24 Haziran seçimleri üzerine bu son yazım olacak. Bu yazının içindeki bazı değerlendirmeler birçoklarınıza garip gelebilir ve kabul görmeyebilir. Fakat bazen ‘kral çıplak’ diyen çıkmıyor, gerçekler önünüzden akıp gidiyorsa o zaman sizin bir anlığına çocuklaşarak bu gerçeğe parmak basmanız gerekebiliyor.

24 Haziran öyle görülüyor ki sonuçları itibarı ile siyasi tarihimizin en enteresan seçimleri olarak kayıtlara geçecek. Her türlü toplumsal mühendisliğin devreye girdiği, her türlü algı operasyonlarının kol gezdiği, her türlü gücün kullanıldığı, her türlü entrikanın döndürüldüğü, ilerleyen tarihlerde ancak gün yüzüne çıkacak veya hiçbir zaman normal vatandaşın haberdar olmayacağı olayların yaşandığı bir seçim.

Bu seçimin galibi açıkça söyleyeyim ki vatandaştır, halktır, millettir. Millet herkesime, her siyasi kadroya ve her türlü güce gereken mesajları vermiştir. Siyaset arenasında hiçbir siyasiyi silmemiş, ama bütün siyasilere uyarısını yapmıştır. Şefkatle yaklaşmış, sertçe okşamış ‘Bir daha af etmem’ mesajını açıkça vermiştir. O nedenle gelecek seçimlerde bu zaman zarfında mesajı alamayan hiçbir siyasi harekete hayat hakkı tanımayacaktır.

Millet mevcut siyasi yapıların siyasetin geleceğini yavaş yavaş okuma da zorluk çektiği kanaatine varmaktadır. Siyasette değişim, siyasette yenileşme, siyasette yeni yüzler bu seçimde millettin çok net verdiği mesajların başındadır. Geleceği okuyuş, ufkun genişliği, olayları değerlendirme yeteneği, vatandaşın günlük yaşantısını kolaylaştıracak yaklaşımlar, günün şartlarına göre ortaya çıkan toplumsal problemlere karşı çözüm yolları, doğrudan vatandaşla sürekli temasa ise bu seçimlerde milletin bekleyip de göremediği önemli eksikliklerdir.

Seçimden bu yana sonuçların her siyasi yapı tarafından farklı yönleri ile değerlendirildiğini görüyoruz. Büyük çoğunluğu klasik ve standart değerlendirmeler. Hiçbir siyasi yapı kendi eksik taraflarına bakmıyor. Bilmiyorum içyapılarında samimi olarak değerlendirmeler hangi noktada. Var mı? İnşallah vardır. İktidar kanadının da, muhalefet kanadının da yansıyan değerlendirmeleri gerçeğin gerisinde kalıyor. Şu bir gerçek böyle bir seçim sonucunun ortaya çıkmasına neden olan, aday listelerinin hazırlanmasında etkin kadroların hangi siyasi partide olursa olsun yapacağı değerlendirmeler boşta kalacaktır. Kendinlerini başarısız göstermemek için manipülasyon yapacaktır. Bu durumda gerçekleri konuşma imkansızdır. O nedenle liderlerin daha profesyonel bir yaklaşımla dışarıdan gözlemlerle yaptıracakları analizler ancak gerçeği görmeyi sağlar.

Şimdi lafı çok uzatmadan AK Parti’nin önemli bir gerileme yaşadığı üç önemli seçimin ortak özelliklerini gözlemlerim ve bilgilerim ışığında buradan aktarmaya çalışayım. AK Parti ilk ciddi gerilemeyi yaşadığı seçim 29 Mart 2009 Yerel Genel Seçimleridir. Oysa Başbakan Recep Tayyip Erdoğan Davos’ta ‘ONE MÜNİT’ çıkışı ileTürkiye’de değil dünya da büyük yankı oluşturmuş, ilk defa İsrail’e karşı sert bir çıkış yaşanmıştı. Böyle güçlü bir çıkış ışığında gidilen 29 Mart 2009 Belediye Başkanlığı seçimlerinde AK Parti beklenmedik bir gerileme yaşamıştı. İkinci ciddi gerilemeyi 7 Haziran 2015 Milletvekili Genel Seçimlerinde yaşamıştır. Aynı şekilde %49,95’lerdeki oy %40,5’ler düzeyine gerilemiştir. Bu düşüşte her ne kadar FETÖ’nün organize ettiği sandık başkanları vasıtası ile AK Parti’nin tek başına iktidar olmasını önlemek için yaşanan sandık oyunu olsa da önemli bir gerilemedir. Üçüncüsü 24 Haziran seçimlerinde Recep Tayyip Erdoğan’a % 52,6 oy veren seçmen partiye %42,0 oy vermiştir. Bu oran 7 Haziran 2015’te FETÖ’nün sandık başkanları üzerinden organize ederek çaldığı oy oranını da katacak olursak aynı sonuçtur. Yani sonuçlar AK Parti’nin bazı yanlış uygulamalarının oy vermekte olan %7-7.5’luk bir seçmeni zaman zaman ürküttüğü gerçeğini ortaya çıkarıyor. İşte bu noktada gerilemenin yaşandığı bu seçim öncesi hem aday listeleri, hem seçim kampanyalarında kullanılan dil, hem seçim vaatlerindeki tutarsızlık, ortaya konulan seçim beyannamelerinde ki soyut ifadeler, vatandaşa dokunmaktan uzak seçim çalışmaları. Tüm bunların ötesinde Recep Tayyip Erdoğan’ın izlediği konuşma stratejisi. En yüksek gerilemenin gerçekleştiği 2009, 2015 ve 24 Haziran seçimlerinin ortak noktası Recep Tayyip Erdoğan’ın konuşmalarında izlediği kamplaştırıcı, keskinleştirici, kavgacı stratejisidir. Bu stratejisi benim gözlemlerime göre AK Parti’ye normal zamanlarda gönül veren ve oy veren %7-7.5 seçmeni olumsuz etkiliyor. Bu kesim her seçim öncesi kararsız gözüküyor. İzlenen politikalara göre karar veriyor. Ve bu kesimin en önemli özelliği ise uzlaşmacı, birleştirici,  barışçı ve güvenilir bir dil beklemeleri. Bu kesim Recep Tayyip Erdoğan’ın millet menfaatlerine karşı uluslar arası çıkışlarını alkışlıyor. Fakat içerde kamplaştırıcı üslubunu onaylamıyor.

Açıkça ifade edeyim, gelecek seçimlerde bu kesim kamplaştırıcı, ayrıştırıcı  ve kavgacı üsluplardan uzaklaşıldığı ölçüde AK Parti’ye yaklaşacak yoksa bir daha ki Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde Recep Tayyip Erdoğan’a bile oylarını vermeme tehlikesi bulunduğunu söylemek mümkün. Bizden söylemesi.

Cuma’nın hayrı üzerinize olsun…

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.