Kimse kimse için kendinden çıkıp, bir daha dönemeyeceği kadar uzağa gitmek zorunda değildir böylesi bir sevgide. Muhatabının duyguları, düşünceleri, ihtiyaçları, arzuları ve kesişmeden doğan özel isteklerinin ormanında kendini kaybetmek zorunda değildir…

Kaybolduğu noktada muhatabın içinden çıkan bir kurt onu kapma deneyiminde bulunmayacaktır hem o vakit.

Kimse kimsenin -eskilerin sırtına yükledikleri odun gibi- binemez, kalbine, hayatına…

Dostluk sevgisi sevgiler içinde en muzır olmayanıdır.

Sevgi, merhamet gibi duygu durumları menfi yanlarını ne güzel maskelerler. İnsanın yoksulluğuna, ruhsal açlığına ve belki aç özlülüğüne denk düştükleri için, oldukları hallerle, hiç itirazsız, bütün hücreler ayakta, davul, zurna, alkış karşılanır ve kabul edilirler. Gümrük uyuklar. Gümrük ölür adeta… Tedbir mi? düşünülecek ne vardır bu sevgi selinin karşısında. Bu müthiş sözlerin, yaklaşımın, kıymet bilmenin görmezden gelinmesi nankörlük değil de başka nedir? “Nedir sorarım size?”

“Fakat efendim, birden bire, şey, nasıl olur? Susalım lütfen! Sessizlik! Sessizlik!”

Temkin? Eskimiş bir hayatkabı bağı… At gitsindir. Hazır böyle sevilmişken, bu kendisinin bile vermediği değeri hazır bulmuşken değerlendirmeli, “hem ayıp olur, yazık, o kadar sevilmişken” geri çevirmemelidir.

Kendilerini daha önce sevmemişler ordusu hep başkaları tarafından sevilmeyi beklerler.

Kendilerine bir selam çakmamışlar ordusu yenilmiş bir ordudur ve bu uzun süren, ömürlük mağlubiyet töreni, olur olmaz her iltifat, ilgi, sevgi gösterisini sahnesine –bir düğün yengesinin ısrarıyla- kaldırır. Hayat programında daima bu tip; pop, uzun-kısa hoşlantılar geçidine yer verir. “Sen ne diyorsun? Menfaat kalbi bile parmağında oynatır. Sevgiyi, aşkı bile başka türlü kaynatır, doymazlık tenceresinde…

Hâlbuki dostluk sevgisi öyle mi?

Hayır.

Sevmenin bilinçli halidir dostluk. Sevginin neredeyse en ahlaklı olanı. Mesafenin kendisini hissettirmeden, uzaklaşmayı örüp yükseltmeksizin var olmaya devam etmesi… Sevsek te dostumuzu, âşık olsak ta huylarına; ona olan saygımızı korumakta zorlanmadığımız, ilkeli bir sevgi. Hatta ileri gidelim. O hiçbir kanun tanımayan aşk; dostluk için söz konusu olduğunda dize gelir. Uysallaşır. İlk kez kanuna teslim olmanın, kendi üstünde bir ilkenin var olduğunu kabullenip yaşamanın aşırı imkânlı acziyetinin tadını çıkarır.

Yani dostlukta aşk ta imana gelir. Teslim olur. Akıllı uslu olur. E o zaman aşk olmaz demeyin. Olur. Olur…

Dostlukta; olmadığın değil, olduğunsundur. Eskiden olduğun değil, olmayı hayal ettiğin de değil. Neysen o olduğunsundur.

Yadırganmazsın.

Kınanmazsın.

Yargılanmazsın.

Ne övülür, ne yerilirsin. Deve cüce oyunuyla rezil olmak ta yok.

Kendinden ona çıkmaya hiç korkmuyorsun. O senin kalbinin önü. Ağacından, çiçeğinden nefes topladığın bahçen. Muhabbet bağın. Seke seke gezdiğin sokağın.

İpi takılmıyor birbirine kalbinizin. O sana rüzgâr. Sen ona…

İkiniz de aynı tepeye bile değil, kendi, çıkabildiğiniz birer yüksekliğe çıkmışsınız; herkes kendi uçurtmasındayken, bazen sen onu uçuruyorsun, bazen o seni kaçırıyor.

Sevgiyi, aşkı abartmış ve birbirini güya aşırı sevmekten şahsiyet olarak var olamamışlar için dostluk; iyi gelecektir. Kalbin hem sakin, hem hareketliliği…

Henüz onun da ilkeleri tam belirlenmemiş dahi olsa…

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.