Yolun, yolcu üzerindeki etkisine dünya saatiyle bakıldığında, yorgunluk çıkıyor ortaya. Öyleyse diyoruz, bizi bu yolda bırakmayan, hırpalamayan, bize bu yolda ihanet etmeyen, dost olan bir şey bulunmalı. Buralı dursa da, buradan olsa da çekip çıkarmalı, başka hayatlara, başka tarihlere, başka âlemlere taşımalı… Hatırlatmalı. Sıklıkla imkân bulamadığım halde samimi bir kalple, okuduklarıma yer vermeye çalıştığım bu köşede, üç kitaptan bahsetmek istiyorum bugün sizlere… Ramazan ayının ruhaniyetiyle bütünleşen, kalbimi kalabalıklardan alıp hüzünlü ama ihlaslı zamanlara taşıyan üç güzel eserden…

Aşkın Şehidi-Ahmet Turgut Kitabın “Kapı Yayınları”ndan çıkan son baskısı 504 sayfa. Kerbelâ üçlemesinin bu ilk romanında, kırmızı fon üzerine altın harflerle yazılmış “Aşkın Şehidi”… Arapça, Farsça ve Azeri Türkçesi’ne çevrilen kitap, dönemin tarihçesi ve şartlarını anlatmış giriş kısmında. Söz başında, Kevser Sûresi öncülüğünde yazılış öyküsüne yer verilmiş eserin. Ahmet Turgut, Efendimiz (s.a.v.)’in torunlarından ve onların aile efradından uzun duygu betimlemeleriyle bahsederken, hadiseleri, âyetler ışığında yorumlamayı tercih etmiş… Resul Torunu Hz. Hüseyin’in Mekke’ye gidişine, hane halkına rağmen sık sık kendisiyle yalnız kalışına ve tefekkür demlerine, Kûfe’ye davet edilişine ve meşakkatli seyahatine devam ettiği sırada içsel yolculuğuna, son süreçte ailesi ile yaşadığı ağır eza ve imtihana duygulu cümlelerle yer verilmiş. Roman aynı zamanda, Hz. Ali ve aile efradıyla ilgili geniş bir bilgi çeşitliliği sunuyor. Tarihin en üzücü, düşündürücü ve akıl dondurucu sahnelerini anlatmasına rağmen kitapta öfke diliyle karşılaşmıyoruz. Hz. Hüseyin ve Utbe’nin arasında geçen münazaralar, Hz. Hüseyin’in canına Mekke’de kast eden kölenin ölüm aralığı ve son noktada Hz. Hüseyin’e elçi olarak gidip gelen Hürr’ün Hakk’ın safına geçme sırasında yaşadığı gel-gitlerle birlikte yanında durduğu saf etkileyici…  Turgut, Aşkın Şehidi’nden sonra, Aşkın Secdesi ve Elçisini yazarak tamamlamış seriyi ve kitap sevdalılarına senelerdir üzeri kapatılan bir mevzuda tefekkür edip gözyaşı dökme fırsatı sunmuş. Ehli Beyt konusundaki ketum eksikliğimizi, latif yol işaretleri ile tamamlama yoluna gitmiş.

İbn Arabi’nin İzinde Hayal Denizi-Aydın Hız; 2018’de “Timaş Yayınları”ndan çıkan ve gri fon üzerine mavi-kırmızı izler bırakan kitap İbn Arabi’nin “İlahi Kudret, yarattığı şeylerde hayalden daha büyük bir şey var etmemiştir.” sözüyle başlarken, adeta geniş bir düşünce âlemine sürükleyeceğinin mesajını veriyor okuruna. Aydın Hız, evladıyla baş başa kalan hassas ve titiz bir tarihçinin yaşam öyküsüyle giriş yapıyor romanına. Şiirsel, sürükleyici betimlemelerle ilerleyen kitap, bir harita aracılığı ile İbn Arabi’nin çağına, felsefesine, dostlarına ve dolaştığı diyârlara taşıyor okuru; Ceziretü’l Hadra, Sebte, Tunus, İşbiliye, Kurtuba, Mağrip, İskenderiye, Palermo, Kudüs, Mekke, Bağdat, Musul, Konya, Halep, Sivas, Ahlat, Malatya, Şam… Eser, annesini kaybeden bir çocuğun ve eşini kaybeden âşık bir beyin ruh çıkmazlarına yer verdiği kadar İbn Arabi döneminde yaşanan yüksek ve kucaklayıcı anlayış ve dar zihniyet üzerinde de duruyor. Sıklıkla İbn Arabi’nin söz ve sohbetlerinin paylaşıldığı kitapta kültür ve coğrafyaları analiz etme fırsatı buluyor, mevcut çağ ile eski zamanları mukayese imkânına kavuşuyorsunuz. Hayal Denizi’nde “kuş”,”harita” ve “rüya” dışında “ayna” imgesiyle de karşılaşıyorsunuz… Bazen âşık bir baba kalbinin yasıyla hüzünleniyor, bazen bir çocuğun korku dolu bakışlarıyla buluşuyor, bazen kalbinizdeki Kudüs sızısının yerini hatırlıyor, küflü bir harita kokusunu genzinizde duyuyor, kalp renginizi tanıma çağrısına râm oluyor, Hallac-ı Mansur’dan, Selahattin Eyyubi’den, Sühreverdi’den, Süleyman Şah’tan bir izle karşılaşıyorsunuz…

Şeker Kırığı-Zeynep Sati Yalçın; Yazarın üçüncü kitabı olan Şeker Kırığı, İz Yayıncılık imzasıyla çıktı. Kitap 144 sayfa ve 19 öyküden oluşuyor. Buğulu, haki yeşil üzerine kalpten bir şeker bırakılmış kapak; sade, iddiasız fakat ince görselliği ile dikkat çekiyor. Arkada, haki yeşil-ahşap fon üzerinde “Zeynep Sati Yalçın’ın Şeker Kırığı’nda kırgınlığın, sadece kırgınlığın değil kırıklığın, kırılmışlığın öykülerini anlatıyor. Başkası olmayı deniyoruz okurken. Ama kendimizin dışına çıkamıyoruz. Büyük kahramana odaklanıyoruz. Ama aslında hikâyenin gölgede kalan hakkında olduğunu fark ediyoruz.” yazısı dikkat çekiyor.  Zeynep Sati Yalçın’ın öykülerinde, son dönemin –hikâye üzerinde hâkimiyet kuran ve tamamen iç monolog üzerine inşa edilen- hikâyelerinden daha farklı bir tarz görüyorsunuz. O, insan psikolojisine ve iç sesine yöneldiği kadar öykü akışını sağlayan olaylara da yer vermeyi tercih ediyor. Kitabın ilk öyküsü olan “Sandık” bir kapının önünden bakıyor kaybettiklerine. Yitirişin çocuk ruhunda açtığı elsiz ayaksız ve kalabalık yaralar kalbin belleğine sinerken bir ömrün alınyazısı telakki ediliyor. “Eşikte Hayat” bir yokluğun ve her şeye rağmen yoklukla gelebilen huzurun dokunaklı varlığıyla buluştururken okuru, “Yük” ölünün ardından çekilen vicdan azabını konu ediyor. “Oh Olsun”da huzurevinden sessizce ayrılan ve bir günü kendi çılgınlığına ayıran kadının öfkesiyle yüzleşmesi var. Kitaba ismini veren “Şeker Kırığı” ise anne-kız nezdinde kuşak çatışmasına değiniyor. “Misafir” savaştan huzura sığınmaya çalışan ve huzuru ararken alışkın olunmayan bir yoklukla karşılaşan gerçeklik öyküsü…”Eltiler”de yazar, günümüz kadınının içsel yarışını sese, söze dökmüş. Kitabın beni en etkileyen öyküsü ise “Sükûta Açan Çiçekler”; İlim açlığı çeken, bilgiye zor şartlarda ulaşan herkesin içinden bir cümleyi çıkarıp kalbine saracağı hikâye…

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Avatar
Üftade 2018-06-19 13:53:49

kitapların tanıtımına yer vermeniz büyük incelik ve vefanızın tezahürü.. ülkemizde önce yazarların birbirini okuyup diğer insanları teşvik etmesi elzeamdir. kutluyorum.