“Başkan” adaylarından biri, kameraların doldurduğu  “löküs” mekânlardan birinde…

Gayet fiyakalı…

Efendime söyleyeyim; “yaka mendilli, kravatlı”, şık mı şık kıyafetinin üstüne “kefen giymek” suretiyle müthiş bir “şova” imza atıyor!..

“Bu dâvâ için ölmeyi göze alıyorum, işte bu da ispatı!” makamında bir gösteri!..

Muhtereme Hanımefendisi ve evlâtları da orada; “kefenli gösteri”sine devam ederken, hepsinden “helâllik” istiyor…

E, tabii…

“Başkanlık” dediğin, bir nevi ateşten gömlek!..

Ya da ölmeden, işte böyle…

Gururla “kefen” giymek!..

Görüntüler sosyal medyaya düşer düşmez, -ne alâkamız varsa- bize de “yüklenenler” oluyor!..

Kefenin cebi yok ama üzerine geçirildiği “pahalı bir şey olduğunu” belli eden takım elbisedeki “cepler”, bu mevzu üzerinden “bize bile” sataşanlar için güzel malzeme!..

Bahse konu Aday’ı hiç tanımıyorum, onun için “niyeti” hakkında bir değerlendirmede, tahminde bulunmam.

Ancak…

Yaptığının hiç de “şık” bir iş olmadığı ortada.

Bu gayet “üzücü” manzarayı öne çıkartıp, genel “rahatsızlığa” dikkat çekmezsek, yazımız amacına ulaşmamış; “magazin” sınırlarında kalmış olur.

O görüntüleri izlerken, otuz yıldır vermekte olduğum mücadelenin çeşitli aşamaları geldi gözümün önüne.

Efendim;

 ‘Muhafazakar Camia’ya geldiğimden bu yana, sürekli olarak bir “sevgi ve bağlılığı ispat” çabasına şahitlik ediyorum.

Ait olunan “topluluğun” en etkili ismi kimse, onun karşısında uygun “şekillere” girmek suretiyle…

-Ne kadar  vefa”kâr”,

-Ne kadar cefa”kâr”,

-Ne kadar feda”kâr”

olduklarını göstermek isteyenler…

Çok, pek çok!..

Ne bileyim; eğilmeler, bükülmeler, bakış ayarlamalar, “aşırı” tonda sarf edilen “yüceltme” klişeleri!..

İlk günlerimde, yani muhafazakâr camianın acemisi olduğum zamanlarda, bu gösterileri “normal” karşılardım.

Âşık’ın ‘Mâşuk’a  bağlılığını ifade etmek için sergilediği hareketler olarak görürdüm…

Sonra sonra…

Fark ettim ki;

“Kişilere” ve “dâvâ”lara, en çok, “sürekli olarak alkışlayanlar” zarar veriyor!..

Hep derim ya;

“Her yaptığını alkışlayandan ve her yaptığına karşı çıkandan uzak duracaksın!..”

Ah insanoğlu ah;

Birini bir yerlere getirdiğinde çok iyi oluyorsun, “kral” oluyorsun, “aslan” oluyorsun, “örnek insan” oluyorsun…

Oradan indirdiğinde ise işler terse dönüyor, bu kez “tavır” geliştirmeler başlıyor!..

Rahmetli İstiklal Şairi de bu duruma tepkisini şöyle dile getiriyor:

-Nankördür insanoğlu kimse bilmez fendini/

 Kime iyilik yaptıysan ondan koru kendini!..

Efendim;

Herkes için böyledir demiyorum ama en azından benim gördüğüm misaller umumiyetle bu vaziyette…

Kırk gün sırtında taşı, bir gün indir…

Vayyyy!...

 “Sevgi”, gerçek mânâda “fedakârlık” ister oysa; “gayret” ister, “ter dökmek” ister!..

Hayır, gözden ırak olan gönülden ırak olmaz!..

Eğer seviyorsan hep seversin ve “O” sanki “hep yanındaymış gibi” hareket edersin.

Onun yanında yapacağını, o uzaktayken de yaparsın.

Onun yanında yapmayacağını, o uzaktayken de yapmazsın.

Bunların görülmesi, bilinmesi için özel çaba sarf etmezsin!..

Ve dahi, “güçlü” iken sevdiğin, günün birinde “zayıf”, duruma düşecek olsa, asla terk etmezsin!..

Sen, zaten “emanete sahip çıkan”, emaneti “canından aziz bilen” bir dünyanın insanısındır.

 “Fâniden” bir şey beklemezsin; seni her an gören vardır zaten, O “Âdil-i Mutlak”tır; buna inanırsın ve bu bilinçle hareket edersin.

Allah için sever, Allah için buğzedersin!..

Allah için destekler, Allah için ikaz edersin!..

Camialar, bu ruhla yükselir…

Yoksa…

Yoksa…

İşler başka, bambaşka şekillere bürünür…

O vakit ne olur bilir misin?..

“Bir Kişi Varsa Dâvâ da Var, O Kişi Yoksa ‘Dâvâ’ da Yok!”

durumuna düşer mensubu bulunduğun camia!..

Merhum Necip Fazıl Kısakürek’in işaret ettiği, 

"Zaman bendedir ve mekân bana emanettir!" şuurundaki gençlik çıkar mı bu tablodan?!..

“İslâm âlemine ve bütün insanlığa model teşkil edecek bir gençlik” çıkar mı?!..

"Kim var?" diye seslenilince, sağına ve soluna bakmadan fert fert "ben varım!" cevabını verecek bir gençlik çıkar mı?!..

Hiçbirimiz hatasız değiliz ve hiçbirimiz ikazdan müstağni değiliz.

Allah için sevmek ve Allah için buğzetmek!..

Allah için desteklemek ve Allah için ikaz etmek!..

Emrolunduğumuz bu!..

Şüphesiz;

Bulunduğumuz makam, mevkilerin büyüklüğü; emanetçisi olduğumuz diğer dünyevî imkânların çokluğu nispetinde etrafımızdaki insanların sayısı artacaktır.

Bu nispette de “övgüler” almamız ve “fedakârlık gösterilerine” muhatap olmamız kaçınılmazdır.

Yiğidin hakkı elbette verilmelidir, lakin iş, “goygoyculuk” boyutuna varırsa olmaz!..

Medeniyetimiz,  “Marifet iltifata tabidir, müşterisiz meta zâyidir.” Özdeyişiyle bir “marifet iklimi”nin meydana gelmesini  teşvik etmiştir.

Emirle yasaklanan “övgüde aşırıya kaçmak”tır.

Bir “kişi”yi ya da bir “yapı”yı çok seviyorsan, yapman gereken “övgüler yağdırmak” veya alkışlamak için “vesile” aramak değildir…

Hayırlı işlerdeki “katkını” arttırmak için gayret göstermektir!..

Kameralar önünde “bayrak gösteren” değil, sahada terinin son damlasına kadar akıtandır “Milli Oyuncu”nun makbul olanı!..

Bir ortamda,  “liyakat”i tarif eden unsurlar “kıymet” bulmuyorsa, insanlar “yan yollara” başvurmayı düşünürler!..

Bir yerlere gelebilmek ve bir yerlerde kalabilmek için “iyice görünür” olmaya, “abartılı gösterilerle” mesaj yollamaya gayret ederler mesela…

Abartılar, birbirini tetikler…

Goygoylar ayyuka çıkar!..

Hal böyle olunca…

Allah için destek verip, Allah için uyarmanın gayretinde olanlar ise…

Yavaş yavaş çekilirler!..

Yiğidin harman olduğu dönemde ortaya çıkıp “kılıç-kalkan oynayanlar”, yiğidin az bulunduğu dönemde bilinmez ki ne yaparlar!..

Bu galiba hep böyle olur…

Böyle gelmiş ve galiba hep böyle gider…

Diyor ya Merhum İstiklâl Şairimiz:

“Geçmişten adam hisse kaparmış...

Ne masal şey!

Beş bin senelik kıssa yarım hisse mi verdi?

‘Tarih’i  ‘tekerrür’  diye tarif ediyorlar;

Hiç ibret alınsaydı, tekerrür mü ederdi?

***

Allah için seven, Allah için buğz eden “dost”  olabilmekte mesele…

Allah için destekleyen ve Allah için ikaz eden olabilmekte…

Merhum Necip Fazıl Üstad’ın  “uyarısı”yla bitirelim mi bu “kefenli” yazıyı:

 “Şahadet parmağıdır göğe doğru minare;
Her nakışta o mânâ:

Öleceğiz ne çare?..”

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner623

banner624