İlk gençlik yıllarımda “muhafazakâr”ları pek tanımazdım.

Ruhum “Kıble”ye yönelmeyi arzu ettiğinde, mesleğimi “muhafazakâr” medya organlarında sürdürme tercihinde bulundum.

Yeni atmosferimin belirgin simalarını tanıdıkça, büyük bir bölümünün ne kadar samimi, ne kadar vatansever insanlar olduklarını gördüm.

Çok üstün özellikleri vardı.

Eksiklik olarak da, çoğu muhafazakârın “meşruiyet ispatı” çabasında olduğunu fark ettim.

Kendilerini baskı altında hissediyorlardı.

Camia’nın önde gelenlerinden birine “Bizimkiler niçin başkaları tarafından beğenilmeyi bu kadar arzu ediyorlar? İnançları gereği çok daha üstün oldukları halde, medeni cesaretleri niçin bu kadar eksik?” diye sorduğumda…

“Çünkü” demişti,

“Bu insanlar çok zulüm gördü, çok aşağılandı, çok horlandı. Rejim elitleri, bizimkileri çok ezdi. Bizimkiler ‘köy’ kökenlidir. Tırnakları ile kaza kaza gelmişlerdir. Her gittikleri yerde de ayrımcılığa uğramışlardır. Şöyle bir ayağa kalkmak istediklerinde de, postalların altında ezilmişlerdir!”

KAPICI MEHMET EFENDİ!

Evet, ilk gençlik yıllarımda etrafımdakiler, genellikle “babadan, dededen” görmüşlerdi.

“10’ncu Yıl  Zihniyeti”nin mensupları olarak iyi okullara gitme, iyi şartlarda yaşama imkânına sahip olmuşlardı.

En kötü, bir memuriyet kaparak ayrıcalıklı konuma gelmişlerdi.

Muhafazakârların babaları, dedeleri ise “köylü” idi, ya okuyamamışlar ya da çok güç koşullarda okumayı başarmışlardı.

Bizim “kapıcı” Mehmet Efendi’nin dört çocuğu vardı, tek odada yaşarlardı, aile boyu “kapıcılık” yaparlardı.

O çocuklar okudu, mühendis oldu, doktor oldu.

Yıllar sonra Mehmet Efendi’yle karşılaştım, “giyim-kuşam” üzerine bir mağaza açmıştı.

Bana o yılları anlattı, ne sıkıntılar çektiğini, nasıl horlandığını…

Dedi ki;

“Oradan kendi evime çıktıktan sonra, çağrı zili çalar da duymam diye uzun süre huzursuz yattım!”

Malûm, bir tabağı kıran hizmetçi ise “azar” işitir, evin hanımı ise “nazar çıktı” denir!..

Bir vakitler bu “sınıf” ayrımı çok koyu idi.

Doktorlar, doçentler, profesörler çok ağırlıklı olarak “belli” kesimdendi.

Sonra sonra…

“Muhazakârlar” toparlanmaya, her alanda iddia sahibi olmaya çalıştı ama farkı kapatmak kolay değildi.

Bu camianın mensupları “elit” kesimden birileriyle boy ölçüşebilir noktaya gelecekken,  “postallar” altında ezildi.

Bunların hepsi süreç içinde aşıldı ama geride “izler” kaldı.

Birilerinden fazla etkilenme, beğenilme çabalarına girme halleri devam etti.

“Sosyeteye girmeye çalışan köylü kızı”nın ruh hâli, uzun yıllar boyunca aşılamadı.

Merhum Menderes, Merhum Özal, Merhum Erbakan, Merhum Yazıcıoğlu ve diğer “millet kahramanları” yönetimin el değiştirmesinin sembol isimleri oldu.

Recep Tayyip Erdoğan “çıtayı” çok yukarılara çıkarttı.

Bu isimler, “Camia”ya özgüven aşılamaya çalıştı.

Biraz oldu, biraz olmadı.

Şimdi…

Bir büyük hedef var; yönetim sisteminin tam olarak değişmesi için 2019’un “güzel skorlarla” geçilmesi gerekiyor.

ÖZGÜVENİNİ KAYBETME!..

Tam da bu noktada, “Camia”dan birilerinin “algı operasyonlarından” etkilendiklerini, sağda solda “olumsuz” mesajlar verdiklerini görüyorum.

Sanki, işlerin “terse” dönmesinden “korkuyor” gibiler.

Bunların büyük bir bölümü “art niyetle” hareket ediyor değil…

Algı operasyonlarından etkileniyorlar!.

Etkileniyor ve etrafındakileri de etkiliyorlar!..

Çok bilmiş edalarıyla dile dökülen, “2019’da işler çok zor azizim, çok zor!” yollu boş lâkırdılar, “Askerlik kısalıyor” söylentisi gibi kulaktan kulağa yayılarak, inandırıcılık kazanmaya başlıyor!

Büyük değişimlere ve başarılara imza atmış bu “Camia”nın çok daha fazla özgüvenli olması gerekmiyor mu?..

Bu “Camia”ya karamsarlık yakışır mı?

Kendisiyle yarışan bu “Camia”nın “algı karartma operasyonlarından” etkilenmemesi lâzım.

ETKİLENMEYİN, ETKİLEYİN!

Evet, büyük mesafeler alındı.

“Toprak kokan” insanlarımızın evlatları, bugün çok daha iddialı.

Ancak…

Yine de, “geçmişin izleri”nden tamamen kurtulabilmiş değil bu “Camia”nın kimi fertleri.

Algı operasyonlarından çok etkileniyor, sağda solda “moral bozucu” lâflar ediyor, şer odaklarının abartılarını baz alarak ense karartıyorlar.

Hayır…

Elbette sorunlar var ama işler kötüye gidiyor değil.

Türkiye’yi on beş yılda üçe kat büyüten bu “Camia”nın mensupları, ülkeyi uçurumun kenarından alıp, Allah’ın izniyle bugünlere getirmeyi başardı.

Dünya yanıp yıkılırken, Türkiye ayakta.

 “Yüzde 7”lik büyüme rakamı şaşırtıcı değil.

Uluslararası bağımsız denetim firması PwC’nin her yıl dünya genelinde 1400’e yakın CEO ile gerçekleştirdiği Küresel Araştırma’dan, “Türkiye, milli gelir bakımından, 2050’ye kadar 10 büyük ülke arasında yer alacak!” sonucu çıkıyor.

Bu kadro, ülkeyi “batma” noktasından aldı.

Bütün tersanelerine girilmiş, bütün bankaları batırılmış bir ülkeyi bugünkü iddialı noktasına taşıyan bu kadro, iktidarının 15’nci yılında büyük bir “yenilenme” hamlesine girişmiş durumda.

Ben, bu sürecin başarıyla tamamlanacağına, Recep Tayyip Erdoğan önderliğindeki milyonların Allah’ın izniyle bunu da başaracağına yürekten inanıyorum.

“DURGUN SU KİRLENİR, HAREKETTE BEREKET VARDIR!”

Bir takım yenilenirken sarsıntılar olabilir, oyundan çıkmak istemeyenler farklı hareketler yapabilir, memnuniyetsizliklerini belli edebilirler ama değişim kaçınılmazdır ve değişime direnmenin faydası yoktur.

Durgun su kirlenir, akan su kir tutmaz.

Harekette bereket vardır…

Gelişmelere böyle bakmak, değişimi desteklemek, “batıdan gelen saldırıları”, gelişen Türkiye’nin frenlenmesine yönelik çabalar olarak değerlendirmek…

Algı operasyonlarına karşı dimdik durmak, hedefe kilitlenmek…

“Gerekli ikazlarda bulunmaktan” vazgeçmemek ama her yapılanı karalayanların oyunlarına da gelmemek…

Bu ülkeyi yönetebilecek kabiliyet ve güçte bir başka siyasi partinin olmadığını görmek…

“Şeddeli Faşist Diktatör” zihniyetin uzantısı olan “şer odağı” yapının kışkırtmalarına kapılmadan...

Büyük bir özgüvenle yürümek…

“2019’da iş çok zor azizim” yollu “motivasyon düşürmeyi” ve “farklı arayışlara girmeyi” empoze eden lâflara fazla takılmadan yürümek…

Tabii, işi ciddiye alarak…

Asla gevşemeden yürümek lâzım.

“Etkilenmeden” yürümek, “etkileyerek” yürümek lâzım.

Bir başka siyasi hareket,  “Ülkeyi çok daha iyi yönetebileceğine ikna edinceye” kadar bizim duruşumuz böyledir.

Hali hazırda, Recep Tayyip Erdoğan’ın ve Ak Parti’nin alternatifi yoktur.

Türkiye’yi hedef alan “batı ittifakı”na paralel politikalar izleyen partilerin bu milletten destek alma imkân ve ihtimali görünmemektedir.

Ak Parti’de problemler vardır ama muhalefet partilerindeki problemler çok daha fazladır.

Toprak Kokan” insanlarda moral çöküntüsü oluşturmak isteyen odakların faaliyetlerini iyice hızlandığı bu süreçte, AK Parti’nin en büyük eksiği“algı operasyonlarına” karşı koymak için kullanması gereken güçlü “iletişim kanallarından” mahrum olmaktır.

AK Parti, sağlıklı “iletişime” ağırlık vermeli, kendini anlatma işini sadece Recep Tayyip Erdoğan’ın omuzlarına bırakmamalıdır.

Bu camia, ne olmadığını değil de ne olduğunu anlatmakta başarı gösterirse, 2019’un o kadar zorlu geçeceğini düşünmüyorum.

Enseyi karartmayın.

Onun bunun tezgâhına gelmeyin!..

İngiliz Parlamentosu’nda FETÖ Paneli!..

İngiliz Parlamentosu'nda (Avam Kamarası) FETÖ'nün İngiltere'deki derneğinin “Türkiye Nereye?” konulu bir panel düzenlenmesine ne dersiniz?

Böyle bir şeye izin verilmesine!..

İngiliz Parlamentosu’nda “DEAŞ” Paneli düzenlenmesinden ne farkı var bunun?..

Çok açık.

Batı, “Türkiye’deki yönetimin bir darbe ile devrilmesinden yana!”

Bunu denediler, direkten döndü.

O yolla yaptıramadıklarını şimdi “politik figürleri kullanmak” suretiyle yaptırmak istiyorlar!..

“İngiltere” önemli!..

Dikkat buyurunuz!..

Kerim Balcı’nın Görüntüleri

Bu arada 15 Temmuz darbe girişimi gecesi canlı yayına katılarak millete "dışarı çıkmayın" diyen…

Cumhurbaşkanı Erdoğan için de "Teslim ol!" çağrısı yapan FETÖ tetikçisi Kerim Balcı’nın görüntüleri de ibretlik.

Tam bir FETÖcü görüntüsüyle, pişkinliğiyle karşılıyor kendisine “O ekranda donan adam siz miydiniz?” diyen vatandaşlarımızın sözlerini.

Gülerek;

“Evet, bendim!”

Bu tipler böyledir.

Bir vakitler, “Sen ne adi, ne şerefsiz yaratıksın” diye hem de cümle alemin içinde yüklendiğim bu yapının mensuplarından biri, aynı model bir gülücük atmıştı, hiç unutmam.

Kerim Balcı…

Bir gazeteci!..

“Kaset sırtında gelen” malûm politikacıya  göre, bunun gibiler “basın mensubu!” oldukları için “dokunulamaz” olmalı!..

Yani…

Bir şey diyeceğim de…

Bana yakışmaz!..


Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Avatar
Hüseyin ZAVALSİZ 2017-11-03 14:08:59

Yazıyı okurken aklıma öğrencilik yillarim geldi Rahmetli Erbakan dönemini 28 Şubat i hatırladım bir an sonrası malum Başörtülülerin okula alınmaması İmam Hatiplerin önünün kapatılmaya çalışılması o zamanki siyasetçiler siyaseti itibarsizlastirdilar meclise sarhoş gelmeleri ayılıp gelemiyende çok vardı ekonomik krizler kemerin maaşını ödeyemeyecek duruma gelmişlerdir tam o sırada AK Partı yetişti bütün bunları kısa sürede çözmeyi başardı hamdolsun. Yalnız bu dönemi yasamiyan şimdiki gençlerimiz var Bu gençler Herşeyi Ak Partide gördüler ama AK Parti öncesini yaşamadılar bilmiyorlar bundan dolayı bu gençler için yeni alanlar ve yeni çalışmalar yapılmalı gençlere iş aş ve umut verebilmek lazım. AK Parti her kesime hitap ediyor en basiti dün yerli otomobili yapacak babayiğit Ler aciklandi sosyal medyada bu işi Karsan a vermezler çünkü o AK partili değil yorumları çok ama çok vardi. İşte AK Parti'nin farkı işi ehline vermek. Yerli otomobil konsorsiyumun da Karsan da var. diyecegim o ki AK Parti iktidara geldi de çocuk olanlar şimdi genç bu gençler önceki kusakin çektiği çileleri çekmediğinden gençlerine yeni söylem ve hizmet alanları açmak gerekli dir.

Avatar
İsmail Çellik 2017-11-03 06:37:14

Ah şu eziklil, hâla mı dostlar

Avatar
Metin Kaya 2017-11-03 11:58:42

Özgüven çok önemli özgüvenimizi kazanmamız gerekiyor