Kalbimize her gün bir şeyler giriyor. Duygular ve ilgilerle dolduruyoruz. Sevgi, merhamet, öfke veya kin. Sevgi beyinde midir? Bazı bağlantılarla beyinle ilgisi kurulabilir fakat duygu ve ilgilerin doğuş yeri kalptir. Batı tandanslı bilime göre psikolojinin kalp ile ilgisi yoktur. Buna karşın Batı edebiyatı doğru olanı bulmuştur. Doğu medeniyetinden etkilenerek şiirlerinde kalp vurgusu yer alır. Dünyanın her yerinde sevgi kalp simgesiyle ifade edilir.

‘I love …‘ ifadesinde kalp simgesi vardır. sevgi duyulan şey bazen bir futbol takımı, bazen bir insan, kimi zaman bir cep telefonu markasıdır. Bir şeye sevgi beslemek kalbinde ona yer açmak anlamına gelir. Bir dolaba koyduğunuz kutu gibi. Her ilgi ve sevgi kalpte bir boşluğu doldurur. Heva denilen çekim gücüyle bir çok şeyle dolar ve boş yer kalmaz. Bir çöp ev gibi haz duyulan her şey girer. Odalar, salon derken adım atılacak yer kalmaz. Her şeyi kalpte tutan güç, nefsin iştah ve doyum sağlama özelliğidir. Empati kuramayan, öfkelenen ve sevgiden yoksun kişilerin kalbi ıvır zıvırla dolmuştur.

Bu bakımdan sevgi oldukça riskli hale gelebilecek bir duygu. Kalp onunla her şeyi içine çeker. İlahi aşk kalbe yerleştiği gibi araba sevdası da aynı kalbe bir süre sonra girebilir. Kalp, dünyadan daha büyüktür. Her şeyi içinde barındırabilir. Şöhret, para, araba, seyahat, bir mobil telefon veya bir mücevher, ışıltısı ile kalbe girer. İnsan, çocuk, anne, eş gibi insan sevgisinde de abartılılar görülür. Bir şekilde kalbe dolan pek çok sevgi onu daraltmaya başlar.

Psikoloji tezlerinde kalbe atıf yapılmamaktadır. İnsan ruh sağlığı ile ilgilenen psikoloji, ana kumanda merkezi olan kalp ile ilgilenmez. Kalbe dair bilinmezlik vurgusu var. Evet acaba bilinen nedir, bilinmeyen ne? Kur’an’da kalbe dair birçok ayette ruhsal yapının kalple ilgisi gözler önüne serilir. Kalbin hastalandığı, tatmin yeri olduğu, mühürlendiği, katılaştığı, sorumlu olduğu, perdelendiği, pas tuttuğu, hasrete duçar olduğu vurgulanır. Şüphe, öfke, korku duyguları, gaflet ile örtüldüğü, eğrildiği ve arındığı bir çok ayette belirtilmiştir. Bunlardan biride zikr. Yani anma. ‘Ancak kalpleri Allah’ı zikredenler tatmin olurlar’ ayeti ruhsal yapımızla ilgili önemli bir bilgiyi ortaya koyar. Tatmin nedir peki? Tatmin, psikolojiden umulan ruh sağlığı olabilir mi? Hayır.

KALPTE İKİ BİNA VAR

Yaşanılan her olumsuzluk ruh evini inşa etmek için fırsattır. Derdiniz bir kepçe gibi bir kazı çalışması yapar. Bu kazı çalışması ile ortaya çıkan manzara nedir? Açılan bu gedik üzerinde kalb kalesini inşa etmeniz istenir. Ayrılık, hastalık, borçlanma, aşk acısı, yakınını kaybetme ve sabır gerektiren öteki haller, hepsi bina yapmanız istenen hafriyat alanıdır.

Bir yerden gelen haber ya da para kalbimizi yerinden oynatmaya yetiyorsa kalbimizde iki binadan birini inşa edersiniz. Biriken sosyal ağ beğenileri coşarsınız, bazen birçok arkadaş isteği ile ve daha neler neler!..

İnsan davranışları kalbi inşa eder. Her davranış duvara konulmuş bir tuğladır. Kalpte ayrı ayrı binalar vardır. Her davranış ya da niyet bu binaların duvarlarını inşa eder, binayı genişletir yükseltir. Ya da hareket yoktur sessizlik vardır ve bina yerinde sayar. Peki, bu binalar nelerdir? Nefs binası ve ruh binası iki temel binadır. Bu binaların odaları vardır.

Nefs binası yükselmeye başladığında ruh binası onun gölgesinde kalır. Ruh binasına tuğla koymaya başladığınızda bu kez yönetici yer değiştirir ve buraya geçer. Kalp içinde farklı zamanlarda bu değişimler sürekli gerçekleşir. Kimi insanda kısa zaman dilimlerinde yönetim binası el değiştirirken kimilerinde bir ömür hep aynı binada yönetim gerçekleşir.

Nefs binası, heva, dünya, eş, çocuk, mal, haz, statü gibi odalardan oluşur. Bu kavramların iki anlamı vardır. Eğer bu nimetlere ölçüsünü aşan bir sevgi ve hırsla yaklaşırsanız nefs binasının odalarında tuğlalar yükselmeye başlar. Yok, nimetleri tüketir fakat yönelişiniz kalp ile olmazsa, bu ilgiler kalbe yerleşmez. Aksine ilahi sevgiye, peygamber ve davaya karşı ilgisiz olursanız kalbiniz altından bir köşkten mahrum kalır.

Kalbinizde nefs binasının temellerinin sağlam olduğunu anlayabilirsiniz. Bir şeyin yoksunluğu sizi çileden çıkarabilir. Öfkelenir çevrenizi azarlarsınız. Çünkü kalp dopdoludur. Yeterince yer olmadığı için daralırsınız. Öf kalbim daralıyor dediğinizde işe yaramaz bir çok şeyle doldurmuşsunuzdur.

Ruh binasının bazı odaları şunlardır. Haklara riayet odası; ilah hakkı, insan ilişkilerinden doğan haklar, zikr/anma, iman, edep, sekinet, doğruluk, gayret, adalet ve ahlak odası gibi bir çok oda vardır.

İnsan hangi bina için çalışırsa o bina yönetim yeri olur. Nefsi mutlu etmeyi hedef haline getirdiğinizde tuğlalar ağırlaşmaya ve çok yorulmaya başlarsınız. Dünya size eziyet etmeye başlar.

Her kişinin kalbiyle ilgilenmesi gerekir. Kalbinize ne soktuğunuza bakın. Bir dünyalığa karşı heyecanlanıyorsanız, göğsünüzde şiddetli bir hareketlenme ve karın bölgesinde titreşimler meydana geliyorsa dünya sevgisi ile malulsünüz demektir. Gönüllü bir esarettir bu.

Artık ölçüsünün ne kadar kaçtığını kestiremezsiniz. İnsan dünya nimetlerinden etkilenir ve mutlu olur. Kalbinde yer alır. Bu kişi nasıl değişim geçirdiğinin farkında olmaz. Çünkü ego mutlu olduğunda insan kendinden geçer. Ruh planındaki sorunların üstü örtülür. Ruhsal ve manevi sorunlar derine iner, anlaşılmaz hale gelir.

Psikolojinin yönetim yeri kalptir. Ruh binası için çalışırsanız psikolojiniz ruh yönetiminde olur ve rahatlarsınız. Başınıza olaylar gelir, hayatın zorlukları devam eder ancak sorun ve sıkıntılara anlam vermeye başlarsınız. Geçici olduğunu, herkesin başına geldiğini, iyi yönde sizi yapılandırdığına dair içinizde itminan yer alır.

Not: Bir süre yazılarıma ara vereceğim. Okurlarımdan helallik istiyorum.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.