‘Nasıl ki bir yaprak, tüm ağacın sessiz bilgisi olmadan sararamazsa, hata işleyen de sizlerin tümünün gizli isteği ve onayı olmadan hata işleyemez’ diyor Halil Cibran. Problemi, suçu ve suçluyu; sararan yaprakla mukayyet göremeyeceğimizi, görmememiz gerektiğini söylüyor. Ortada sararan yaprak, işlenen hata varsa kendimizi, ilişkilerimizi, iş görme biçimimizi yoklamak durumundayız. Suç veya hata; yapanın vaziyetinin yanı sıra yapılan yere, yapılan yerdeki ahvale ışık tutar.

Geçenlerde basına yansıyan habere göre bir ilimizin valisi, öğretmen eşini bulunduğu okuldan alıp İl Milli Eğitim Müdür Yardımcısı olarak görevlendirmiş. Olay basına yansıdıktan görevlendirme iptal ediliyor, ilin valisi de konuya ilişkin bir takım izahatlar yapıyor. Valinin izahatları üzerinden bir okuma, değerlendirme yapılabilir. Kamuoyuna yansıyan haber üzerinden biraz da yapıldı aslında. Ancak magazinsel yaklaşımla projeksiyonu vali ve eşi üzerine çevirmek; art alana, ilişki ağına karartma uygulamaktır. Vali ve eşine tutulan projeksiyonu ölçeği biraz daha geliştirerek karartma uygulanan alana çevirelim. Meselenin vali, eşi veya eşinin yetkinliğinin olup olmaması olduğunu görelim. Bürokratik işleyişimiz, kamunun sivil denetim eksikliği gibi daha önemli ve öncelikli mevzular var karşımızda.

Yapılan atama, ulusal basının gündeme getirmesiyle soruna dönüşüyor ve ataması yapılan kişinin istifası geliyor. Peki, bu atama yanlış mı? Yanlış ise nesi yanlış? Yanlış ise bu yanlışa kimler sebep oldu, kimler engel olmadı? Mesele, ulusal basınca gündeme getirilmeseydi mesele değil miydi? Atama doğruysa niye istifa yaşandı? Bu tarz sorular uzatılabilir. Görülmesi ve Halil Cibran’ın vurgusuyla dikkat edilmesi gereken husus işin genele şamil olan kısmıdır. Hata ve yanlış olduğu kabul edilen duruma, olayın gelişim sürecinde müdahil olan, ‘durun, yapmayın!’, ‘bu yanlış, arkadaş!’ diyen niye kimse yok? Yerel basın nerede? Sivil Toplum Örgütlerinin temsilcileri nerede? Yerel siyasetçiler nerede? Sendikaların yerel birimleri nerede? Olay hata, yanlış ve istifayı gerektiriyorsa bu işin ilk aşamasında bütün bu yapılar neredeler? Etkileri mi yok, güçleri mi yetmiyor? İlgileri mi başka?

Hz. Peygamber hadisinde şöyle buyuruyor: ‘Sizden her kim bir kötülük görürse onu eliyle düzeltsin. Eğer eliyle değiştirmeye gücü yetmezse diliyle, ona da gücü yetmiyorsa kalbiyle. Ve işte bu, imanın en düşük mertebesidir.” Ulusal basınca faş edilene kadar bu hatayı-yanlışı elimizle, dilimizle eleştirmekten geçtim kalbimizle onaylamadığımızı belirten bir emare de görülmüyor açıkçası. Görülüyor olsaydı bu iş görme tarzı bu kadar yaygın, bu tarz hadiseler bu kadar yoğun olmazdı. Buradan ahvalin hal-i pür melali görülüyordur sanırım. Makro siyasetteki söylemin ardına gizlenip ayrıntıda, gündelik rutinde keyfe keder bir ilişki ağını örenler kendilerini ifsat ettikleri gibi arkasına gizlendikleri makro söylemi de içeriksizleştiriyorlar.

Bu tür hadiseler vaziyetimizin, gidişatımızın hayra alamet olmadığını gösteriyor. Bunları ertelemenin, görmezden gelmenin, halının altına süpürmenin kimseye faydası olmaz. Yapılmasını beklediğimiz şeyleri yapması gerekenler yapmıyorsa yapılacak şey bellidir. Yapılması gerekeni yapmamanın bu şekilde mazeretleri olamaz. Hataya, yanlışa, kötülüğe rıza göstererek, ona alan açarak veya engel olmaya çalışmayarak, sessizliğe, suskunluğa vererek gideceğimiz yer ‘kötülüğün sıradanlığı’ndan başka bir şey olmayacaktır. Kötülüğün Sıradanlığı malum Hannah Arendt’ın ünlü kitabının ismi. Arendt, kitabında da dile getirdiği gibi kötülüğün, yanlışlığın ve hatanın yer ve yaygınlık bulması öyle organize işlerle, görülmedik canavarlarla, hain şer odaklarıyla olmak zorunda değil. Hatta tersine çoğunlukla "normal" sayılan insanların iyiyle kötü arasında bir ayrım yapamamasına, içinde bulundukları ilişki ağında yaşananlara tavırsızlıklarına, tepkisizliklerine, yargı yoksunluklarına bağlar Arendt.

gözlemlediği Eichmann davasında herkesin karşısında Yahudiler'den nefret eden, sapık ve sadist, hasta ruhlu, kötü mü kötü bir cani görmeyi bekliyordu ancak karşılarında bildiğimiz sıradan, normal insan buldular. Israrla dikkatleri yaşanan o kötülüğün, vahşetin şeytani bir şey olmadığını sıradan, gündelik eylemler, yapmakta olduğumuz işler içinde gerçekleşen bir şey olduğunu anlatır. Doğrusunu isterseniz, gözümüzün önünde oluyor(ilimizde, ülkemizde…); maalesef genelde biz de işin içindeyiz (sözlü veya sessiz onamalarla). O yüzden Arendt’ın çarpıcı vurgusuyla yaptığımız şeyler üzerinde düşünmeyi, yargıda bulunmayı, tepki vermeyi askıya aldığımızda, tam da o boşlukta ete kemiğe bürünüyor kötülük. Yaptığımız veya yapmadığımız şeylerin hangi sonuçlara neden olduğu da önemli ancak ondan daha öncelikli ve önemli olan sorumluluklarımızı, işimizi ne kadar iyi sahiplendiğimiz üzerine titizlenmek, kafa yormaktır kötü ile mücadele. Kötü ile mücadele dediğimizde zannedilenin aksine Kaf dağının ardında bize saldırmak üzere bekleyen düşmanlara karşı sefere çıkmaktan bahsetmiyoruz. Bulunduğun yerde, zamanda işini düzgün yapmak, elinin, dilinin uzanabileceği noktalara vaziyet etmektir kötülükle mücadele. Bu lokal hadise göstermektedir ki makro-küresel ölçekteki kötülük-şer odaklarına dünyayı dar edeceklerini inançla söyleyenler tanklarla-füzelerle sefere çıkacaklarını zannediyorlar. Şu an seferde olduklarını, mücadelenin seyrinin bulundukları yerdeki nitelikleriyle ilintili olduğunu, kötülüğün illa bir ülkeyle, bir örgütle mücessem hale gelmesinin gerekmediğini, kendisinin kötü olduğunu kabul edip kötülük işleyen olmadığına göre ve ortada da kötülükten geçilmediğine göre ben iyiyim havalarında olanların yaptıklarına daha çok da yapmadıklarına bakmasında fayda var. Düşman, Kaf dağının ardından ziyade sorumlulukları askıya aldığımız için oluşan o boşluktan saldırıyor ve bedeli de ağır olacak.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Avatar
Simurg 2018-01-18 01:19:31

kaf dağının ardına gidenler zaten kendilerini görmüşlerdi.

Avatar
Şirin 2018-01-18 09:27:58

en zayıf halkan kadar güçlüsün

banner623

banner624