Bizler ekonomik özgür olacağız ve eşlerimize muhtaç olmayacağız düşüncesi ile bencil yetiştirilmiş, bu bencillikle evlenip eşlerimize muhtaç olmamış, bu durumu da çocuklarımıza oldukça iyi yansıtmış “Kendine iyi bak” nesliyiz.

Önceleri yaşadığımız olumsuzluklara vereceğimiz cevabımızı, nasıl yaşamamız gerektiğini içinde şekillendiğimiz toplum belirlerdi. Nasıl giyineceğimizden tutun, mutfakta ne pişireceğimize, düğünlerimizi nasıl yapacağımıza, çocuklarımızı nasıl yetiştireceğimize kadar her şey geleneğin uzantısı, büyüklerin tecrübesiydi. Çoğunlukla hayatın her alanını içinde yaşanılan toplum, örf ve adetler belirlerdi. Radyo, televizyon arkasından internet çağının olması, dünyanın yeni bir toplum olmasına sebep oldu.

Bizden önceki nesiller hayata duyduklarından ve yakın çevremizdeki insanların yorumlarından etkilenerek baktı.  Sadece kendi kültürleriyle büyümüş olan büyüklerimiz, eşlerinden en ağır hakaretleri almalarına, itilip kakılmalarına, hizmetçi gibi görülmelerine, adam yerine konulmamalarına rağmen evliliklerini bitirmeyi düşünmedi.  İmkanlarının el vermediğinden ya da yaşadığı ortamda yaygın olmadığından ayılığa pek cesaret edemedi.

Birçok kültürün etkisinde kalarak büyüyen bizler ve bizden sonra gelenler, yapılan bu kadar fedakarlığın sebebine asla anlam veremedik. Günümüzde tartışmalarda ise soluklar mahkemelerde alınmakta, şiddetli geçimsizlik yüzünden ayrılıklar olmaktadır.

Gözümüzü Allah Resulü ‘nün zamanına çevirdiğimizde, hicretin getirisi olan bir durumla karşı karşıya kalıyoruz. Hz. Ömer’in Mekke halkı ile Medine halkını kadınlara hakimiyet bakımından karşılaştırdığı şu sözleri de toplum değiştikçe ilişki ve davranışlarında değişebileceğini bize göstermektedir.

“Biz muhacirler kadınlarımıza hakimdik, sözümüzden çıkmazlardı. Medine’ye gelince gördük ki, Medine’nin yerli kadınları kocalarına hakimler. Bu defa bizim kadınlarımız da onlara benzemeye, onlar gibi davranmaya başladı” (Buhari,Nikah 83; İbn Aşur 5.41-42 )( Kur’an Yolu; Diyanet İşleri Başkanlığı yayını, 2.cilt 46. sayfa)

Görüldüğü üzere değişen yaşam şartları; “eski çamlar bardak oldu” dedirtmektedir. Bunu anlamayan ya da anlamak istemeyenler, eskiye özlem duyarak hayatı hem kendine hem de yakınlarına çekilmez kılmaktadır.

Bir yandan hayatın  değişen şartlarının rahatlıklarından, lükslerinden faydalanırken, en çok değişmeye müsait olan insanın, hele de en çok etkilelen kadının değişimi kabul edilmemektedir.

Annelerimizin devri kapandı. Artılarıyla eksileriyle, bir çok kültürün bir noktada buluştuğu, dünyanın globalleşerek köye dönüştüğü bir ortamın sonucu olarak beğensek de beğenmesek de yeni bir kültür, öncesi; “kendine iyi bak” neslinin ürünü “ben nesli” oluştu.

Yaşanan her acı olay, yenilgi aslında bir yenisini yaşatmamalıydı. Lakin acılar hiç bitmedi, yenilgiler hep yaşandı. Saygının yitirildiği, otoritenin sarsıldığı yuvalarda ne erkekler, ne kadınlar ne de çocuklar mutlu ve huzurlu olabildi. Huzur başka yerler de aranır olmaya başlandı.

Kimi eğlencenin, kumarın, içkinin, kimi maddenin, lüksün, kimi makamın, kimi de nefsinin esiri oldu. Allah’a kurban olmayanlar kendilerini layık olmayanlara kurban ettiler. Sonunda ezilen, üzülen, ağlayan her zaman insanın kendisi oldu.

Hayat asla boşluk kabul etmiyordu ve herkes layığını buluyordu. Genellikle kim ne ekerse karşılığında onu alıyordu. Ya da alması gerekirdi. Lakin karşılığını alamayınca küskünler oynanmaya başlandı. Her yaşanan olumsuzluk şer olarak nitelendirildi. Halbuki alemlerin tek sahibi “şer görünenin ardında hayır var” diyordu.

“Kendine iyi bak nesli” de “ben nesli” de sabretmek istemiyor, hemen karşılığını almak istiyordu. Bunun için de hiç emek vermedikleri, kendilerini çok iyi anladığını düşündüğü, kendisi gibi düşündüğü insanlara sanal dünyada daha fazla değer verir oldu. Sanal alem dostluğu, gerçek alemi geçti. Çünkü uzaklardan davulun sesi güzel geliyordu.

Dünyadaki zulümlere şahit olunurken, kendi yaptığımız zulmümüz hafif görülmeye başlandı. Halbuki herkes kendi gücü nispetince zalimlik yapıyordu. Bu dünya ve içindekiler de sadece oyun ve eğlenceden ibaretti. Asıl olan ise yaptığımız güzel amellerdi.

Böylesi bir ortam şeytanın bize oynadığı en büyük oyun muydu?

Yoksa şeytan, Allah’ın affına güvendirerek bizi kandırıyor muydu?


Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Avatar
Yeliz Aktaş 2017-10-01 09:04:59

Elinize, yüreğinize sağlık ablam