Bazı şeyleri idrak etmekten aciziz. Mesela düşünmekten, sorgulamaktan, öğrenmekten, tanımaktan vs. Bu acziyetin kader olmadığını düşünmekten de aciziz. Eğer biz insansak, eğer biz Müslümansak, okumaktan, sorgulamaktan, eleştirmekten, insan gibi davranmaktan, insan gibi yaşamaktan ve insan kalmaktan nasıl söz edebiliriz. Putlaşmış bu hâl nedir. Bu kemikleşmiş ilkellik neyin nesidir. Donan basiretin, bağlanan ferasetin bi hâl çaresi yok mudur. Ah samimiyetsizlik…

Kültürel tarihini bilmeyen, tarihsel mirasının sorumluluk kadrajını tanımayan, milli ve manevi aidiyetlerini metresinin ayakkabısın rengi gibi önemsemeyenler, cehlin ufalanışında kaybolmaya, rezil olmaya, alçalmaya ebeden mahkûmdur.

Değerler imamemiz gördüğümüz ‘ümmet’ tabirinin tasviri olan Kudüs anlaşılmazsa, anlatılmazsa, dağlara, taşlara, ovalara, gönüllere, akıllara yankılanmazsa nasıl dik dururuz, dik durmak şöyle dura, nasıl ayakta kalırız.

Kudüs’süz bir siyaset eksik kalır. Kudüs’süz bir akıl akılcı davranamaz. Kudüs’süz bir gönül yitik bir metrukhâne olur. Kudüs, akıldan kalbe yansıyan bir ışıltıdır, hür olmayan bir Kudüs, akla da kalbe de ziyandır.

Kudüs siyasetimizin omurgasıdır. Kudüs çökerse, omurga izzetsiz kalır. Kudüs çökmüşse, ortada adam diye gezenler kim.

Anlaşılmayan bir Kudüs, İstanbul’un payitaht olmasına manidir. Kudüs namına verilmeyen her mücadele, Şam’a istikrar kazandıramaz. Kudüs’ün kapısında nöbet tutan haydutların, ayeti kerimelerdeki karşılığını bilmeyen bir millet, memlekete sahip olamaz, milletiyle memleketleşmeyen bir vatanın gönderinde yankılanan sancak, Kudüs namına hesap soracaktır, bu vebalin hesabını torunlar anlayacaktır.

Kudüs mahzunsa, ruhunu kaybeden bir buçuk milyar, ikbalden mahrumdur. Mahrumiyete mahkûmdur. İkbalden mahrum olan, Medine medeniyetini savunamaz, Medine medeniyeti savunulmaz duruma gelmişse, Kâbe en zor demindedir. ‘Kâbe’nin en zor demi’ diye harfler cümleye dönüşmüşse, tarihin kabul etmeyeceği bir densizliktir bizim bu sızımız.

Kudüs’ün kalbinde, dünyanın en azılı kâfirlerine meydan okuyan Filistinli İmad Ebu Hatice’nin kavgasını bilmeyen Müslüman devletlerinin sözüm ona liderleri hangi onurla yaşıyorlar. İbad: ‘‘Dükkânımı satmam, bu Osmanlı bakiyesidir. Ben Allah’a söz verdim’’ diyen cengâvere ben adam derim, prens oluşunuza, kral oluşunuza, emirliklere sahip oluşunuza adamlık vasfını kazandıramazsınız. İmad’ın haysiyetli kavgasını ruhun tüm dehlizlerine ders diye okutmayan bahsetmesin bir dâvâdan, söz etmesin o kutlu kavgadan, amma ve katta yanamaz aşktan…     

Herkes bilmeli ki Kudüs’ün sınırları tüm ümmettir. Tüm sorumluluk alanımızdır. Atılan her imza, atılan her adım, bina edilen her tuğla, okunan her şiir, yapılan her tiyatro, dikilen her çam, ekilen her tohum, Kudüs’ün ve ümmetin ruhu düşünülerek gerçekleştirilmezse vay o niyete…

Anlayana anlaşılırız. Dertli olana saygı duyarız. Derdi Kudüs olana doğru, açarız gönül pelerimizi. Bir asır yazı yazsak, avazına bağırsak nafile. Kudüs hasretiyle yanmayan bir yürek, közleşmiş hiçliktir. Yazmak nafile, konuşmak nafile, yaşamak gerek.

Bize, Kudüs’le geleceğine yön verenlerde olma şerefini nasip eyleyesin Rabbim.

İzzetini, Kudüs’ün ikbaline bağlı kılanların ferasetini veresin ya Rabbelâlemin…

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.