Devleti nasıl görebiliriz? Ya da hayatımızın içinde nerelerde devlet var?

Evvela ciddi ve soğuk(epey de zevksiz) kamu binalarıyla ve üniformayla, tabii beraberinde silahla devletin somut hali hemen her gün karşımıza çıkar. Maliye Bakanlığı, Cibali Karakolu, Vergi Dairesi, Numune Hastanesi tüm bu binalar devletin ete kemiğe bürünmüş halidir ve devleti görünür kılar. Bu yönüyle devleti en çok Ankara’da görürüz. Sık karşılaştığımız bir devlet görüntüsü de üniformalı polislerdir ki bu yönüyle de her şehirde adım başı karşılaşıp gördüğümüz bir devlet halidir.

Bir de kendisini görmediğimiz halde etkilerini iliklerimize kadar hissettiğimiz bir devlet var. Üst komşu haddinden fazla gürültü yaptığında ya da satın aldığımız ürün kusurlu çıktığında hakkımızı arayabileceğimize dair bize güvence sunan düzenleyici bir güç olarak hissettiğimiz devlettir bu. Gündelik hayatımızda trafiğin düzeninden, ticari bir anlaşma yaparken dayandığımız kanun nizamına kadar zahiren ortada olmadığı halde her an teneffüs ettiğimiz bir devlet vardır. Devletin bu görünümü her ferdinin zimmi olarak birbiriyle imzaladığı sosyal kontratın neticesinde oluşan asıl vücududur.

Avrupa ülkelerine, mesela Paris’e, Londra’ya, Viyana’ya yolunuz düştüğünde etrafta devleti bina ve üniforma yüzüyle neredeyse hiç göremezsiniz. Ama şehre girdiğiniz andan itibaren sizi saran sükûnet ve düzenin arkasındaki devletin görünmeyen kudretini iliklerinize kadar hissedersiniz. Ortadoğu ülkelerini ziyaret ederseniz eğer, oralardaki durumun ise tam tersi, devlet binalarının ve üniformalı görevlilerin devleti gözünüzün içine sokarcasına fazla olduğunu görürsünüz. Devletin bu görünür çokluğuna karşın rüşvet ve yozlaşmanın getirdiği güvensiz ortamı hemen hissedersiniz.

 Topluma sadece seçim zamanları siyasete katılmaktan başka bir seçenek bırakmadığı için “Temsili Demokrasi”  devletin bina ve üniforma yüzüyle uyum içinde işleyebilir. Fakat bu durumda devlet ve birey birbirinden uzaklaşacaktır. O halde aslında bireylerin siyasete katılım biçimi devletin yapısını da belirleyecektir. Katılım sadece temsil düzeyinde kaldığı müddetçe devlet de bireye bina ve üniforma yüzünü sıklıkla göstermeye devam edecek ve sadece seçim zamanları siyasete katılma hakkı verecektir. Birbirini besleyen bu döngü kırılmadığı sürece dört yılda bir kez siyasete katılmaya devam edeceğiz.

Söz konusu döngünün bizi mahkûm ettiği edilgenlikten düşünce ve görüşlerimizi siyaset mekanizmasına taşıyacak kanallar açmamız şart. Hem gelenekten devir aldığımız kurumlar, hem de çağın bilişim imkânları itibariyle toplum olarak siyasete katılım kanalları kurma gücüne sahibiz. Yüzyıllardır hemşeri derneklerinden yardım vakıflarına kadar pek çok dayanışma ve birliktelik kurumları tesis etmişiz. Pek çok vesileyle kolayca bir araya gelebiliyoruz. Bu tür sivil toplum kuruluşlarında tartışılan, üretilen fikir ve düşünceler siyaset mekanizmalarına taşınabilir. Katılımcı Demokrasinin anahtarı Sivil Toplum Kuruluşlarıdır.

Ülkemizde bulunan dernek sayısı 1980 öncesi yaklaşık 38.000 iken bu sayı 2000 yılında 72.500, 2015 yılında ise yaklaşık 130.000 civarındadır. Katılımcı demokrasinin en önemli aracı olan sivil toplum kuruluşlarının sayısı artıyor. Fakat yine de Almanya’da 580.000 Fransa’daki 1.350.000 STK yanında oldukça düşük kalıyor.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.