Başkanların istifaya zorlanması demokrasiye aykırı” filan diyenler var.

Mesela, Kemal Kılıçdaroğlu böyle diyor.

Hatırlarsınız;

Aynı zat, “bazı” AK Partili belediye başkanlarının aslında seçimi kazanmadığını, yani aslında milletin onları seçmediğini, sonucu bir takım “ayak oyunları”nın belirlediğini öne sürmüştü.

Yani, “oy hırsızlığı” yaptıkları iftirasını atmıştı!..

Aynı zat…

Şimdi kalkmış,

milli irade”ye sahip çıkar pozlarında, “sıkıntıyı” büyütmeye çalışıyor.

Oysa…

Mevzuun “demokrasiye aykırılıkla” uzaktan yakından alâkası yok.

Bir kere…

Hiçbir belediye başkanı veya milletvekili o makamlara “milletin doğrudan tercihi” ile gelmiş değil.

Bizler, “aday olarak” gösterilmesi uygun görülenler arasından seçim yapıyoruz.

Lider tercihiyle aday olmayı kabullenenler, “Beni millet seçti, öyleyse millet indirir” deme hakkına sahip değildirler...

Hayır…

Millet “Lider”i seçmiştir, Lider de, “seçilecekleri!”

Efendim, benim bu ülkeye, bu partiye şu kadar hizmetim var!”

Olabilir.

Evinin rızkını siyasi çalışmalara tahsis eden “sokaktaki garibanın” hizmeti yok mu yani?..

Bu hizmetler kişileri alacaklı kılmıyor.

Yaptınızsa, kendiniz için değil ülkeniz ve partiniz için yaptınız.

Koltuk da, kimsenin tapulu malı değil.

Semere-i hayat hayırla yâd edilmektir!”

Güzel işler yapanlar, milletin gönlünde özel yerlere sahiptirler.

Bu da, “dâvâ adamları”na yetmelidir.

Bu aziz millet, kendisine yan bakanları silip atar, sahip çıkanları ise yüzyıllar geçse de unutmaz.

Mühim olan kubbede hoş bir sâdâ bırakabilmektir.

Hoş sâdâ bırakarak gidenlerden Allah razı olsun.

Yeni görevlerde yeni hizmetler nasip etsin.

Kılıçdaroğlu’na gelince…

FETÖ’nün kaset komplosuna maruz kalmış Genel Başkanı’na sonuna kadar sahip çıkmak yerine…

Aday olmayacağım” dediği halde…

Koltuğa oturan” bir politikacıdan “demokrasi dersi” mi alınacak!..

CHP’ye uzun yıllar boyunca hizmet vermiş nice “Kemalist”in çok sevdikleri partilerinden kopmasına sebep olan Kemal Efendi’den“demokrasi dersi” almaya ihtiyacı olan, dersini alsın!..

Bu memleketin yeterince derdi var, bir de Kemal Efendi’nin tahrikleriyle uğraşacak hâli yok.

Yoksa sen, Atatürk’e karşı mısın Kemal Efendi?!..

Bazı belediye başkanlarından istifa etmelerinin istenmesini büyük bir“ayıp” olarak göstermeye çalışan Kemal Kılıçdaroğlu’na hatırlatanlar oldu:

CHP’nin Kurucusu Atatürk, zamanın Başbakan’ı ismet İnönü’nün istifa etmesini ve yerine Celal Bayar’ın getirilmesini uygun görmüştü.”

Buradan devam edelim:

Kaynak Anadolu Ajansı:

Başvekil Malatya mebusu İsmet İnönü’ne talep ve ricası üzerine, Reisicumhur Atatürk tarafından bir buçuk ay mezuniyet verilmiş ve Başvekâlet vekâletine İktisat Vekili Celal Bayar tayin edilmiştir.”

Evet;

Devlet’in Ajansı “İsmet İnönü’nün kendi isteğiyle bir buçuk aylığına ücretli izne ayrıldığı”nı duyurmuştu…

Ama…

O iznin süresi dolmadan, 25 Ekim 1937’de, Başvekil’in kat’i olarak ‘istifa ettiği’ ve yerine Celal Bayar’ın getirildiği açıklandı.

İnönü’nün yaklaşık 17 yıl boyunca yürüttüğü Başbakanlık görevi, Atatürk öyle uygun gördüğü için böylece sona erdi.

Bu tamamen Atatürk’ün tasarrufuyla gerçekleşen bir işlemdi.

İnönü ayrılmak istememişti ama ayrılmak mecburiyetinde bırakılmıştı.

Bence çok da iyi yapmıştı!

Kemal Efendi bana katılmıyorsa…

Yani…

Atatürk’ün bu tasarrufunu “yanlış” buluyorsa, durmasın söylesin!..

Bulmuyorsa…

İstifaya zorlamak şöyledir, böyledir!” demesin!..

İSMET PAŞA İÇMEYECEK!..

Bir anı…

Hayli vakit önce yazmıştık.

Atatürk-İnönü ilişkisine dair bir “hatıra.”

Yeri geldi, yeniden koyalım:

Atatürk'ün şoförü Seyfettin Yağız:

"Atatürk, İsmet Paşa'ya 'sağır' derdi!.."

Evet, Atatürk'ün İnönü'den hoşlanmadığı ortada.

Anıtkabir'i paylaşıyor da olsalar, böyle.

Bu tespit, Atatürk'ün yakın arkadaşlarının satırlarında da yer buluyor.

Atatürk'e en yakın isimlerden Kılıç Ali'nin hatırâtından istifade ile arz edelim:

Bir süre önce Başbakanlıktan aldığı İsmet İnönü'yle, Anadolu Kulübü’nün kapısında karşılaşıyor, Atatürk..

Yakınlık gösteriyor:

Kulübe çıkalım. Birkaç briç partisi yaparız.

Önde Atatürk'le İnönü, arkada Kılıç Ali ve diğerleri...

Asansör ancak ikisini alabilecek durumda;

diğerleri merdivenle çıkmaya mecbur.

Asansörden önce Atatürk iniyor, ardından İnönü.

Atatürk'ün yüzü çatık, İsmet Paşa'nınki ise kireç gibi.

Oyun salonuna değil de yemek yenen bölüme doğru yürüyor, Atatürk.

Sinirli olduğunu gösteren ses tonuyla:

-Sofra geniş tutulsun. Sen Salih!.. Başvekile (Celal Bayar) telefon et, hemen gelsin. Bulabildiğin vekil arkadaşları da çağır.

İsmet Paşa ayakta.

Atatürk, ona bakarak:

-Buyurunuz!..

Ata'nın gözlerinde öfke kıvılcımları...

Kılıç Ali düşünüyor:

-Daha bir dakika önce asansöre binerken imrenilecek kadar samimiydiler. O kadar kısa süre içinde aralarında nasıl bir konuşma geçti ki, Atatürk bu kadar öfkelendi?

İsmet Paşa'nın yüzüne bakmıyor, Atatürk.

İnönü ise büyük bir sessizlik içinde.

Son derece üzgün olduğu her halinden belli.

Bu sırada Salih Bozok geliyor:

-Celal Beyefendi'ye emirlerinizi ilettim. Çalışıyorlarmış, yarım saate kadar geleceklerini söylediler.

Atatürk, yüz ifadesini değiştirmeden:

-Başka?

-Recep Peker ve Nuri Conker'e telefon ettim, geliyorlar.

-İyi. Sofra hazırlanmıştır herhalde, geçip oturalım.

ONA KOYMA!..

Bardağına rakı doldurduktan sonra, İsmet Paşa'ya doğru yönelen garsona "Hayır!.. Ona koyma, o içmeyecek!.." diyor Atatürk..

Kılıç Ali'nin şaşkınlığı:

"Değil İsmet Paşa'ya, kimseye yapmazdı bunu!.."

Atatürk'ü kızdıran neydi?..

Asansörde ne oldu?..

Kader anı…

Atatürk emrediyor:

-Kalk İsmet Paşa!.. Asansörde söylediklerini şimdi burada tekrarla!..

Kılıç Ali, bu bölümlerde İsmet Paşa'nın perişan halini tasvir ediyor...

Tasvirin ardından söz İnönü'de:

-Bağışlayınız. Beni İsmet Paşa yapan sizsiniz. Benim talihim bir Mustafa Kemal Atatürk bulmaktır.

Atatürk'ten bu tür laflara ne denli tok olduğunu gösteren karşılık:

-Bunları değil; asansörde konuştuklarını soruyorum!..

Çaresiz;

Sofrayı doldurmaya başlayan davetlilerin önünde, asansördeki sözlerini tekrarlıyor İnönü:

-Lütfettiniz hatırımı sordunuz; dinlenmenin bana yaradığını söylemek iltifatında bulundunuz. Ben de bana dinlenmenin, size de çalışmanın yaradığını söylemek cesaretini gösterdim. Ve şunu söyledim: "Çalışırken içmiyorsunuz. Bu sağlığınıza iyi geliyor. Vazifeden ayrılmakla size faydalı olabildiğim için seviniyorum."

Atatürk'ün öfke dolu müdahalesi:

-Hah işte tamam! Anlatın ne demek bu!..

Bu hiddet karşısında titreyerek, kötü bir niyetinin olmadığını söylemeye çalışıyor İnönü...

Atatürk itibar etmiyor:

-Bu değil!.. Bana söylemek istediğiniz şuydu: "Ben Başvekilken her işi sana getirmeden hallediyordum. Sen de sefa sürüyordun. Şimdi ben yokum, Başvekilin Celal Bey her işi sana getiriyor. Sen de çalışmak mecburiyetinde kalıyorsun." Söylemek istediğin bu değil miydi, İsmet Paşa!.. İşte şimdi bir kadeh içkiden de oldun!.. Sen başvekil olsan yorulmazmışım da, Celal Bayar başvekilliğinde yoruluyormuşum. Yakışır mı bu sözler bunca sene başvekillik yapmış İsmet Paşa'ya!..

***

Atatürk, Eski Başvekil’i böyle “azarlıyor!”

İsmet İnönü ise, ama korkudan ama saygıdan, bilemem…

Çıtını çıkartamıyor!..


Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Avatar
Hüseyin ZAVALSİZ 2017-10-22 01:02:06

Yazarımıza katılıyorum kalemine saglik. CHP istila altındadır Kılıçdaroğlu ve ekibinden kurutulmalıdır Çünkü; En basit bir parti lideri olarak Cumhurbaşkanı adayı olmuyorsun çatı adayı cikartiyorsun, 2019 da aday olmiyacaksan o zaman genelbsk.birakmalisin. bütün milli projelere karsisin SİHA vb. TURKiYE ye düşmanlık yapan ülkelere ülkeni şikayet eden bir lidersin. En basiti Katar meselesinde aldığın pizisyon, Alman dergisine TÜRKİYE ye gelmeyin güvenilir değil diyen Kılıçdaroğlu boşuna çarkçı Kemal demiyorlar