Keşke!

           Kelam ilminde muhal diye tabir edilen yani olması mümkün olmayan şeydir “Keşke…”

           Ama mümkün olsaydı ve Erdoğan bugünkünden çok daha farklı bir yerde olsaydı. Mesela ulusalcı bir mantaliteyle Kemalist bir ideolojiyi savunuyor ve de günümüz halk partisinin başında siyasetle iştigal ediyor olsaydı, emin olun sol tandanslı kim varsa aşk ve şevkle şunu diyecekti.

         "Bu adam Atatürk'ten sonra başımıza gelen en ulu en yüce lider, tanrı onu kutsasın."

            Klişeleşmiş mottoları haline gelen parolaları ise  "Tür-ki-ye laaaiktir laaaik ka-la-cak” tan ibaret olacaktı.

            Şayet Erdoğan etnik ülkücü olsaydı ve tüm etnik milliyetçilerin önüne düşüp dokuz ışık yakan önderleri olsaydı, istisnasız bütün ülkücüler şunu diyecekti. "O bize Mete Han'ı, Alparslan'ı ve de Ertuğrul'u anımsatan milenyumun en büyük Türk Hakanıdır. Allah Başbuğ Erdoğan'ı Ongun Kuşunun ve de Ergenekon’dan kopup gelen kurtların piri hürmetine kutlu kılsın."

            Tabi ki ilkesel manifestoları da bilindik o cümle olacaktı.

           "Ül-kü-cü ha-re-ket en-gel-le-ne-mez..!"

            Yok, Erdoğan mevzubahis edilen mukaddes gömleği çıkartıp Ak Parti'yi kurmak yerine gelenekçi olup Milli Görüşçüyüz diyenlerin, hülasa Saadet'i tek ve yegâne hak partisi olarak görenlerin başında Erbakan Hocalarının el verdiği müstakim adam olarak kalsaydı onlarda şunu diyecekti."

            Hocamız gitti ama başımızda hocamızın talebesi, veliahttı var şükür. Onun rıza-i bariden yana hayallerini yeryüzünü saran çağdaş nemrutlara rağmen icra ve ifa edecek biricik Fatih hem de tek Abdülhamid’dir o. Yüce Mevla onu başımızdan eksik etmesin, bu milli ve kutlu davamız bi-iznillah onunla daha da güçlenecek, cihat niyetine tazarru bilip aşk ile dillendirecekleri sözleriyse;

            “Tekbiiirrr..! Allaaahu ekber!-Mücaahiiiitt Edoooğan...!” olacaktı elbette.

            Her bir görüşün gizliden gizliye gönüllerinde keşke bu adam bizim sertacımız, liderimiz, siyasi sofralarımıza önderlik edenimiz olaydı iştiyakı korlanırken bütün "muhalefetin" yekvücut olup meczup ve esrik bir ruh haliyle Tayyip gitsin türküsü söylemekten neredeyse cuşa gelip cezbeye durduğu son noktada "Kış kış cinler kış kış. Tayyip kış kış tayyip" modunda oluşları ya benimsin ya toprağın sevdasından olsa gerek. “Ya bizim liderimiz ol ya da hiç olma…”

            Öbür taraftaysa kafası bir türlü basmayan, söz de apolitik, bidon kafalı biz Anadolu çocukları olarak mecnun olmuşçasına “İlla da Erdoğan, Erdoğan da Erdoğan” deyişimizin sebebi ne ola ki?

            Kimi kadın milletinin sürekli yükselen borsayla yarış edercesine dekoltesiyle bedenini halka arz ettiği, kiminin de pür tesettür dolaştığı özgürlük ortamı mı sebep? Her iki erkekten iki buçuğunun sakallı dolaştığı ve irticanın bir türlü hortlamadığı rahatlık mıdır sebep? Ya da tüm hemcinslere ve karşı cinslere huzur zehirlenmesi yaşatan hastaneler, üniversiteler, yollar, köprüler, hızlı trenler ya da her evin önünde duran lüks arabalar mı peki? Belki de İHA ve SİHA'ların gölgesinde teröristlere göz açtırmayan paşaların ve de askerlerin özüne dönüşü olmasın?

           Belki de Erdoğan için tezgâhlanan onca suikast planına rağmen kefeniyle çıkıp meydana "Dünya beşten büyüktür, Kudüs de İslam’ındır, biz de bütün mazlumların hamisiyiz" diyerek kâinata meydan okuyuşu mudur?

           Ben söyleyeyim ne olduğunu!

           Kimse merak etmesin, biz istemezük türküsünü dillerine pelesenk eden goygoyculardan çok daha iyi biliyoruz bu ülkede yaşanan sıkıntıları. Doların yüksek olduğunu da mazotun pahalı satıldığını da... Eğitim sisteminin bir türlü rayına oturmadığını ve de her şeye rağmen ahlaki dejenerasyonun bir türlü önlenememiş olduğunu da... Ne yaparsak yapalım terörün önüne geçilemiyor oluşunu da... Daha birçok şeyin farkındayız.

          Öyle ki dedesi Selçuklu, babası da Osmanlı olan… Annesi ise Hicaz sırtlarından kopup gelen bir medeniyet olan bu ülkede değil bir tane Erdoğan; her ile birer tane olmak üzere aynısından 81 adet Erdoğan’ı çoğaltıp piyasaya sürsek, yine de bazı şeylerin üç beş yılda önüne geçilmez geçilmez oluşunun da farkındayız.

   Bir ülke düşünün ki doğduğundan beri her daim fıtratından uzak bir şekilde büyüyen, büyütülmeye çalışılan çocuk gibi adeta. Yıllarca Osmanlıca gülerken, bir gecede Latince gülmesini belki de gülmeyi unutup ağlamasını belleyen bir çocuk.

        Dahası tam ergenlik çağına gelmişken İsmet İnönülerin yüz üstü düşürmeye, Demireller'in sirkte avutmaya çalıştığı… Çillerin çamurlu sularda perişan vaziyette bir başına bıraktığı, Yılmaz'ların çırılçıplak ayazda; Ecevitler'in ise güneşin altında aç biilaç bırakıp adeta sokaklarda ayakkabı boyattırıp simit sattırdığı, çar çakala muhtaç ettiği bir ülke düşünün...

         Şahin ama birilerince serçe muamelesi gören. Aslan ama kedi misali pışpışlanan... Menderes'lerin, Özal'ların ve de Erbakan'ların ancak gözyaşını silebildiği, sarıp sarmalamalarına, derdine bir çare olmalarına her fırsatta birilerinin razı olmadığı bir ülke... Dilinden, dininden, aslından, neslinden, özünden, sözünden, baharından güzünden... Hülasa doğuştan gelen bütün meziyetleri budanıp, sahip olduğu mirasından her dem mahrum büyüyen zeki ama zorla deli gömleği giydirilen, cevval ama korku tünelinde yol yürümeye terk edilen bir çocuk misali bönleştirilen bir ülke.

          Nerede ise bütün komşularının ve tüm ecnebi devletlerin, ne zaman hastalanıp bitap düşecek, hele ki hangi ara yıkılacak dercesine gözüne baktığı, koca dünyada hakkı ve hakikati savunan tek başına kalmış, mazlum milletlerden başka varlığına tahammül edemeyen bir tek devletin dahi olmadığı bir ülke…

          İşte o ülke ki pejmürde bir çocuk halinde iki binli yılların başına gelindiği günlerde söz de bu ülkenin yöneticileri ve de onlara yardakçılık eden zavallılarca bir uçurumun kenarına getirilip bırakıl- mıştı Erdoğan omzuna elini koyduğunda.

           İşte o ülke ki düştü düşecek bir vaziyetteydi. Yedi düvelin yardan aşağı tepe taklak gidişine alkış tutacağı ana ramak kaldığı bir haldeydi. Takvimler 2003 yılının Kasım’ını gösteriyordu Mevla’nın yüzüne gülüp de ferasetli Anadolu çocukları onu ilk defa kucağına bastırdığında.

           Dahası Erdoğan ve Türkiye sevdalısı milyonlar bu güzelim ülkenin yüzünü gözünü silip bir de en afilisinden kıyafet giydirmeye niyetlendiği her bayram arifesinde kimi nisanlarda demokrasi bekçisi, kimi mayıslarda gezici yaftasıyla, kimisi de temmuzlarda fetöcü adıyla engel olmanın derdine düştüler.

          Hala da vazgeçmişte değiller.

          Sizler de vazgeçmiş değilsiniz.

          Ama biz de vazgeçmiş değiliz.

          Merak etmeyin biz sizden çok daha iyi biliyoruz bu ülkenin ne mahzun haldeyken hamdolsun ne denli mamur hale geldiğini. Siz en genişinden evin, en lüksünden arabanın, giyinip kuşanmanın, telefonun, tatilin, özgürce dolaşıp ibadet etmenin, gönlünce yiyip içmenin hülasa lüks içinde kudurmuşluğun sarhoşluğuyla kendi kuyruğunu yiyen yılan misali Erdoğan gitsin derken bizler babaannemin dediği gibi "Değil tüm malımızı ve mülkümüzü kaybetmek, tabiri caizse acımızdan gebersek de Erdoğan" diyeceğiz.

          Yeniden Demireller, Ecevitler peyda olmasın diye...

         Cem Uzanlar, Erol Aksoylar, Engin Civanlar, Egebanklar bu ülkenin milyarlarca parasını iç etmesin diye...

           Rektörler yeniden kızlarımızın saçıyla başıyla uğraşıp geleceklerini turnikelere sıkıştırmasınlar diye...

          Askerimiz kışlada düşmanı alt etmenin hesabını gütmek yerine sokaklarda millete ayar vermenin sevdasına düşmesin diye...

         Allah dediği için Merve Kavakçılar meclisten kovulmasın, Ümmet dediği için Erbakanlar masa başında soğuk terler dökmesin diye...

        Ülke çar çakala muhtaç edilip de güya kurtarıcı Kemal Dervişlerin kucağına itilmesin diye...

         Kestiği kurbanı yeniden gece yarısı camiye gizlice bırakıp kaçanlar olmayalım diye...

         Daha binlerce şey için…

        Yine Erdoğan diyeceğiz. Biz başımızda Türkiye’yi büyüten Erdoğan sevdamızla, siz ise bizim neden Erdoğan’ımız yok” ile biten kıskançlık ürünü nefret kaplamalı keşkeler büyüten gizli Erdoğan aşkınızla

         Tüm ülke hep bir ağızdan “Erdoğan da Erdoğan” demeye devam edeceğiz…

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.