiz

Türk Sineması’nda yıllardır özellikle korku türünde klişeleşmiş unsurları görüyoruz. Bunun nedeni nedir?

İyi işler çıkartıyoruz ama toplum olarak biraz tembeliz. Farklı isimlerle aynı konuyu taklit ederek ilerlediğimiz için belli bir çıtaya yükselemiyoruz. Bir akım oluşabilir anlıyorum ama kopyalayarak başarıyı yukarıya taşıyamazsınız. Artık korku filmi deyince akla sadece cin geliyor ve bu kısırdöngüden seyircinin de sıkıldığını gözlemliyoruz.

Cinden başka kullanabileceğimiz bir figür olmadığı için mi senarist ve yönetmenler bu yolu tercih ediyor?

Cin bağlamında değerlendirdiğimizde korku öznesi sadece Kuran-ı Kerim’in içinden çıkmaz. Örneğin Türk mitolojisinde alkarısı, tepegöz gibi birçok öğe bulunuyor. Bunlardan yararlanabiliriz.

Bilinmeyenden daima korkulur

Cini anlatmak mı daha kolay yoksa izleyiciyi farklı bir unsurla mı korkutmak daha zor?

Cin şeklen tanımsız bir varlık olduğundan somut olaylara göre sinemada anlatmak daha kolay. Bilinmeyenden her zaman korkulur. Ses ve efektlerle seyirciyi heyecanlandırarak ilgisini sonuna kadar toplayabilirsiniz ama somutu perdeye aktarmak daha zor. Biz ölüm gibi somut bir olguyu anlatmaya çalıştık.

Korku filmlerinin hedef kitlesi hangi yaş grubundan oluşuyor?

Bizim türümüzün izleyicisi tamamen genç kitle. Seyirci bir şeyi severse sahip çıkar. Yoksa elinin tersiyle iter, ilgilenmez. Dijital platformlarda ulaşabileceği yüzlerce film ve dizi varken onları bırakıp evden çıkarak arkadaşlarıyla buluşacak, yemek yiyecek, bilet alacak, para harcayacak; yani bir emek sarf edecekse elbette bunun karşılığını almalı. Bunu düşünerek sinemamızda korku türünün en iyisini yapmaya çalıştık

Müzikler alışılagelmişin dışında

Kabir Azabı salt korku filmi mi? Diğer türlerinden hangi özellikleriyle ayrılıyor?

Filmimizin dramatik yönü de kuvvetli. Oyunculuk ve senaryo açısından da temposu yüksek. Klişelerin dışına çıktık. Korku unsurunu dozunda kullandık. Ayrıca filmin müzikleri de alışılagelmişin dışında. Neyzen Eyüp Hamiş ney üflerken dünyaca ünlü yönetmenlerle çalışan Berklee Üniversitesi’nden Özgür Zoral da dev orkestrasyon müzikleriyle filmimize farklı bir hava kattı.

Fragmanında oldukça sarsıcı bir azap sahnesi olmasından ötürü dini bir film olarak algılanabilme ihtimali de var…

Dini bir film değil elbette, içinde dini motifler barındırıyor. Hayatla birlikte ölüm gerçeğini de anlatıyor. Fakat izleyiciye filmin sonunda ‘ben iyi bir insan mıyım’ sorgulaması yaptırması muhtemel. Şeytanı çıkarmak için uğraşan rahip karşısında biz ‘Exorcist’i dini bir film olarak mı algıladık, hayır! Normal olarak biz de bir korku filmi olan ‘Kabir Azabı’nda İslam’ın unsurlarını kullandık.

Dizilerimizdeki grafiği sinemaya da taşımalıyız

Türk dizi sektörüne karşı yurtdışında bir ilgi söz konusu. Peki sinemamız bu ivmeyi ne zaman yakalayabilir?

Muhteşem Yüzyıl ve Diriliş Ertuğrul gibi dizilerimizin yurtdışı satışları oldukça iyi. Sinemada bu ivmeyi yakalamak için daha büyük işler yapmamız gerekiyor. Sinemamızda fantastik filmler hiç çekemiyoruz zira maddi anlamda oldukça külfetli.

‘Hollywood’a karşı Türk mitolojisini kullanmalıyız

Harry Potter ya da Yüzüklerin Efendisi ve MARVEL üzerinden yürüyen kültür emperyalizmine karşı biz de kendi kahramanlarımızı beyazperdeye kusursuza yakın bir başarıyla aktarsak büyük ilgi çekebiliriz. Fakat Fatih Sultan Mehmed’in hayatını bile henüz muhteşem bir yapıma dönüştüremedik. Onlar ‘Cennetin Krallığı’yla hikâyelerini çok iyi anlattılar ama bizim tarihimiz bu kadar zenginken iyi bir iş çıkaramadık.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.