Adam isimli şahıs, İslam’a yeni girmişti. Çölde bir köyde yaşıyordu. Yoksuldu. Çöl insanları, şehir insanlarına göre daha kaba saba olurdu. İncelik ve görgü bilmezlerdi. Müslüman olmak için Medine’ye geldiği sırada, ihtiyaçlarının karşılanması için insanların Allah Resûlü’nün kapısını çaldıklarını gördü. Kendi yoksulluğunu düşündü. O da kendisi için bir şeyler isteyebileceğini düşündü. Efendimizin huzuruna vardı. İhtiyaçlarıyla ilgili bazı isteklerde bulundu.

Allah Resûlü, Adam’ın tüm isteğini karşılayamasa bile büyük oranda ihtiyacına cevap verebilmişti. Ama Adam, İslam’a yeni girdiği için, Hz. Peygamberi yeterince tanıyamamıştı. Onun, elindeki imkanlara göre halkın yardımına koştuğunu kavrayamamıştı. Sanki kendisine haksızlık yapılmış, istekleriyle yeterince ilgilenilmemiş gibi bir duyguya kapılmıştı. Bu hissiyatla Efendimize karşı, ashabın asla göz yummayacağı, hoş karşılamayacağı kaba saba bazı hareketler sergiledi.

Bu davranışlar, ashabın sabrını taşırmıştı. Bazıları adama haddini bildirmek üzere üzerine doğru yürüdüler. Peygambere en ufak bir saygısızlık yapılmasına tahammülleri yoktu.

Ama Rahmet Peygamberi, onların, yeni Müslüman olmuş bir adamın üzerine yürümelerine engel oldu. Adam’a da, memnuniyetsizliğini gidermek için, yeniden vermeye başladı. Bu, Adam verilenden razı oluncaya ve tavırlarıyla memnuniyetini belli edinceye kadar sürdü. Artık mutlu bir insandı Adam.

Peygamberimiz kendisine:

-Şimdi razı oldun mu? İhtiyacının karşılandığına kanaat getirdin mi? Diye sordu.

Adam, büyük bir rahatlama içindeydi.

-Evet ey Allah’ın Resûlü, ihtiyacımı tam karşıladın şimdi, dedi ve aldıklarını binek hayvanına yükleyerek çöldeki çadırına doğru yola koyuldu. Sevincine diyecek yoktu. Aldıkları uzun bir süre, onu, kimseye yük olmadan huzurlu bir şekilde yaşatmaya yeterdi.

Allah Resûlü, çöl adamının ardından, ufukta kayboluncaya kadar baktı. Sonra ashabına dönerek,

-Benimle bu çöl adamının durumu neye benzer biliyor musunuz? Kaçan bir deve ile devesini yakalamak isteyen deve sahibinin haline benzer. İnsanlar, kaçan deveyi yakalamak için, onun peşine takılırlar. Deve ise kalabalıktan daha çok ürker, kaçmasını ısrarla sürdürür. Sonunda deve sahibi, “Devemi benimle baş başa bırakın. Ben onu sizden daha iyi bilirim. Ona karşı sizden daha yumuşak ve merhametli davranırım,” der. Eline bir tutam ot alır. Devesine yavaş yavaş yaklaşır. Otu ona doğru tutar. Devesini sakinleştirmeyi başarır. Böylece deve yuvasına geri döner. Eğer siz o adamı bana bırakmasaydınız, üstüne yürümeye devam etse idiniz; onu İslam’dan uzaklaştırıp ateşe atmış olurdunuz. O halde benimle hidayete ve doğru yola çağırdığım insanların arasına girmeyin. Yeni Müslüman olanları, siz bana bırakın… (Kadı iyaz, Şifa)

Allah Resûlü’nün verdiği örnekten anlaşılıyor ki, karşınıza çıkan insanlardaki bazı uygunsuz sözlerin, davranışların, hareketlerin müsamaha ile karşılanması gerekmektedir. Bu insanların yanlışları, yüzlerine bir şamar gibi vurulmaya, kalplerini kırıcı şekilde anlatılmaya çalışılmamalıdır. Bu konuda, Allah Resûlü’nün o kişilere gösterdiği hoşgörünün, sabrın, yumuşaklığın, inceliğin dikkate alınması gerekmektedir.

Bu sabrı ve anlayışı gösteremeyenler, insanları İslam’a karşı soğutabilir, veya davette kusur edebilirler. Peygamberimizin İslam’a davet metodunu benimseyip uygulamak inşallah bizleri yanlış muameleden koruyup, İslam davasında muvaffak kılacaktır.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.