Sahil, selamete çıkılan yerdir derler. İçinden çıkanların da sergilendiği alan. Derinliklerindeki mücevherat sahilden gelecek ehil emekçileri bekler. Kıyıyı vuranlar, böylece kıyıya vuranları büyük bir elekten geçirirler. Kıyıda duranlar ise seyircidirler.

Yıllardır su kıyıyı vurur. İçindekiler kıyıya vurmamak için direnir. Ve dahi kıyıda duranlar da içine girmemek için mücadele eder.

Kıyıyı vuran her zamanki gibi asil duruşunu devam ettirir. Kıymetinden ve terkibinden ödün vermez. Asildir o sürekli hareketli duruşuyla. Teceddütteki aziz ve ali sahili vuruşuyla. Her daim vururken kıyıyı içindeki güzellikleri taşır oraya. Oradaki çirkinlikleri de alır götürür ta uzak diyarlara.

Aşkın en sadık temsilcisine benzer sürekli kıyıyı vuranlar. Her daim sevgilinin dudaklarını ıslatırlar. Kıyı, aşkının kirlendiğini her defasında dudaklarının üzerindekilerle ifade eder. Kıyıyı vuranlar ise böyle şeylerden iğrenmezler. Bazen süratle bazen de sakin bir hareketle dudağın üstündekileri alıverirler. Lakin bu sevdadan hiç geri dönmezler.

Kıyıyı vuranlar aynı zamanda üstündekilerini salim bir şekilde iskeleye limana bırakmak gayesindedirler. Kıyıyı vuranlar hareket etmeseler üzerindekiler hedefe gidemeyecekler. Evet asil olanlar yine kıyıyı vuranlardır. Çünkü onları sevdiklerine kavuşturur. İçindekilerin de hayatta kalmaları için sürekli temizlik yapar.

Esintilerinin sürekliliğiyle de kıyıda duranların hayat kaynağıdır kıyıyı vuranlar. Esintileri görülmeyen ama hissedilen bir latifliktedir. Kıyıyı vuranlar kıyının dışındakiler tarafından acı, sodalı, tuzlu ve kıymetsiz gibi tarif edilirken kıyıya vuranların hayat kaynağı idiler bu yüzden.

Uzun zamandır kıyıyı vuranların neyi kıyıya vurduklarını merak ettim. Bu nedenle de gittiğim bütün kıyılarda bunu gözlemlemek istedim. Kıyıya vuranlar içinde ne bir yakut ne bir zümrüt ne bir elmas ne bir inci ne altından bir maden ne de gümüşten bir gerdan gördüm. İnsanın dikkatini çekecek hiçbir değerli şey kıyıya vurmamıştı. En azından ben görmedim. Canlı olan değerli şeyler ise kıyıya vurunca ölüyorlardı. Bu nedenle de bütün kıymetlerini kaybediyorlardı.

Kıyıya vuranlar hafif idiler. Suyun derinliğine gidemediler. Suyun üstünde de yüzemediler. Kıyıya vurduktan sonra da kıyıdakiler tarafından rağbet görmediler. Hatta tahkir edilip toplatıldılar. Çöp gibi bir tarafa bırakıldılar.

Kıyıya vuranların bir kısmı da sadece ayaklar altında kaldılar. Üzerine uzananların bedenini okşadılar. En sonunda da toplatılıp beton yığınına dönüştürüldüler. Kıymetleri buradan öteye götürülmedi. Kıyıyı vuranlar da bir daha onları eskisi gibi sevmedi. Gelince kıyıya dolgu malzemesi oldular. Kıyıyı vuranların öfkesine gark oldular.

Bir de kıyıda duranlar var. Kıyıyı vuranların bütün ince ve latifliğine karşılık olanca katı ve sessizliğiyle yerlerinde dururlar. Ne uzayıp ne de kısalırlar. Oldukları yerde hep kalırlar.

Kıyıda duranlar kıyıyı vuranların seyrinden vaz geçip temasına karar verdiklerinde lazımdır onlara bir kaç parametre. Ağırlaşarak dalacaklar kıyıyı vuranların kalbinin derinliğine. Boğulmamak için de çalışacaklar kıyının yüzünde güzellikle dolaşıvermeye. Anladıkları zaman kendilerinin kıyıyı vuranların bir parçası olduklarını. O zaman bilecekler yoktur bu emel gurbetinin sonu.

Bazen köklerini uzatırlar gizli ve gizemlice kıyıya. Bazen usulce dallarını temas ettirmek isterler o ahenkli vuruşlara. Ama asıl olan gövdeleriyle karışmalıdırlar kıyıyı vuranlara.         

Fikir sahilinde duranlarla dava semtinde dolaşanlar da aynı konumdadırlar. İnsan da davasıyla kıyıyı vuranlar konumundadır.  Davadan ayrılışıyla kıyıya vurandır. Davaya bigane kalışıyla da kıyıda durandır. Davanın ne olduğunun yanında asıl olan insanın davanın içindeki samimiyetidir. Dava, sahili sürekli aynı içtenlikle vuran su gibi asil ve azizdir. Davadan uzaklaşan da kıyıya vuran değersiz şeyler gibi insanın nankör ve zalim halidir.

İnsandır hem kıyıyı vuran hem kıyıya vuran hem de kıyıda duran. Asıl olandır bunların en doğrusunun saffında duran. Bilinci ve emeğiyle kıyıyı sürekli vurur. Benliği ve gururu fikrin kıyısına vurdurur. Zaafı ve korkusu da fikrin kıyısında durdurur. Böyle bir üç yol dava insanlarının ömür merdiveninde sürekli düşüp çıkacağı basamaklar olarak vuku bulur. İnsanlık tarihinde altın harflerle yazılı olanlar ise zannımca kıyıyı sürekli vuranlar olur.

    Doç. Dr. Mehmet Emin ULUDAĞ

        

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Avatar
Hüseyin ZAVALSIZ 2018-02-24 00:27:33

Yazarımızın kalemine ve Gönlüne sağlık dava arkadaşlığı dava kardeşliği samimiyet iyi niyet kıyıyı vuran lardadır. Allah'ım ülkemizin zor dönemden geçtiği bugünlerde kıyıda duranların, kıyıyı vuranların safında yer almayı nasip etsin

Avatar
Aydın Saygılı 2018-02-24 12:32:15

Mevlam davasına sahip çıkanlardan eylesin sayılarını arttırsın. Yazarımızın gönlüne kalemine saglık

Avatar
Yasin YILDIZ 2018-03-21 07:47:12

Kalemine ve yüreğine sağlık sayın Hocam. Selam ve dua ile...