Türkiye kamuoyu 1974’ün Temmuz sıcağında Ayşe’nin tatile çıktığı Kıbrıs ile çok daha yakından ilgilenmeye başladı. Yurtta Sulh Cihanda Sulh mavalından, ‘hazır ol cenge ister isen sulhu salah’ realitesine Milli Görüş lideri Erbakan hocanın gayretiyle ulaşabildik. Orada yaşayan soydaşlarımızı, kardeşlerimizi hatırladık. Kıbrıs’ta kimin ne işi olduğunu o dönem yeniden öğrenmeye başladık. Larnaka’da Tuz gölü etrafında, Peygamberimizin sefer duasına mazhar olan Hala Sultan Ümmü Hiram’ın türbesinin Kıbrıs’ın tapusu olarak tüm dünyanın gözünün önünde durduğunu gördük.

Yine bir Temmuz sıcağında Kıbrıs, Lala Mustafa Paşa’nın seferiyle ticaret ve hac gemilerini soyan Venediklilerin elinden alınarak Osmanlı topraklarına katıldı. 1877 Osmanlı-Rus savaşıyla İngilizlere geçici olarak bırakılan adada Müslüman nüfusa karşı 140 yıldır, zulüm, işkence, ambargo, dışlanmışlık sözüm ona medeni dünya tarafından sürdürülüyor.

1958’de Türkiye’nin garantörlük hakkının tescil edildiği adada, batının şımarık çocuğu Rumlar hiçbir zaman boş durmadı. 1963’te Kıbrıs’ın tapusu olan Hala Sultan Türbesi’ni tahrip ettiler. Binlerce işkence ve katliam... Rumlar hem vuruyorlar hem ağlıyorlar. Vurmaları adanın hiçbir zaman için kendilerine ait olmadığını bildikleri ve gerçek ada nüfusunu göçe zorlamak istemeleri; ağlamaları da yaptıkları zulümlerin kendilerine döneceği korkusunu yaşamalarından kaynaklanıyor.

1974 Barış Harekâtı’nda Hala Sultan’ın türbesine ulaşamadan yarım bıraktığımız seferin sıkıntıları 43 yıldır devam ediyor. 1981’de Yunanistan’ın Avrupa Topluluğu’na üyeliğiyle Kıbrıs 3 garantörlü 2 taraflı bir sorun olmaktan çıkarılarak, Avrupa ülkelerinin de bir sorunu haline getirilmeye çalışıldı. 1983’de kurulan KKTC’nin tanınması için ise tavuk adımı kadar bile ilerleme sağlanamadı. Tek bir ülkeye Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’ni kabul ettiremedik. Görüşmeler, görüşmeler, görüşmeler, tavizler, tavizler, tavizler… 1997 yılında AB ile görüşmelere başlayan Kıbrıslı Rumlar 1 Mayıs 2004’te tam üye olarak kabul edildi.

Ambargoların kalkması için Türk tarafının verdiği iyi niyetli tavizlerin hiç birisi adanın tamamını işgal etmek isteyen Rumların gözünü doyurmadı. Annan planına bile hayır dedikleri halde, uluslararası kamuoyu Türk tarafını cezalandırmaya devam etti. Bizdeki siyasetçiler iç kamuoyunu oyalamaya devam ede dursunlar, Kıbrıs’ta Rumlar doğalgaz aramaya 2003 yılında başladılar. 2004 yılında ise AB’ye tam üye olarak kabul edildiler. AB’nin kendi değerlerini ayaklar altına alarak Kıbrıs Rumlarını birlik üyesi olarak kabul etmesinin sebebinin, Kıbrıs çevresinde var olduğu düşünülen 100 trilyon dolarlık doğalgaz ve petrol rezervi olduğu gün gibi ortaya çıktı. Yıllık gideri 650 milyar dolar olan Türkiye’nin 500 yıllık ihtiyacını karşılayacak bu büyük potansiyele ABD-AB-İsrail ekseni bir kez göz dikti. O yüzden Rumların açıkladığı 16 münhasır ekonomik bölgede sözüm ona İsrail gazı adı verilerek çıkardıkları gazları nasıl pazarlayacaklarının hesabını çoktan yapmaya başladılar. İngiliz, İtalyan, İspanyol, ABD şirketleri birer ikişer pastadan pay kapmak için sıraya dizildiler. Türkleri ve Türklerin tarihten gelen ada ve çevresindeki haklarını yok sayarak, zorbalıkla bu kaynakları elde etmenin yollarını arıyorlar.

ABD’nin kimyasal tiyatro ile Esed’i vurduğu gün Genelkurmay Başkanı Hulusi Akar’ın Akdeniz’deki haklarımızdan taviz vermeyeceğimizi açıklaması gerçek tehlikenin Kıbrıs olduğunu işaret ediyordu. Şu anda çeşitli ülkelerde 33 ila 40 savaş gemisi tam donanımlı olarak Kıbrıs çevresine konuşlanmış durumda. Kıbrıs’taki İngiliz ve ABD üslerini unutmayalım. Türk Deniz Kuvvetleri de 14 gemi ile Doğu Akdeniz’de alarm durumunda. Türkiye’ye verilen gözdağına karşı teyakkuzunu sürdürüyor.

İşin askeri tarafını bir yana bırakırsak Türkiye’nin bir an önce barış görüşmeleri komedisi adı altında oyalanmayı bir tarafa bırakarak Kıbrıs’ta iki devletli çözümü dünyaya bir an önce kabul ettirmekten, Türk devletini ilan etmekten başka çaresi yok. Bu iş de 24 Haziran seçimleri sonrasına bırakılacak gibi görünüyor. Maazallah seçimler 2019’a uzasa idi oyun kurucular Türkiye’de siyasi atmosfer sebebiyle Kıbrıs ve çevresindeki menfaatlerimizi çalmanın senaryosunu sahneye koyabilirlerdi. 24 Haziran seçimleri Türkiye’deki siyasi atmosfer sebebiyle birbirimizle uğraşırken elimizden Kıbrıs ve çevresindeki menfaatlerimizin çalınmaması için bir fırsat olacaktır. Yunanistan Ege’deki kayalıklarda boşuna tepinip durmuyor.

Akdeniz gazı için Gazze ve Filistin’e ambargo uygulayan, Mısır’da kukla Sisi’yi iktidara getiren, Suriye’yi ateşe veren, Kıbrıs Türkünü ambargo altında inim inim inleten, 15 Temmuz öncesi ve sonrasında Türkiye’de terör ve kaosa oynayan güçler aynı güçler. Akıl var yakin var, dağın ardında ekin var. Vesselam.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.