Yıllar önce SSCB de dünyada işlemedik zulüm bırakmamış sonra da paramparça olmuştu. Sıra ABD’ye geliyor.

KUDÜS kuşatılıyor, Filistinli kardeşlerimize uygulanan ABD-İsrail Siyonist saldırıları artarak devam ediyor. Bu büyük bir acı. Ama görüyoruz ki bütün Müslümanlar, âdeta yekvücut olmuşçasına büyük bir direniş içinde. Dünyanın diğer pek çok ülkesi de bu iki zalim ülkeye karşı tavır koyuyor. “Kahırdan lütuf”tur bu ve inşallah bu iki ülkenin sonunun başlangıcıdır. Nitekim merhum üstat Necip Fazıl için bu ikiz devlet için muhteşem bir benzetme yapmış ve “İsrail büyük Amerika, Amerika küçük İsrail” demiştir.

Amacına ulaşamayacak

Faşist ve emperyalist Amerika’nın bütün İslam dünyasını karşısına alan menhus açıklaması, dünyada büyük tepkiler çekmeye devam ediyor. İnşallah bu karar sadece İsrail’i sevindirecek ve amacına ulaşamayacak; 57 İslam ülkesinin ve 1 milyar 700 milyon Müslümanın kenetlenmesini sağlayacaktır. Dünyanın vicdan sahibi diğer ülkeleri de bu katil ülkeye karşı duracaklardır elbet. Nitekim peşpeşe açıklamalar da başladı: “ABD’nin bu işgaline karşıyız.” Bekleyelim, göreceğiz. Yıllar önce SSCB de dünyada işlemedik zulüm bırakmamış sonra da paramparça olmuştu. Sıra ABD’ye geliyor. Bu arada bu kirli ve zalim devletin menhus meşrubatını hâlâ tüketen Müslümanlara da Allah akıl, fikir ve basiret versin!..

İslâmî hassasiyet

Bizim İslami hassasiyet taşıyan hemen hemen bütün şairlerimiz Kudüs’ü şiirlerinde konu edinmişlerdir. Sezai Karakoç, “Ve Kudüs şehri. Gökte yapılıp yere indirilen şehir. Tanrı şehri ve bütün insanlığın şehri.” der.

İsrail’i dünyanın başına musallat eden Amerika hakkında Cumhuriyet devrinin iyi şairlerinden Cahit Külebi unutulmayacak şu mısralara ve “Amerika” şiirine imza atmıştı:

“Önce Kristof Kolomb buldu Amerika'yı, / Sonra biz. / Umutlar azaldı, günden güne, mutluluklar / Ve ekmeğimiz. / Bir çocuk ağlarsa dağ başında / Gözyaşında Amerika akar. / Vurdularsa birini, kanı şorladıysa / Bilin ki o kurşunlarda Amerika var. / Kişi kişiye köle tutulduysa, asıldıysa / Darağaçlarında Amerika var. / Ama biz yine de direneceğiz / Sonuncumuza kadar.”

Gayretullah’a dokunur

Mescid-i Aksa, Müslümanların ilk kıblesi, ışığı, sevinci, göz nurudur. Kâbe gibi mukaddestir müminlerin gözünde ve gönlünde. Oraya ilişmek sadece bütün Müslümanların yüreğini yaralamaz, Gayretullah’a da dokunur. Gazze’de masumların kanına bulaşmış kirli postallar dolaşıyor Mescid-i Aksa’da. Müslümanların yüreği kırık, gözleri yaşlı. Bir hüzün kasırgası sarıyor dört bir yanı. İsrail’in zalim askerleri dolanırken o mübarek mâbette Sezai Karakoç’un “Miraç” şiirine sığınıyoruz:

“Gür bir demir sesiyle / Mescid-i Aksa’da / Ayak sesi / Eyyub da gelmişti / Kudüs iyileşmişti / Lût da gelmişti / Tuz diye bağırmıştı / Havada bulut / Salih bir gök gürültüsünü / Muştucu göndermişti / Zülküfüldü salan / Kudüs gecesine / Yer aşkına bir boya gibi / Yeşil kelebekleri / Camiinin önünde arkasında / Melekler vardı gümüş defterli / Gümüş kalemli / Peygamber imamdı / Kıldılar namaz / Melekler ve peygamberlerle / Miraç gecesi / Kudüste / Yarasasız bir geceydi.”

Karşılıksız kalmaz

Mescid-i Aksa’yı, utanılası bir güruh istilâ etmiş, bu karşılıksız kalmaz elbet. Dağdan gelen, bağdakini dövmeye, yok etmeye çalışıyor. Çocuklar yaralı, anneler mahzun. Kudüs yine matemlere büründü günlerden beri. “Anneler ve Kudüsler”de derdini anlatan Nuri Pakdil’in gönül dünyasına uzanma vaktidir: “Güz suları bizim şehrin önünden okur / Kış savunması / Bizim şehir üs öbür şehirlere / Dakka şimdi bir doğu kamerası / Ölümü çeken / Geleceği parmakların bir bir gösterdi / Yeşil bir harmanı dizlerinde / Çek denizi aradan / And anıtları koy / Eski çağ taşlarının üstüne / Yeni çağ silahları üstüne”.

Kızıl Maskeliler!

Mescid-i Aksa, kızıl maskeliler tarafından kuşatılmış bir yeşil vaha. Ruhları kararmış olanlar sarmış ulu mabedi. Gaz bombaları, kaçışan insanlar, çocuklar… Ve yavrularının iyilik haberlerini bekleyen acılı, dertli anneler… Mehmet Âkif İnan o meşhur “Mescid-i Aksa” şiirine şöyle başlar:

“Mescid-i Aksa’yı gördüm düşümde / Bir çocuk gibiydi ve ağlıyordu / Varıp eşiğine alnını koydum / Sanki bir yer altı nehr çağlıyordu / Gözlerim yollarda bekler dururum / Nerde kardeşlerim diyordu bir ses / İlk Kıblesi benim ulu Nebi’nin / Unuttu mu bunu acaba herkes / Burak dolanırdı yörelerimde / Mi’raca yol veren hız üssü idim / Bellidir kutsallığım şehir ismimden… / Her yana nur saçan bir kürsü idim / Hani o günler ki binlerce mü’min / Tek yürek halinde bana koşardı / Hemşehrim nebi’ler yüzü hürmetine / Cevaba erişen dualar vardı”.

Ümmetin göz bebeği

Mescid-i Aksa’m, ümmetin göz bebeği, sen bütün Müslümanların ilk kıblegâhısın. Gönül senden vazgeçebilir mi? İşte o mısralar: “Şimdi kimsecikler varmaz yanıma / Mü’minde yoksunum tek ve tenhayım / Rüzgârlar silemez gözyaşlarımı / Çöllerde kayıp bir yetim vâhayım”. Anadolu’nun vicdanî sesi Mehmet Âkif İnan, hislerimize tercüman olur. Herkese düşünü anlatır, bize düşen ise onu hayra yormak. Ve soylu mısraları dalga dalga yayılır yeryüzüne: “Mescid-i Aksa’yı gördüm düşümde / Götür Müslümana selâm diyordu / Dayanamıyorum bu ayrılığa / Kucaklasın beni İslâm diyordu”.

Kudüs İslam âleminin gözbebeği, Türkiye’nin de vazgeçilmezidir. Bu hilâl – haç kavgasında zafer, Allah’ın inayetiyle Müslümanların olacaktır.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.