Yunanistan’da yaşanan yangından sonra insanların, hayvanların ölümünü, canlarını kurtarmak için giriştikleri mücadeleyi göğe yükselen dumanlar eşliğinde izledik. Yok olup giden ağaçlar, evler, araçlar da acının başka bir boyutuydu.

Yangın Yunanistan’da olunca komşuluk hukukumuz da devreye girdi. Cumhurbaşkanımızın açıklaması ile öğrendik ki Yunanistan’a yardım için tam tekmil hazır yardım ekibi Ege’de bekledi. Yardım için hazır beklendiği söylenmesine rağmen “Zaten yağmur yağacak.”gibi bir bahane ile yardım isteğimiz Yunan yetkililerce kabul görmedi. Zaten kabul etmeleri de düşünülemezdi.

Türkiye’nin iki kez yardım talebini reddeden Yunanistan’ın Fransa, Polonya, İtalya ve Almanya’nın yardımını kabul ettiği de gözlerden kaçmayacak bir gerçekti.

Türkiye her şeye rağmen üzerine düşeni fazlasıyla yapmış oldu.

Yunan bir piskoposun Başbakan Çipras’ın ateist olmasından dolayı yangından Çipras’ı sorumlu tutması da kara mizah tarihine yazılan bir not olarak akıllarda kaldı.

Peki yangının bizdeki yansımaları nasıldı?

Yangın Yunanistan’da çıkınca ve Yunanlılarla aramızın bir küskün bir barışık olmasından dolayı bir kesim pervasızca “Oh olsun!” edebiyatı yapmayı tercih etti. Elbette ölen insanları, hayvanları, yitip giden doğayı düşününce takınılan bu tavrın savunulacak bir yanı olamaz.

Gördük ki sanatçılar, işine geleni görmeyi alışkanlık haline getiren aydınlar ve birçok olay sonrasında sesi soluğu çıkmayanlar Yunan güzellemesi yaptılar, bu da acıyı paylaşma anlamında makul bir tavır olarak kabul gördü.

Elbette bir yere kadar. Yunanistan’ı komşu olarak görenler, orada yaşanan acıya ortak olanlar nedense yanı başımızdaki Suriye’yi hiçbir zaman komşu olarak göremediler.

Yunanlılara komşu diyenler Suriyelilere göçmen, mülteci demeyi tercih etti.

Ortadoğu’nun yıllardır yaşadığı vahşete gözlerini kapatanların bugün yaktıkları komşuluk ağıtlarını nereye koyalım? Acı evrenseldir, acının coğrafyası yoktur. Filistin’de de yaşanır acı, Yunanistan’da da. Rengi, şekli farklı olabilir ama acı iç yakarak ilerler.

Öğretmenler sınavdan kalınca

Toplumun bir kesimi büyük bir coşkuyla; “Öğretmenler sınavdan kaldı, yeni öğretmenler sınavdan çaktı” haberleri ile karşıladılar Öğretmenlik Alan Bilgisi Testi sonuçlarını. Bu mutluluk verici bir haber mi, elbette değil. Öğretmenleri bir şekilde eleştirmek için fırsat kollayanlara gün doğdu.

“Öğretmenler kendi branşlarından düşük not aldılar, bunlar mı öğretmen olacak?” gibi bir yaklaşım öğretmenleri dışlamanın, hedefe koymanın bir başka yolu. Ne yazık ki uzun bir süredir itibar kaybı ile karşı karşıya öğretmenler. Parmak sallanan, tehdit gören öğretmenlerin bir de bu şekilde yıpratılmaya çalışılması her şeyin tuzu biberi oluyor.

Konuya hakim olan herkes bilir ki üniversite eğitiminde gördüğü konuların yüzde onunu bile derslerde kullanmaz öğretmenler.  Verilen akademik eğitimin öğretmenlik mesleği ile ilgili olmayan yönü daha fazladır.  

Her işte olduğu gibi öğretmenlik de sahada elde edilen kazanımlarla başarıya ulaşan bir meslek.

Milli Eğitim Bakanı Ziya Selçuk’un öğretmen merkezli yaklaşımı büyük bir beğeni ile karşılandı çünkü uzun yıllar öğretmen varlığından habersizmiş gibi görülen bir süreç yaşanıyor. Öğretmenler de kendilerine hesap sormak için bilgisayarın ya da telefonun başına geçip şikâyet hattında soluğa alan velilerin tedirginliği ile kendilerini işlerine bile veremez oldular.

Öğretmenler gönül rahatlığı ve huzuru ile işlerine odaklandıklarında beklenen güzel günlere ulaşmamız çok yakın. Yeter ki öğretmeni eleştirmek için köşe başında bekleyen art niyetliler biraz insaflı olmayı seçsinler.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner623

banner624