Bir anne duası örtün üzerimize şimdi

Bu göğün altında çok kalp kırdık… (Atıf Bedir)

Geçtiğimiz gün sosyal platformda ansızın karşılaştığım bir yazı özetle “insanda beni güzel suretten ziyade etkileyen detaylar vardır. Ben onda kusursuzluk aramak yerine onu, diğerlerinden ayıran kusurları bulmaya çalışırım. Ben onu başkalaştıran ve ona mahcubiyet yükleyen eksikleriyle tanışmak isterim. Yüzünü, kusursuz bir yüz şımarıklığının dışında tutan yara izleri daha cazip gelir bana. O izler bir kalbi kim bilir ne kadar güzelleştirir” diyordu… Hiç tanımadığım bir insanın kalbe tanıdık gelen satırlarını - yaprağımın simasını güzelleştireceğini bilmeden- sadece okuyup geçtiğimi zannettim…

Sokakta, okulda, parkta… Ömrümüzün herhangi durağında, yüzünde hüznün tebessüm nişanını taşıyan insanlar görürüz. İster esmer, ister sarışın, ister kumral olsunlar, gönüllerindeki ışık simalarına vurmuştur. Işık, rüzgâr olup dokunmuştur ya bir kere içimize her hâlleriyle “hüzün ve tebessüm” peygamberinin zamanından bir buse, bir katre getirirler bize. Biz isim veremediğimiz bu aşinalığı büyük adımlarla severiz. Karşımızdakinin öyküsü okunmaz olunca daha çok severiz. Yürüyüşleri, oturuşları, söylemleri, sesleri eski bir musikiyi anlatıp, eskilerin o tahammül edilemez uzaklığını sakladıkça daha da çok severiz. Sayıları azdır onların, hâle yön veren gönüllerine az rastlanır. Asrın sızısına vakur bir nezaketle direnebilmek zor iştir çünkü. Kendi ağrılarını ağırlama fırsatı bulmadan, başka iklimlerin sancılarını buyur ettikleri için yüreklerine, zordur onlar için dünyanın içinden geçmek ve bu zorluğu tüm şiddetine rağmen lisanına aksettirmemek… Onlar her karanlıkta tutunurlar gökyüzüne. Göğün lisanı dünyalı değildir çünkü…

Biz ne kadar bohem bir yaşantının izlerini sürersek sürelim yoktur bu güzelliği görünce dikkat kesilmeyenimiz. Severiz onları ve hatta sevdalanırız. Şairin ifadesiyle “güne gülümseyen”, yorgunluğu Rabbin ikramından bilen, insana “emanet” şuuruyla muamele eden ve O’ndan gelene katlanabilen bu kimseleri yoktur içimizden uzak bulma ve gönlümüzden uzak tutma gibi bir ihtimalimiz. Hiç değilse, herkesin kahkahaya boyandığı bir ortamda dalıp dalıp gitmelerini,  herkesin öfke arenası olan kalabalık caddelerde nezaketle yol verişlerini, nezaket adına birkaç dakikayı kayıp bilmemelerini, aktarılan bir fenalıkta bile güzellik bulma çabalarını, suya, toprağa, ağaca, kuşa bakarken Rabbi anmalarını severiz.

Onlar “ben sıkıntımı, keder ve hüznümü yalnızca Allah’a arz ediyorum(Yusuf 86) diyen ayetten kopmuş gibi dururlar. Onlar “Rabbin seni terk etmedi ve sana darılmadı.”(Duha-03) tesellisine tutunurlar. Onlar “Rahmân’ın kulları ise, öyle kimselerdir ki, yeryüzünde tevâzû‘ (ve vakar) içinde yürürler; câhiller onlara bir lâf attıkları zaman, “Selâm (Allah selâmet versin)!” derler (geçerler).” (Furkan 63)  letafetiyle bakarlar hayata… Onlar özeldir, güzeli anlatırlar… İçlerindeki mert sadakati bırakırlar yalnızlıktan şerha şerha olmuş ruhlarımızın önüne… Saklarlar, saklanmazlar…

Sizi bilmiyorum fakat kapladıkları alan itibariyle büyük dursalar da sayıları az olan bu güzelliklere ben, “kırgın insanlar” diyorum. Onları güzelleştiren hassaların, yaraları ve yaralarına gösterdikleri ketum saygıları olduğunu biliyorum. Sonra biliyorum yarasını sakladıkça ruhunu derinleştirme kabiliyetine sahip olanlardan bir başkasına zarar bulaşmayacağını… Hikâyelerindeki esrarın onları tahakküm altına aldığını… Yaşamlarımıza bu büyülü sırrın anlam kattığını… (Radyoda eski bir parça; herkes kendine sürgün biraz)

Onlardan birinin bir gün hayatlarımızdan tutacağını ve hiç bırakmayacağını…

Selam ile…

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Avatar
Okur 2018-05-08 10:05:35

Yüzlerinde hüznün tebessüm nişanını taşıyan bu kırgın insanlar sevilme ve sevdalanılma ihtimaline mazhar olduklarını bilselerdi hüzünlerindeki tebessümün ve tebessümlerindeki hüznünün şiddeti güneşi kıskandırırdı sanırım