9 Aralık 1917 günü, Alman komutan Von Falkenhayn idaresindeki Osmanlı askerleri, Mareşal Edmund Allenby idaresindeki İngilizlere şehri teslim etti. Mareşal o gün şöyle demişti: “Haçlı seferleri şimdi sona erdi.”

BUGÜN 9 Aralık…. Kudüs’ün İngilizler tarafından işgal edildiği kara gün…  Ve Amerika’nın Kudüs’ü, İsrail’in başkenti olarak kabul ettiği günün hemen sonrası…

Hz. Ömer'in gönderdiği ordular 637’de Kudüs’ü fethettiler. 1099 yılı 15 Temmuz'unda Haçlılar Kudüs'ü işgal ederek büyük bir katliam yaptılar. Müslümanlarla birlikte Yahudileri de öldürdüler. 88 yıl sonra Selahaddin Eyyubî 1187’de Kudüs’ü ikinci defa fethetti. 1517'de ise Yavuz Sultan Selim, Kudüs’ü ve Filistin’i Osmanlı idaresine ve himayesine aldı.

400 sene Osmanlı idaresinde huzur ve barış içinde yaşayan Kudüs, müttefikimiz olan Alman Komutanların yanlış kararları ve Yahudi casusların istihbaratları sonucunda, 9 Aralık 1917 günü İngilizler tarafından işgal edildi.

Boğa ile Balina’nın Savaşı

Boğa lakaplı İngiliz Mısır Seferi Kuvvetleri Başkomutanı Mareşal Edmund Allenby ile Balina lakaplı Osmanlı Yıldırım Ordular Grubu Başkomutanı Alman Mareşal Von Falkenhayn arasındaki savaş, Ortadoğu üzerinden cereyan eden bir İngiliz-Alman nüfuz mücadelesiydi. Bu arada on binlerce müslüman evladının şehit, gazi ve esir olması onları hiç ilgilendirmiyordu.  Kudüs ve Filistin'in Müslümanların elinden çıkması Almanya ve Avusturya’yı üzmüyor, sevindiriyordu. Yüzyıllık Hasret Kudüs 1917 kitabının yazarı Nurettin Taşkesen ile 9 Aralık 1917 tarihini ve taşıdığı anlam ve önemi konuştuk.

-Nurettin Bey, 9 Aralık 1917, hem Birinci Dünya Savaşı'nda Osmanlı Devleti  için hem de Filistin ve Kudüs için çok önemli bir gün. Yüz yıl öncesinin şartlarında bu günün önemini nasıl değerlendiriyorsunuz?

-Efendim, bilindiği gibi 9 Aralık 1917 İngilizlerin Kudüs'ü işgal ettikleri, tarihimizin en kara günlerinden biridir. Dört asır Osmanlı idaresinde huzur ve barış içinde yaşayan bu mukaddes şehir, bir gecede terk edilerek düşmana bırakılmıştı. Böylece günümüze kadar sürecek olan kaos, terör, zulüm ve katliamın temelleri bugün atılmış oluyordu.

-Peki, bu güne nasıl gelindi? Osmanlı Ordusu niçin Kudüs’ü savunmadı ve bir gecede düşmana terk etti?

-Evet bu güne birdenbire gelinmedi. 30 Ekim 1917’de başlayan Bi’rüssebi bozgunu, bir hafta sonra Gazze’nin terkedilmesi, adım adım İngilizleri Kudüs’e yaklaştırmıştı. 1917 Nisan ayındaki İkinci Gazze Zaferimizden sonra İngiliz Mısır Kuvvetleri başına Avrupa Cephelerinde çok başarılı olan General Edmund Allenby getirildi. Altı ayda İngilizlerin yaptığı çok büyük askeri yığınağa karşı, Osmanlı üst komuta kademesinin savunma ve taarruz planlarındaki anlaşmazlıkları, hatta cephelerin önceliklerini bile aylarca tartışmaları düşünülürse bu son kaçınılmaz görünmektedir. Enver Paşa uzun bir süre Bağdat’ın geri alınma fikrine takılıp kalmış, bu yüzden Filistin Cephesinin takviyesi çok geciktirilmiştir. Ayrıca en önemli karar da, yeni kurulan Yıldırım Orduları Başkomutanlığına Avrupa cephelerinde başarısız olmuş bir Alman generalinin, yani Von Falkenhayn’ın getirilmesiydi.

-Kimdir bu Falkenhayn, niçin bu kadar önemli bir cepheye başkomutan olarak tayin ediliyor? Ayrıca İngiliz Generali Allenby nasıl biridir?

-Von Falkenhayn Almanya Genelkurmay Başkanı olmuş ve Fransızlara karşı yapılan Verdün Savaşı’nı kaybetmiş bir komutandır. Bu yüzden 1916 yılında görevinden azledilmiştir. Enver Paşa, bu boşta kalmış generali bir kurtarıcı gibi görerek, Yıldırım Ordularının başına getirmiştir. Ahmet Cemal Paşa’nın ısrarla bu adamın “Kudüs’ü ve Filistin’i kaybettirecek” demesine rağmen, Enver Paşa “Almanlardan askeri yardım alabilmemiz için, bir Alman generalinin komutan olması gerektiğini” söylemesi felaketin açık bir ifadesidir.

General Allenby ise, tam tersine Avrupa cephelerinde çok başarılı olmuş bir komutandır. General Murray’ın yerine Mısır Kuvvetlerinin başına tayin edildiğinde Londra’dan Kahire’ye giderken, “Kudüs’ü alarak İngiliz halkına Noel hediyesi vereceğini” söylemiştir. Kararlı, tedbirli, sabırlı ve azimli bir karaktere sahip olan Allenby, altı ay hazırlık yaptıktan sonra Filistin cephesine taarruz etmiş ve 40 gün sonra 9 Aralık’ta Kudüs’ü işgal etmiştir.

-Ama Filistin cephesinde bizim paşalarımız da vardı. Onların Kudüs’ün savunulması konusunda bir gayreti olmadı mı?

-Elbette gayret gösterdiler ama etkili olamadı. Çünkü 7. Ordu Komutanı Fevzi Çakmak Paşa ile 20. Kolordu Komutanı Ali Fuat Cebesoy Paşa emirleri Mareşal Von Falkenhayn’dan alıyorlardı. Ali Fuat Paşa’nın ifadesiyle Mareşal Von Falkenhayn Kudüs’ün savunulmasına taraftar değildi. Çünkü Müttefik Devletler şehirde bulunan kutsal binaların (yani kiliselerin) tahrip olmasını istemiyorlardı. Aynı fikir Avusturya yetkilileri tarafından İstanbul’da dile getiriliyor, böyle bir durumda Avusturya'nın askerini çekeceği ve yardımları keseceği bildiriliyordu. O günlerde aktif bir görevi olmayan Ahmet Cemal Paşa, “Böyle bir tahrip bizim tarafımızdan değil, İngilizlerin atacağı top mermileriyle olacaktır. Böyle bir gerekçeyle bizim Kudüs’ü terk etmemiz Osmanlı Devlet hukukuna karşı işlenecek en büyük ihanettir.” demekteydi.

-Pekâlâ sonunda ne oldu?

-Maalesef Falkenhayn’ın bir telefon konuşması ile 8-9 Aralık gecesi, uzun zamandır takviye edilmemiş zayıf üç tümenimiz mevzilerini boşaltarak, Kudüs’ü terk etti. Ertesi gün çok çetin bir savunma bekleyen İngilizler boş olan siperleri görünce sevinç çığlıkları attılar. Kudüs’ün işgali sonrasında Avrupa başkentlerinde bayram havası vardı. Londra, Paris, Roma ve Vatikan’da kiliselerin çanları günlerce susmadı. Ama işin en garip tarafı müttefikimiz olan Alman ve Avusturya’nın durumuydu. Berlin ve Viyana da diğer Avrupa başkentleri gibi kutlamalar yapıyordu. Tam bir Haçlı ittifakı sergileniyordu.

-Galiba Mehmet Âkif'in bu konuyla ilgili bir hatırası var. Bunu okuyucularımızla paylaşır mısınız?

-Milli Şairimiz Mehmed Âkif tam bu günlerde Viyana’da bulunmuş ve bu ibretli olaya bizzat şahit olmuştu. Bir dükkân sahibine bu sevinç gösterilerinin cephedeki bir zaferden mi kaynaklandığını sormuş, adamdan “Kudüs’ün Müslümanlardan Haçlıların eline geçtiği için kutlama yaptıkları” cevabını almıştır. Bu olay o günlerde bile Avrupa cephelerinde birbirini boğazlayan Devletlerin, gerektiğinde tam bir Haçlı zihniyeti etrafında nasıl kenetlendiklerini göstermesi bakımından çok dikkate değerdir.

-Filistin Cephesindeki bu mağlubiyet ve Kudüs’ün kaybedilmesinde bir de istihbarat faktörü var. Bu casusluk örgütünden de bahseder misiniz?

-Evet, Alman komutanların yanlış sevk ve idaresinin dışında, İngilizlere çok önemli bilgi ve belge sızdıran Nili Örgütü’nün Kudüs’ün kaybında çok önemli etkisi vardır. Nili Filistin’de yaşayan ve Osmanlı tebaası olan Yahudi gençlerinin kurduğu gizli bir istihbarat örgütüydü. Romanya’dan göçmüş olan Yahudi Aronson ailesinin oğulları Aaron, Aleksi, kızları Sarah ve arkadaşları Avsalom Feinberg tarafından kurulan bu örgüt, kısa zamanda gönüllü gençlerden meydana gelen bir istihbarat ordusuna dönüştü. Çoğunluğu genç kızlardan oluşan bu örgüt, Filistin’de bağımsız bir Yahudi devleti kurulması gayesiyle İngilizlerle işbirliği yapmıştı.

Özellikle Yahudi kızları samimiyet kurabildikleri Türk ve Alman subaylardan sızdırdıkları istihbaratla, askeri birliklerin mevcutları, intikalleri, topçu bataryaları ve komutanları hakkındaki bilgiler İngilizlere gönderilmiştir. Ayrıca kara ve demiryollarının, nehir, dere ve su kuyularının işaretlendiği stratejik değeri çok yüksek haritalar Kahire'de bulunan İngiliz karargâhına ulaştırılmıştır. İngiliz Generali Allenby, savaştan sonra Nili’nin bu hizmetlerinden çok yararlandığını belirtip, teşekkür etmiştir.

-9 Aralık’tan sonraki günlerde neler oldu?

-Kudüs Belediye Başkan Vekili Hüseyin Bey 9 Aralık’ta elinde beyaz bayrakla şehrin anahtarlarını İngiliz Generali M. Shea’ya teslim etti. Ertesi gün İngilizler şehirde emniyet tedbirleri alarak, hazırlıklarını tamamladılar. 11 Aralık günü General Allenby yürüyerek Babı Halil (Yafa) Kapısından Kudüs’e girdi. “Haçlı Seferleri bugün sona erdi, burada artık Türkler olmayacak.” diyerek, işgal beyannamesini okudu. Kendilerinin işgalci değil, kurtarıcı olduklarını iddia ediyor, bütün dinlere karşı hoşgörülü davranacaklarını söylüyordu. Bu iddiaların ne kadar aldatıcı olduğu yaşanan 100 yıl içinde görüldü. İşgal politikasını Haçlılardan alan Siyonistler sahipsiz kalan Müslümanlara yapmadıklarını bırakmadılar. Filistin, Gazze ve Kudüs âdeta kan ve gözyaşı ile yoğruldu.

-Gelelim sizin yeni eseriniz Yüzyıllık Hasret Kudüs 1917'ye. Sanırım bu eser için, uzun bir araştırma döneminden sonra Kudüs’e giderek Mescidi Aksa’yı ziyaret ettiniz ve sonra yazmaya başladınız. Bunu okuyucularımızla paylaşır mısınız?

-Evet 1. Dünya Savaşı’nın başlangıcından itibaren Sina ve Filistin cephesindeki tarihî olayları araştırarak işe başladım. Genelkurmay Atase Başkanlığı’nın yayımladığı “1. Dünya Harbi’nde Türk Harbi, Sina Filistin Cephesi” kaynağından çok detaylı bilgiler edindim. Savaşa katılan Türk, Alman ve İngiliz komutanların hatıralarını okudum. İlgili bütün kaynakları taradıktan sonra, belirttiğiniz gibi Mayıs ayında Kudüs’e gittim, Mescidi Aksa’yı ziyaret ettim.

Son Osmanlı askerleri buradan giderken, geride kalan sahipsiz Müslümanların torunlarını ve Aksa’nın garip çocuklarını gördüm. Binlerce şehidimizin kanlarıyla sulanan o mübarek toprakları ziyaret edip döndüm. Eserimi bu duygularla kaleme aldım.

-Son olarak okuyucularımıza Kudüs’le ilgili neler söylemek istersiniz?

-Kudüs, bütün Müslümanların ortak derdidir. Mescidi Aksa, ilk kıblemiz, Miraç mucizesinin tecelli ettiği mekan, Mescidi Haram ve Mescidi Nebevi’den sonra üçüncü mukaddes mescidimizdir. Kudüs Hazreti Ömer’in, Selahaddin Eyyubî’nin, Yavuz Sultan Selim Hanın bizlere emanetidir. Bu emanete sahip çıkmak bütün Müslümanların vazifesidir. Sahip çıkmanın en iyi yolu da, Kudüs’e gidip, Mescidi Aksa’yı cemaatsiz bırakmamak ve oradaki kardeşlerimize maddi, manevi destek olmaktır.

Diyanet İşleri Başkanlığı Kudüs ziyareti bağlantılı Umre seyahatleri organizasyonunu başlatmıştır. Bazı özel seyahat şirketleri de Kudüs’lü umre organizasyonları yapmaktadır. Defalarca umreye gidenler, hiç değilse bir sefer de Kudüs’e giderse, çok büyük bir destek olacaktır. Yılda 500 bin Hristiyanın ziyaret ettiği Kudüs’e sadece 25 bin Müslümanın gittiğini düşünürsek, problemlerin niye çözülmediğini, siyonistlerin neden böyle cüretkar olduklarını daha iyi anlarız.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Avatar
Hüseyin ZAVALSİZ 2017-12-09 00:26:07

Yazarımızdan ve Nurettin beyden ALLAH razı olsun.