Yüz yıldır kanayan, kanadıkça değerlerini bir bir kaybeden coğrafyamızda, zalime de mazluma da adı sorulmaz düsturumuzu zulmün rengi ile boyanmış kara petrolün alınıp satıldığı yeşil dolarlarla değiştirdik.

‘Haksız güç zalim, güçsüz hak çaresizdir’ özdeyişi gereği hep çaresizleri oynadık. Haksız gücün yanında olduğumuzda veya haksızlığa gözümüzü yumduğumuzda zulmün bir gün gelip bizi de bulacağını unuttuk. Mavi Marmara gibi açık bir zulüm karşısında bile zalimlerle uzlaşı yolu bulmaya bahaneler uydurduk. Bıçak kemiğe dayandığı için Türkiye, Fırat Kalkanı ve Zeytin Dalı harekâtlarını yaptı. Harekâtların bitmesi Türkiye’nin amacına ulaştığı anlamına mı geliyor? Asla! Münbiç vardı sırada, Rojova vardı. Kandil vardı… vardı vardı vardı… ABD muhaliflere yaptığı yardımı bile keserek bölgenin kontrolünü PKK/PYD üzerinden sağlayacağını bir kez daha deklare etti.

Kuzu postuna bürünmüş kurt misali batıya mazlumu oynayıp ağlayarak, doğuda ise akla hayale gelmedik zulümler yaparak varlığını sürdüren İsrail’in bayrağına bir baksanız bölgede ne yapmak istediğini, ne yapmak için çalıştığını açıkça görürsünüz. Beyaz zemin üzerinde ortada bir Davut yıldızı, yıldızın iki yanında ise Nil ile Fırat’ı temsil eden iki mavi çizgi. Olayın Nil ayağını bir tarafa bırakarak bize yakın olan Fırat ayağına bakacak olursak, adamlar Babil Sürgünü ile ilişkilendiriyorlar tarihlerini ve Babil kralının esaretinden kurtaran Pers Kralı Keyhüsrev’e minnet duyuyorlar oldum olası. Pers’in devamı saydıkları İran’ı her ne kadar dışarda dalaşıyorlar görünseler de doğal müttefik bellediler. Bu yüzden ABD Körfez savaşında Irak’ı altın tepsi içinde İran’a sundu. ABD’nin Irak işgaliyle başladı bu iş, kimilerine göre bir, kimilerine göre iki milyon insan öldürüldü, en az üç katı da sürgün edildi. Kuzey Suriye, Musul-Kerkük petrollerini itirazsız İsrail’e aktaracak bir yapıya teslim edildi. Bu yapı bir çoklarımızı uyutadursun. İllegal bağımsız referandum ile ne yapmak istedikleri görüldü. Ve 12 Mayıs seçimleri. Seçim gününden beri Kerkük’te Türkmenler, Araplar ayakta. Oylarını sandıklara atmışlar, ama merkezde tutanaklar farklı tutulmuş. İstedikleri, oyların tek tek elle sayılarak kimin ne kadar oy aldığının ortaya çıkması. Bölgenin hâkimi ABD-İsrail ise Türkmen oylarını Kürt partilere taksim etme kurnazlığı ile güçle yapamadığını sözüm ona demokratik hilelerle sonuca ulaştırmanın sevdasında. Seçimlerle Lübnan’ı kıvama getiren üst akıl, Irak’ta da yapacağını yaptı ve Türkiye’ye karşı bir mevzii daha kazandı.

Gelelim işin Kudüs bağlantısına… 1967 öncesinde tek bir Yahudi’nin bile yaşamadığı Kudüs’ün tamamını işgal altında tutan ve BM kararlarını hiçe sayan Trump’ın imzasıyla Kudüs’ü başkent ilan eden İsrail, topraklarından edilen Filistinlilerin evlerine dönme haklarını Gazze sınırında silahla ve şiddetle bastırdı. 62 şehit 50’si ağır 3 bine yakın yaralı. 1948’den beri İsrail’in her zulmü karşısında toplanan, kararlar alan, bağırıp çağırıp ve dağılan Müslüman ülkeler bu sefer de İstanbul’da toplandılar. Hırsız evde olunca kapıya kaç kilit vuracağının bir önemi yok misali. Yine kararlar alındı, yaptırım olup olmayacağını hep beraber izleyeceğiz. 30 maddelik bir sonuç bildirgesi yayınlandı. Son maddesi BM’nin 194 sayılı kararı doğrultusunda Filistinli Mültecilerin evlerine dönme hakkını desteklediklerini, Kudüs’ün özel durumunu, ABD’ye tarafsız kalması gerektiğini, yasa dışı İsrail yerleşimleri konusunda uluslararası toplumun harekete geçmesi gerektiğini, büyükelçiliği Kudüs’e taşıyan ülkelere karşı siyasi ve ekonomik tedbirler alınmasını, Kudüs’ü Şerif’in Filistin’in ebedi başkenti olduğunu, ABD’nin yasadışı büyükelçilik kararının reddedildiğini, Tüm ülkeleri Filistin devletini resmen tanıması gerektiğini, BM ve BMGK’da konuyla ilgili çalışmalar yapılmasını İsrail makamlarının cezai sorumluluğunun belirlenerek cezalandırılmasını, İsrail’in suç ve katliamlarının soruşturulması için uzmanlar komitesi gönderilmesini, en önemlisi de uluslararası barış gücü gönderilerek Filistinli mazlumların korunmasını talep etti. Bu taleplerden ne kadarının uygulanacağı, ne kadarının öncekiler gibi havada kalacağını göreceğiz.

Kerkük’te Türkmenlerin, Suriye’de Esed, DEAŞ, PKK/PYD-ABD zalimlerine direnen müminlerin, Kudüs’te Filistinlilerin yanında yer alabildiğimiz kadar, küresel emperyalizm ve onların yerel işbirlikçilerinin tezgâhlarını o kadar bozarız. Erbakan Hoca’nın dediği gibi, 8 milyonluk İsrail için 1,5 milyarlık Müslüman ebabil kuşlarını bekliyorsa, ebabil gelse İsrail’in yerine zulme sessiz kalan bizleri taşlayacağından emin olabilirsiniz.

Yahudi, her Yahudi diğer Yahudi’den sorumludur düsturuyla çalışıp ticaretini yaparken, İsrail halkını korumak için silah kullanırken, bizim siyasetçilerimiz silahlarını ve iktidarlarını korumak için halklarını kullanıyor. İsrail zulümlerini her hâlükârda destekleyen birkaç uluslararası şirketi sayalım da işin ne kadar karmaşık olduğunu görelim: Starbucks, ABD’de medyayı elinde tutan The Limited Stores, bir diğer medya devi The Home Depot, DİSNEY; AOL/Time, Coca Cola, Estee Lauder, Sarah Lee, Fox televizyonu, Fox eğlence, Nestle, Overseas Adventure Travel, IBM, Kimberly-Clark, River İsland giyim zinciri, Nokia, Timberland, Desert Eagle, Caterpiller…  Yani Türkiye’ye yatırım yap diye çağırdığımız iş dünyası bu işin gırtlağına kadar içinde. O yüzden daha zulmün kınanmasına yeltenilmekle, dolar operasyonu başlayıverdi.

Sözün özü, meselemiz Müslüman olmak veya olmamak, Evrensel Müslüman kimliği ve hassasiyeti ile hür bir ümmet olabilmek. Ya da hesapçı, çıkarcı, teslimiyetçi cemaat kimliği ile köle sürüleri olarak kalmak… İşte bütün mesele bu.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.