“Şarkın sevgili sultanı” Selahaddin bir isim, ama iyiliğin, müsamahanın, azmin, mücadelenin ve imanın da sembolüdür. Eyyubî ismini tarih boyunca bir zafer sancağı gibi dalgalandıran unutulmaz kahramandır. Galibiyetler kazanan ancak bütün zaferleri Allah’tan bilen, nefsine pay vermeyen, üstün ahlak, fazilet ve erdem adamı abide bir şahsiyettir.

Yeryüzünde tarih boyunca karanlıkla aydınlığın, küfürle imanın ve kötülükle iyiliğin mücadelesi olagelmiştir. Selahaddin Eyyubî, çoluk çocuk demeden insanları katleden, bilhassa Müslümanlara karşı kin ve öfke kusan Haçlılara karşı Kudüs’ü 1187’de, bundan tam 830 yıl önce zalim Haçlıların elinden kurtarıp Müslümanlara hediye etmiştir.

Sevilen yazarların kitapları

Unutulmuş yazarların hatırlatılması güzel, eserlerinin yeniden okuyucularla buluşturulması anlamlı ve hayırlı bir hizmettir. Bâbıâli’de 29 Mayıs 2016 tarihinde bir muştu gibi doğan Mihrabad Yayınları, bir zamanlar Türkiye’nin en çok sevilen ve okunan yazarlarından olduğu halde senelerdir eserleri basılmayan Cavit Ersen’in romanlarını yayınlamaya devam ediyor. Osman Gazi, Orhan Gazi ve Yıldırım Bayezid’dan sonra şimdi de Selahaddin Eyyubî romanı... Riza Himmeti’nin nefis kapağıyla vitrinlere çıkan akıcı ve sürükleyici roman, bir solukta okunuyor. Kudüs Fatihi Selahaddin Eyyubî’nin ‘Arslan Yürekli Rıchard’a Karşı’ kazandığı büyük galibiyetin asırlara yayılan efsanevî hikâyesini okuyoruz.

Nurettin Taşkesen’in bu romanla birlikte okuyucuya ulaşan Yüzyıllık Hasret Kudüs 1917 belge romanında Kudüs Fatihi’nden bahsediliyor. Alay Müftüleri Bekir Sami ile Mehmed Ali arasında geçen bir konuşma var ki hayret ve ibret doludur. Kudüs’le ilgili çok kitap okuyan Bekir Sami, meslektaşı Mehmed Ali’yi bir mazi yolculuğuna çıkarıyor. Bir asır önce cephede yaşanan sohbete kulak verelim:

“Müslümanlar Miladi 12. Yüzyıla büyük bir üzüntü ile girmişlerdi. Bir İslam beldesi olan Kudüs, 450 seneden fazla bir zamandan beri artık işgal altındaydı.

Kudüs’ü Haçlılar mı işgal etmişti?

Mehmed Ali, dayanamamış bu soruyu sormuştu. Bekir Hoca sözlerine devam ederek:

Evet 1099 yılı 15 Temmuz’unda Haçlılar Kudüs’ü işgal etmişler ve binlerce Müslümanı çoluk çocuk, yaşlı genç demeden öldürmüşlerdi. Bu işgal tam 88 sene sürmüştü.

Sonra Selahaddin Eyyubî Kudüs’ü fethetti değil mi?

Evet ama ondan önce Nureddin Mahmut Zengi, babası İmadüddin gibi Kudüs fethi için çok çalışmıştı. Selahaddin Eyyubî’nin Kudüs fethinden önce etrafındaki Müslüman askerlere hüzünlü bir ifade ile söylediği şu söz, bugün bizim de hülyalarımızı süslemeli, rüyalarımıza girmeli, idealimiz olmalıdır. Büyük Sultan mefkuresini etrafındakilere şu sözlerle anlatıyor:

“Kudüs ve Mescidi Aksa Haçlıların zulüm ve işgali altında iken, bir Müslüman nasıl olur da gülebilir, nasıl rahat yemek yiyebilir, hele hele nasıl olur da rahat uyku uyuyabilir, bilemiyorum.”

Marangozun yaptığı minber

Bekir Sami Hoca’nın anlattığı minber hikâyesi de günümüze de ışık tutan ve hepimizin derin dersler çıkarmamız gereken hayat tarzı olmalıdır. Devam edelim:

“İşte o günlerde Halep’te Neccarlar Çarşısı’ndaki bir marangoz, büyük bir minber yapmakla meşguldü. Bu marangoza minberi neresi için yaptığı sorulunca, o günkü Müslümanların duygu ve düşüncelerini yansıtan şu ibretli cevabı verdi:

Her Müslüman gibi Kudüs’ün yeniden fethi için ne yapabileceğimi düşündüm. Ben asker değilim, sanatkârım. Marangozluktan başka elimden bir iş gelmez. Kudüs mutlaka bir gün fethedilecektir, benim de bu fethe bir katkım olsun.

Bu marangoz, Mescidi Aksa’nın Haçlılar tarafından yok edilen minberinin yerine çok güzel bir minber yaparak bir kenara koymuştu. Selahaddin Eyyubî 1187’de Kudüs’ü fethedince, bu sanatlı ahşap minberi getirterek Mescidi Aksa’ya yerleştirdi.

Mehmed Ali’nin konuşması Bekir Hoca’nın çok hoşuna gitti. Ona dönerek şöyle dedi:

Mehmed Ali! Gel şimdi biz de bir ahitte bulunalım ve kendi minberimizi hazırlayalım. Yani Kudüs için, Mescidi Aksa için elimizden gelenin en iyisini yapalım. Biz belki cephede savaşamayız ama askerlerin maneviyatını yükseltmek için vaaz ve nasihatte bulunabiliriz. İnançlarını kuvvetlendirerek, düşman karşısında dayanma gücünü, irade ve cesaretini artırabiliriz.

Evet, bende aynı fikirdeyim. Herkese de bunu tavsiye edeceğim. Herkes kendi minberini hazırlamalı, üzerine düşeni hakkıyla yapmalı. Eğer böyle olursa Kudüs daha yüzyıllarca bizim olarak kalır. Aksi hâlde...”

Her Diyojen’in bir Alparslan’ı, her Bizans’ın bir Fatih’i vardır. Selahaddin Eyyubîler de Rıchardlara karşı büyük zaferler kazanmaya devam edeceklerdir. Yeter ki müminlerin arasında, yiğit yürekli savaşçılar ile derviş ruhlu marangozlar eksik olmasın, ondan sonra fetihler kolay!   


Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Avatar
iyildiz 2017-10-11 13:56:32

450 sene mi...