Tarihe merakı olanlar, Batı dünyasının iç çatışmasız, savaşsız ve kansız geçen bir yüzyılının dahi olmadığını bilirler.

Batılı, kavga edecek kimseyi bulmazsa, aynanın karşısına geçip kendi ile kavga edecek kadar sorunlu bir genetik harita ve psikolojiye sahiptir. Batı’nın bu hırs merkezli kavgası yaklaşık 170 yıldır bize “ilericilik, demokrasi arayışı” olarak anlatılır.

İngiltere’de işçi sınıfının ve çocuk işçilerin bile günde 18 saat çalışma sorunda bırakıldığı ve yıllarca sömürülmesi üzerine çıkan emek sermaye kavgasından sonra sendika denen sistemi ortaya çıkardı. Bu sömürü düzeni ile çatışma sonucunda ortaya çıkan işçi sınıfı sığınağı bile bize Batı kültürünün bir lütfu olarak sunuluyor.

Bir başka diğer rezil örnek ise Magna Carta Anlaşması’dır. Bu anlaşma, bize insanlık tarihinin “ilk hukuk vesikası” olarak sunulur. Oysa hakikat öyle değildir. İngiliz Kıralı John, (Yurtsuz John) köylülerin ve yoksulların iman tahtasına çöktükten sonra zenginlerin, baronların ve düklerin de örekesine çöker.

Zenginlere ve “asil” sınıfa da yüksek vergiler koyar. Bu arada Normanlar da isyan etmişler. Yurtsuz John, hayatının hatasını yaparak Papalığa da bulaşınca Papa II.İnnocent zenginler sınıfı ile işbirliğine girdi. Ve John’u dize getirmeyi başardı. John, tahtını korumak adına Magna Carta’da bir anlaşma imzaladı. Bu anlaşma, kralın tahtı ile zenginlerin mallarını ve onların rahatlarını korumaya yönelikti. Tabi köylülerle fakirler üzerindeki vergi ve askerlik yükünü de hafifleten bir iki madde de anlaşmaya kondu. Kraliyet ile sömürgeci sınıfın kendi konumlarını korumak için yaptıkları bu anlaşma, bize dünyanın ilk “hukuk vesikası” olarak sunulur. Halbuki, Doğu’da, Çin’de, Turan mülkünde, Kartaca’da günümüzün bile ilerisinde olan “hukuk vesikaları” vardır.

İlhanlı yasaları, Çinlilerin Han Henadanlığı vatandaşlık ve ticaret kanunları, Türklerin Bozkır Yasaları hala birçok yönde günümüz anayasalarından daha ileridedir. Türklerin yaklaşık 10 bin yıllık “Toy”ları ile İlhanlıların “Kurultay”ının kötü bir kopyasını Batı dünyası Fransız İhtilali’nden sonra tanıdı.

Batı dünyası, Sanayi Devrimi ve sermaye birikiminden sonra dünyanın diğer bölgelerini sömürmeye başlayarak kendi değerlerini de bu toraklara yaymayı başardı. Demokrasi ve insan hakları gibi insanlığın kutsal değerleri, emperyalist batı dünyasının biz Doğululara karşı kullandığı en önemli argümanlardı.

Ama, Batı çıkarları söz konusu olunca, bu değerlerin hiçbir anlamı yok.

Batı, kendi çıkarları söz konusu olunca, kutsallarını ve bütün değerlerini ayaklar altına almaktan çekinmez.

Örneğin tarihten gelen bir alışkanlıkla, sürekli kendi dışındaki dünyalarda bulunan terör örgütleri ile sıkı bir şekilde teşriki mesai içerisinde olur, finanse eder ve onlara hamilik yapar.

Bir başka örnek ise, uluslararası casusluk ve terör şebekesi olan FETÖ’nün en büyük hamisi ve koruyucusu batı olmuştur. Batılı ülkeler, yüzlerce yurttaşımızı katleden Fetullahçı teröristlere kapılarını ardına kadar açarak, gerçek yüzünü ortaya koymuştur.

Batı’nın yaptığı son rezillik ise Vaclav Havel Ödülü’ne bu yıl bir teröristi uygun görmeleridir. Fetullahçı Terör Örgütü mensubu olan hâkim maskeli bir teröriste “demokrasi ödülü” veriliyor.

Peki bu teröristin mensubu olduğu örgüt ne yapmış, en büyük suçu ne? Demokrasi’nin temeli olan seçme ve seçilme özgürlüğü ile parlamenter sistem ve cumhuriyete karşı silahlı kalkışmada bulunmak, siviller üzerine ateş açılarak kitlesel ölümlere sebep olmak.

Bundan mülhem bir anlığına şöyle düşünsek:

Ankara, Brüksel metrosunda bomba patlatarak birçok kişinin ölümüne ve onlarcasının yaralanmasına sebep olan teröristin mensubu olduğu örgütün bir üyesine bir kahramanlık ödülü verse;

Ya da,

İstanbul’da Bağımsız Bavyera Dostları Derneği kurdursa,

Usame Bin Laden Dostları Derneği,

Paris Katliamını Yapanları Sevenler Derneği,

Çek Silahlarının Öldürdüğü İnsanların Dostları Derneği kursa ne olur?

Bütün batı dünyası teyakkuza geçer. Kundaktaki bebekleri bile en sofistike silahları kuşanarak Türkiye’ye saldırı için hazır kıta bekler.

Dedim ya farzı misal. Ama bu tür terörist faaliyetlerin yapılmasına bu toprağın insanı izin vermez. Biz Ahi Evranların, Hoca Ahmed Yesevilerin, Şahı Nakşibendilerin, Alperenlerin, Sofilerin yoğurduğu hamurun ürünleriyiz. Bu terörist faaliyetlerin isimlerinin anılmasına dahi izin vermeyiz.

Batı dünyası; AB’den ABD ve Commonwealth’ın ağa babaları insan hakları ve demokrasi alanındaki tüm değerlerini yiyip tükettiler. Bundan sonra dünyaya verebilecekleri bir şeyleri yok. Ve emin olun, kısa bir süre sonra ilk önce birbirlerini boğazlamaya başlayacaklar. Bu bir kehanet değil, Batı refleksini ve sahtekarlığını çözmedir.


Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.