Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın önderliğindeki İslâm İşbirliği Teşkilâtı Kudüs Zirvesi’nde sergilenen tablo, başta Filistinli kardeşlerimiz olmak üzere bütün Müslümanlara “moral” vermiştir.

İsrail’in en yüksek perdeden “Terörist Devlet” ve Doğu Kudüs’ün “ittifak”la “Filistin’in Başkenti” ilân edilmesi asla küçümsenmemelidir.

Ekranlarda çokça dile getirilen “Aslında bunların pratikte bir anlamı yok!” yollu değerlendirmelerin çok da isabetli olduğunu düşünmüyorum.

Evet…

BM’nin Doğu Kudüs’ü “Filistin’in Başkenti” ilân etmesini umuyor, bekliyor değiliz.

Bu başka…

Bir de “psikolojik etki” var; Müslüman Halklar, ilk defa böylesine güçlü bir “ortak karşı duruş”a şâhitlik ettiler.

Burası çok önemli.

Türkiye, maddi imkânlarının kendisine sağladığı hareket alanını Erdoğan’ın güçlü liderliğinde iyice zorluyor ve bu meydan okuyuşun başını çekiyor.

Bunun psikolojik etkisi son derece önemlidir.

Nitekim, İİT’deki tabloyu değerlendiren Batı Medyası’nda, İslâm Dünyası’nın ilk kez bu kadar geniş kapsamlı bir “bütünlük” havası oluşturduğuna vurgu öne çıktı.

Türkiye, “Meydan boş değildir!” mesajının verilmesine öncülük etmiştir ve özellikle son dört, beş yıldır Recep Tayyip Erdoğan’ın şahsında sergilenen “İslam Dünyası’nın Lideri” imajı, iyice ete kemiğe bürünmüştür.

“Kabuk yönetimlerin” bunu kabullenmesi elbette mümkün değildir; Siyonizm kontrollü “ırkçı bakış açısı”, Osmanlı Mirasçısı Türk Devleti’nin böyle bir rolü oynamasına elbette sonuna kadar karşıdır…

Bununla birlikte, İslâm Dünyası’ndaki halkların önemli bir bölümü, Recep Tayyip Erdoğan İslâm Dünyası’nın Lideri olarak kabul etmektedir.

Türkiye’nin muhatabı da, “atanmış-yönetimler”den çok…

Müslüman halklardır!..

TÜRKİYE-ABD “SOĞUK” SAVAŞI!..

“İslâm Dünyası’nın Lideri” olmak, plânlayarak edindiğimiz bir misyon değildir.

Şartlar onu getirmiştir ve Türkiye, Osmanlı’dan devraldığı “Liderlik” misyonun gereği olarak bu elbiseyi “tekrar” kuşanmak durumunda kalmıştır.

Şanlı tarihimiz, kendisini dayatmıştır!..

Bizi “biz” olmaya mecbur etmiştir!..

Bu bir bakıma iyi bir şeydir, bir bakıma da “risk”imizi arttırmaktadır.

Bundan sonra, bugüne kadar karşı karşıya kaldıklarımızdan da büyük saldırılara muhatap olmamız beklenmelidir.

Çok daha büyük zorluklara hazırlıklı olmalıyız.

Bu zorlukları da “imtihan”ın gereği olarak değerlendirmeliyiz.

Bu ülkede yaşayan ve azıcık aklı olan herkes biliyor ki, Türkiye’yi vuran bütün darbeler ve darbe girişimleri ABD’deki “Siyonistler” tarafından plânlanmış ve bizdeki “Siyonizm Uşaklarına” uygulatılmıştır!..

Bütün darbeler ve bütün darbe girişimleri böyledir ve 15 Temmuz FETÖ manivelalı darbe girişimi de böyledir.

ABD, Türkiye’nin “savaş ilânı” olarak değerlendirmesini binlerce kez hak eden “saldırılar”da bulunmuştur ve yüzbinlerce vatan evlâdımızın katili olmuştur.

Bunlara, uzun yıllar boyunca karşılık veremeyen…

Karşılık vermek bir yana, her saldırıda boynunu biraz daha büken Türkiye, ABD-İsrail’in, Mısır, Irak, Suriye, Suudi Arabistan, Birleşik Arap Emirlikleri üzerinden bölgemizin üzerine çökme…

Lâfı hiç dolandırmayalım; Türkiye’nin (en azından) Arz-ı Mev’ud sınırları içinde yer alan illerini “işgal etme” girişimine “set” çekmek mecburiyetinde bırakılmıştır.

Türkiye, bunu yaparken, İran ve Rusya gibi tarih boyunca rekabet halinde bulunduğu iki “güçlü” devletle işbirliğine girişmek durumunda kalmıştır.

Türkiye, bu iki devletle ilişkilerini elbette “karşılıklı güven esası”na dayalı olarak yürütmemektedir.

ABD-İsrail tarafından esir alınmış ve Mekke-Medine’yi bile pazarlık masasına koyabilecek kadar “gözü korkutulmuş” unsurları bir kenara bırakacak olursak…

İİT Zirvesi’nden “ittifak halinde” güçlü bir mesaj çıkmıştır ama…

Bu mesajı veren zayıf “ittifak”a da güven duymamız için de fazla bir sebep yoktur.

İslâm ülkelerinden kaçının yönetimi, halkının “iradesini” yansıtmaktadır ki?

Bunlar böyledir ama Türkiye’nin İslam Halklarına “Yalnız Değilsiniz!” mesajı vermesi de son derece önemlidir.

Dedik ya;

Türkiye’nin muhatabı, “devletlerden” çok “halklar”dır artık!..

YENİ “SALI BOMBALARI” MI GELİYOR!”..

Bu çok zor bir misyondur.

Yani, bir yandan ABD-İsrail’in başını çektiği “zulüm ittifakı”na diğer yandan da, halkı Müslüman Devletlerin başındaki “kukla” yönetimlere karşı çıkacak…

Bunu yaparken de…

“FETÖ Yorgunu” siyaset ve bürokrasinizle, iç istikrarı sürdüreceksiniz…

Zor iş, Allah bu milletin yardımcısı olsun.

Bakın, “tehditler” nasıl alenileşmiş durumda:

ABD Ulusal Güvenlik Danışmanı McMaster’ın, Türkiye’yi radikal ideolojilerin "yeni sponsorları" olarak göstermesi, gelen “dalganın” mahiyetini göstermesi bakımından mühim.

Radikal ideoloji dediği, “teröre destek!”

Öyle bir durum ki, ABD, kurdurduğu ve himaye ettiği terör örgütlerine “maddi kaynak sağlamakla” suçluyor Türkiye’yi.

Bir yandan terör örgütlerine alenen destek veriyor diğer yandan da onları finanse eden güç olarak bizi hedef alıyor.

Bu…

“Ayağını denk al!” mesajıdır düpedüz!..

Mesajı, MİT tırlarına baskın ve son gelişmeler ışığında değerlendirdiğinizde…

FETÖ Üretimi yeni “iftira” malzemeleriyle karşı karşıya kalabiliriz!..

“Salı bombaları devam edecek!..” desenize!..

“ŞER ODAKLARI” MESAJI “DÜŞMANLAR’IN KATKISIYLA’ YERİNE OTURMUŞ OLDU!

İİT Kudüs Zirvesi’nin, “Lider Ülke” pozisyonumuzu vurgulaması, “siyasi istikrarı” sürdürebilme imkânlarını da arttırmış gibi görünmektedir.

Recep Tayyip Erdoğan liderliğindeki Yeni Türkiye’nin, “Bütün şer odakları bize karşı birleşti” çerçeveli saptaması, ABD-İsrail’in bütün İslam Dünyası’nı hedef alan saldırılarından dolayı iyice güç kazanmış durumdadır.

“Kasetle gelen” muhteremin FETÖ takviyeli belgelerle saldırısını ABD’deki “Atillâ Davası”yla eş zamanlı olarak gerçekleştirmesi, bu duruma katkıda bulunmuştur.

NATO’nun İlk Cumhurbaşkanı Atatürk’ü, şimdiki Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’la birlikte hedefe yerleştirmesi de “mesaj”ı tamamlayan unsurlar arasında yer almıştır.

İşin “mesaj” bölümünde fazla bir sıkıntı kalmamış gibi görünmektedir.

Evet, Türkiye hedeftedir.

Recep Tayyip Erdoğan’ın şahsında Türkiye hedeftedir.

İçeride, “ihtiraslarından” dolayı bu şer odakları ile işbirliği yapmaya hazır kesim ve kişiler bulunmaktadır.

“Görüntü” budur ve bu görüntü vatandaşlarımızın kahir ekseriyeti tarafından “içselleştirilmiş” durumdadır.

Recep Tayyip Erdoğan’ın bütün düşmanları, bu duruma “bilmeden” katkıda bulunmuştur!..

“Hane Halkı”na Dikkat!..

Bunlar tamam;

Türkiye, “halklar” tarafından İslâm Dünyası’nın Lider Ülkesi olarak görülmektedir.

Türkiye hedeftedir.

Yedi düvel Recep Tayyip Erdoğan’ı alaşağı etmek ve “yönetilmesi kolay” zatlar aracılığı ile Türkiye’yi bitirmek istemektedir.

Vatandaşımız, “siyasi tercihini” belirlerken, bunları elbette göz önünde bulunduracak ve oyunu ona göre verecektir.

“Sandık”tan güçlü mesajlar çıktığı takdirde de Türkiye’nin eli güçlenecek, “şer odakları” milletimizin “öyle” eskiden olduğu gibi “kolayca yönlendirilemeyeceğini” bir kez daha görmüş olacaktır.

Bunlar izahları gittikçe kolaylaşan gerçekler olarak önümüzde durmaktadır.

Bununla birlikte, vatandaşların yarısından çok daha fazlasının sırf “dış tehdit” güdüsüyle hareket edecekleri de düşünülmemelidir.

Kamuoyu araştırma şirketlerinin yöneticileri, “hane halkı”ndaki endişenin artma eğilimi gösterdiğini belirtmektedir.

Yani…

“Hane halkı ekonomisi” bozulmaya başlarsa, “tercihlerde” ciddi kaymalar olabilir!..

Son vakitlerde sık sık “zam” haberleri alıyoruz…

Buna mecbur eden sebepler olabilir, dışımızdaki gelişmeler, mesela petrol fiyatlarındaki artış, bizi buna mecbur edebilir.

“Böyle olmalı veya olmamalı” noktasında bir hüküm ortaya koyabilecek durumda değilim…

Lâkin, gözlemlerim, özellikle “esnaf” kesimindeki “homurtuların” gittikçe yükseldiğini gösteriyor.

Öyle ki, bugüne kadarki her seçimde AK Parti’ye oy verdiğini bildiğim hatta duvarlarında “Recep Tayyip Erdoğan Portreleri” gördüğüm kimi esnaflar bile “dertlerini” duyurmamı talep ediyor.

“Dükkânı açık tutmak için katlanılması gereken maliyetler çok fazla, piyasa durgun, bir de ‘oda’lara ‘moda’lara para ödemek durumunda kalıyoruz… Küçük esnaf can çekişiyor!” yollu şikâyetler, gittikçe artmakta.

“Dış Dünya”da itibarımızın gittikçe arttığı bu süreçte, “hane halkı ekonomisi”ne dair uyarılarda bulunmanın, böyle meselelere dikkat çekmenin “zekice” bir hareket olmadığını biliyorum!..

Vatandaşın sesini “alkışlarla” duyulmaz hale getirmek “zeki” ve tabii “işini bilen” insanların işidir.

“Aman dikkat!..” diyerek vaktinde uyarmak da…

Bizim gibi “işini bilmez”lerin işidir!

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Avatar
Hüseyin ZAVALSİZ 2017-12-15 00:21:50

Yazarimizin dusuncelerine ve tavsiyelerine katılıyorum. Allah dan böyle bir Cumhurbaşkanımız var. Mazlumların yanında, İslam aleminin sorunlarını sorunu olarak gören bir lider. ALLAH im yolunu açık etsin bu mübarek Cuma gecesinde ALLAH im İslam alemini korusun,Müslümanların dualarını kabul etsin. Erdoğan gibi liderlerin sayısını artırsın, Muhalefet ede akıl fikir versin. Hayırlı Cumalar

Avatar
ŞAMDAN 2017-12-15 20:52:10

Serdar By,birde carpik yapilasmayla ilgili yazsaniz diyorum