Gazze’ye geleli tam 15 ay 10 gün oldu. Her ay yeni bir yazı kaleme almayı istemiştim, fakat yayınladığım yazılardan sonra pek değişen bir şeyin olmadığını görünce yazmaktan soğumuştum. Ta ki Rachel Corrie’nin ailesine gönderdiği mektupları okuyana dek. Rachel Corrie ülkesi Amerika’nın yaptığı zulümlere dayanamayıp Batı Şeria’ya ordan da Gazze Şeridi’ne gelip Filistinlilerle tek yürek olma şerefine ulaşmış ender genç İnsan’larımızdan. Ve henüz 23 yaşındayken Refah kentinde Siyonistlerin Filistinli bir ailenin evini yıkmasına engel olmak için önünde durduğu buldozerin altında kalarak hayata veda etti. Rachel’in Gazze de bulunduğu zamanlara kıyasla buranın en güzel zamanlarına denk gelsem de Rachel’i o kadar iyi hissettim ki...

Gazze’ye gelmeden önceki hayallerim aklıma geldi sadece bir master bitirmek değildi hayalim “Burdaki zulümlere yakından tanıklık edip dışardaki insanlara bunları duyurmak böylece dışarıda bulunup bizi hisseden insanlarla elbirliği içinde zulme karşı savaşmak”. Bu güzel hayalimi gerçekleştirmek için attığım adımlardan ilki Gazze İslam Üniversitesi’nde okumak isteyen diğer uluslararası öğrencilere yardımcı olmaktı, ama ben sadece belgelerini üniversiteye teslim edip kabul alabildim, malesef ne her hangi bir hükümetten onlar için burs konusunda yardım alabidlim ne de Refah kapısını elinde tutan yetkililer yardımcı oldular. Kendi imkanlarıyla Refah Kapısına kadar gelen öğrencileri de sırf Türk diye geri  gönderdiler, tıpkı çıkışıma müsade etmedikleri gibi.

Diğer bir hayalim de 11 yılı aşkın süre zarfında aralarındaki küskünlük bitmek bilmeyen Hamas ve Fetih partilerine bağlı kardeşleri bir araya getirmekti. Onlara asıl hedefimizi hatırlatıp, bu küskünlüğün ancak siyonistlere yarar sağladığını hatırlatmaktı. Ama malesef iki tarafın da kişisel çıkarları toplumun çıkarlarının önüne geçti, tıpkı tarihte yıpranmış nice toplumlar gibi ve tabiki devletlerin soğuk aklı ve siyaset...

Zaman geçtikçe aklımın zorlandığını hissediyorum, anlayamıyorum bir türlü kim nerede, hangi taraf asıl dost, toplum olarak hangi yöne doğru ilerliyoruz...İnsan olmak bu kadar zor olmamalıydı, başkalarının acılarını yaşamak, onlara siyaset olsun diye değil de bir sorumluluk diye yardım etmek, görevi hak edene vermek, kişisel çıkarları değil de toplumun çıkarlarını düşünmek; hem Peygamberimiz s.a.v. demiyor mu: “Kişi kendi için istediğini kardeşi için de istemedikçe hakkıyla iman etmiş olmaz” diye? Nerede bizim imanımız, nerede bizim insanlığımız, nerede bizim onurumuz ...

Şerefi iki bacak arasında arayanlar; her bir suskunluğunuz bir onursuzluktur, kendi yiyip yarın ne yiyeceğini düşünenler ve üstüne evi siyonistlerin ürünleriyle dolup taşmış markalarda rekabet edenler, ödediğiniz her bir lira bir onursuzluktur; zira tüm bunlar sizlerin kendi kardeşlerinize attığınız bir kurşun, onlardan çalınan topraklarıdır. Yoksa siz hala bütün bu zulmu sadece siyonistler mi yapıyor sanıyorsunuz? Onlar sadece planlıyor sizler o planı yürütüyorsunuz! Her biriniz birer figüran oldunuz yazdıkları bu oyunda. Namazlarınız sporun ötesine, oruçlarınız diyetin ötesine geçmez oldu hele tatil olarak gittiğiniz umrelerinizden hiç bahsetmiyorum bile...Abdulkadir-i Geylani hazretlerinin sözünü hatırlamakta fayda var “Açın karnındaki lokma inşaa edilen bin mescitten hayırlıdır...”

Burda kardeşleriniz her an zalim saldırıların hedefinde ve ansızın gelecek olan bir katliamın eşiğinde ve sizler buna ortam hazırlıyorsunuz, çünkü hala tek hedefiniz kendi sorunlarınız; çocoğum ne yer, ne içer,  hangi okula gider, nereye tatile gider...Siz sanıyor musunuz ki kardeşlerinizin çocukları sizin kurşunlarınızla ölürken; sizin çocuklarınız yarınlarda mutlu mesud yaşayacaklar... Bomboş bir hayalin içindesiniz açın artık gözlerinizi! Bu gemi insanlığın son gemisi diyorum batarsa “İnsanlık” batar ve tabi eğer umrunuzdaysa.

Burdaki İzzetli insanlar bu insanlık onurunu omuzlarında taşırken her türlü fedakarlığı yaptıkları halde Gazze’den Mekke’ye İstanbul’dan Tahran’a ve bütün dünyada bulunan kendi kardeşlerinin gafleti ve onursuzluğu yüzünden çok üzgün ve yorgun bir halde son nefeslerine dek bu kutlu davanın hakkını vereceklerdir biznillah çünkü onlar bütün hallerini Allah’a bağladılar ve hiç şüphe yok ki çok yakında zafer Allah’tan gelecektir.

“De ki: O Rahman’dır. Biz O’na iman ettik ve O’na güvendik. Kimin apaçık bir sapıklık içinde  olduğunu pek yakında bileceksiniz.” (Mülk Suresi, 67:29)

03.16.2018

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.