-Hüznümüzü, hayalimizi ve dahi hayata tutunma ümitlerimizi bunda taşıyoruz efendim bunda. Umarım anlarsınız. Yoksa orada sadece dünyayı ve sevgisini taşıdığımızı mı zannedersiniz.

Hayır hayır. Emin değilim. Anlayamayabilirsiniz.

Çok şaşırmıştım. O şık ve marka çanta taşıyan hanımefendinin konuşmalarına. Onları anlamaya çalışırken;

-İmdat yardım edin sesini duydum. Hemen sesin geldiği yere koştum.

O, çantasını ısrarla almaya çalışan hırsıza direniyordu. Bir taraftan da

-Hırsız çantamı çalıyor. Allah aşkına yardım edin diye bağırıyordu. Beni görünce hırsız bırakıp kaçtı. Ama kadın bayağı hırpalanmıştı. Korkusu aksetmişti yüzüne. Tuttum kendisini oturttum uygun bir yere.

-Bir zarar görmediniz umarım dedim. Yutkundu. Kelimeler ağzından zorla döküldü.

-Ne isterler kolumuzdaki çantalardan. Hırsızlar çalar başkaları konuşur. Neler var o çantalarda bir bilseler. İnanın dokunmak bile istemezler.

Su ikram etmek istedim. Hayır dedi. Çantasını açtı. İçinden küçük bir şişe çıkardı. Zorla da olsa bir kaç yudum içti. Yanı başımızda bir pastane vardı. Nezih bir yer gibi durmaktaydı.

-Biraz dinlenmek ister misiniz burada. Sizi alacak olanları da ararız. Gelsinler evinize götürsünler dedim. Tam konuşamıyordu. Olur der gibi başını salladı. Koluma girdi. Annem gibi bir kadındı.

Oturduk uygun bir yere. Çantasından çıkardı telefonunu. Aradı birilerini. Yaşadıklarını kısaca söyledi. Gelmeleri gereken yeri belirtti. Bağrışmayla karışık hemen geliyoruz sesi duyuldu.

Biraz daha sakinleşmişti. Korkuyla karışık bir heyecan vardı yüzünde. Başladı nazikçe konuşuvermeye. Hanımefendiliğin zarafetini ortaya koyuyordu hal ve hareketiyle. Belli ki en olumsuz durumda bile duygularını yönetebiliyordu. Anlaşılamamanın verdiği ıstırabı anlatmak istiyordu.

-Niçin çanta taşıdığımızı anlayamıyorlar.

Evladım, çocukken taşırdık sırtımızda çantayı. Okullu olmanın hayalleri vardı onda. Şekli ise önemli değildi. Görünüşü kabaydı ama içindeki hayaller sadeydi.

Zamanla küçüldü çanta. Gençlik arzuları ve beraberindekiler girdi oraya. Artık sırtımızdan kolumuza doğru inen bir çantamız oldu. Bunun da sıkıntısı o kadar yoktu. Rahatlıkla değiştirebilirdik. İçindekileri başka yere dökebilirdik. Eskiyince kıymet ifade etmezmiş gibi gelirdi bizlere.

Sonra yıllar geçti. Hayatımıza girenler değişerek çeşitlendi. Her şey gibi çantanın da değişti kıymeti. Artık o ne bir aksesuardı bizim için ne de bir hayalhane. Kadınlık fıtranın benlikle bütünleşmiş bir parçasıydı yekpare.

Evet zaman ilerledikçe kolumuzdaki çantanın mahiyeti değişiyordu. İçindekilerin ağırlığı artıyordu. Daha fazla olsaydı içindekiler. Taşıyamayacaktı onları bu kollar. Hayatımızdaki çeşitlenen şeyler gibi diye heyecanla konuşuyordu.

Kısa bir süre geçmişti. Bir araba pastanenin önünde duruvermişti. İçinden inenler heyecanla bize doğru geldiler. Ama hanımefendinin işaretiyle masamızın yanına oturuverdiler. Onu iyi görünce sakinleştiler. Belli ki hanımefendi kolunda taşıdığı çantanın serencamını tamamlamak istiyordu. Tekrar konuşmak için benim onayımı bekliyordu. Fark ettim. Nazikçe devam etmesini istedim.

-Yorulmadıysanız tamamlamanızı isterim kolunuzdaki çantanın hikayesini dedim. Olur der gibi başını salladı. Tekrar konuşmaya başladı.

-Hayatımıza her yeni girenler aynı zaman da çantamızın da içinde yer edinirler. Eşimiz, aşımız, çocuklarımız ve daha nice değerli şeyler ve beraberlerinde getirilenler. Bu nedenle çantamız bu taraftan da sırlarımızın evidir evladım. Aslında kolumuzda taşıdığımız sıradan bir şey değil. Fakat siz bunu nereden bileceksiniz.

Hem kaybettiklerimizin acısını ve kaybedeceklerimizin korkularını da taşırız bu çantalarda.

Biliyor musunuz. Biz kadınlar bir araya gelince bir müddet konuşmayız. Çantalarımız konuşur bizim bedelimize. Kısa bir süreliğine ortalığı sessizlik kaplar. Sonra konuşmaların yönünü orada bekleyen çantalarımız belirler.

Kolumuzda taşınan çantalar hayatta taşıdığımız arkadaşları da simgeler. Hatta bize zarar vereceklere birileri her an bizimledir düşüncesini söyler.

Bütün bu içtenlikli konuşması devam edecek gibi duruyordu. Doğrusu çok şey öğreniyordum. Ama birden durdu. Derin bir iç çekti. Yıllardır anlaşılamamanın verdiği elemle son cümlelerini de söyleyip gitmek istedi.

-Bakınız. Yaşadıkça unutamayacağım bir iyilik yaptınız. Siz de anlattıklarımı daima hatırlayınız. O çantalar ne hava atacak ne de hava satacak bir aksesuar değil bizim için. İnsanlar ellerini ve dillerini çeksinler çantalarımızdan. Neredeyse kollarımız kopacak çantaların içindeki dertleri taşımaktan. Lütfen onları taşıyacak yoldaşlar olunuz. İçindekileri merak etmektense oraya dertlerin girmesine mani olunuz.

Bu içtenlikli konuşmaları için teşekkür ettim.

bir musibetin verdiği bin nasihatten ben de nasiplendim.

Doç. Dr. Mehmet Emin ULUDAĞ

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Avatar
Hüseyin Zavalsız 2018-03-03 08:02:16

Yazarımızın kalemine ve gönlüne sağlık.

Avatar
Ölmez 2018-03-03 09:12:25

Çanta ve yüklenen değer ne güzel.Çalınan çantada sadece hayalleri çalarsınız.

Avatar
Ali Öztürk 2018-03-03 11:10:45

Kaleminiz dert görmesin, çantalar hakkında çok farklı ve bir o kadarda derinlikli bir yorumu bugüne kadar okumamıştım. Teşekkürler

Avatar
Aydın Saygılı 2018-03-04 12:37:43

Çanta deyip önemsemeyiz megersem ne gizli hazineler taşırlarmış