“Yaklaştır kıyameti

Burda bir kadın ölmektedir

Uzaklaştır kıyameti

Burda bir kadın ölmektedir” (Sezai Karakoç)

Rabbim! Yaklaştır kıyameti, inşa et an an inşa et cehennemi… Medine’nin serin meltemlerini içen, barışın ve huzurun şehri kılınan, Hz. Ömer’in kardeşlik tohumlarıyla sarıp sarmaladığı Daru’s-selam’da Kudüs’te Barış Yurdunda kadınlar, çocuklar, yetimler çiğneniyor.

Yaklaştır kıyameti Ey Rabbim! Haksızlık yapanların üzerine, zulüm yapanların üzerine, kutsalları kirli postalları ile kirletenlerin üzerine. Senden başka kimseleri olmayanlar, yardımını ve Nusret’ini beklerler biliriz. Biliriz ve iman ederiz ki cehennemler an an inşa olurken zalimler ve çocuk katilleri için, cennetler de mazlumlar için inşa olmaktadır.

Yaklaştır cennetini Rabbim! Yaklaştır huzurunu, kurtuluşunu, sulhunu Rabbim yetimlerin, gariplerin, muhacirlerin, acizlerin ve Mescidi Aksa ’nın çocuklarının üzerine…

Ey Batılılar, efendiler, rahatları bozulmayanlar, manzarası bozulmayanlar, dünya size cennet ya ne gam… Gözünüzün önünde onca işlenen katliamlar, kutsallara onca saldırı… Kadınların ve çocukların canhıraş feryatları, Kudüs’ün dar ve taş sokaklarında sürüklenen annelerin, körpe kızların çığlıkları… Sonra kirli postalların altında inleyen onca yetim ve öksüz Filistin’li çocuklar… Biliriz sizin için ötekidir, Doğuludur, Ortadoğulu’dur, insan yerine bile koymadığınız biçârelerdir…

Şimdi yirmibirinci asırda, medeniyetin zirve yaptığı zamanlarda zorbaların katliamları ile yok edilmeye çalışılan şehirler ah o güzelim İslam şehirleri… Şam, Bağdat, Kahire ve dahi Mekke… Yüreğimizi yakan, tarifsiz acılara ve çaresizliklere bizleri sürükleyen Ortadoğu halklarının uğradığı onca ihanet. Dur durak bilmeyen savaşlar, kardeş, mezhep ayrılıkları ve onca sönen ocak.

Bir seyirci gibi telaşsız, gamsız, öylece seyrediyor Batı tüm bu olanları. Kapısının önüne yığılan mültecilerin çığlıklarına kulaklarını tıkamış halde, öylece sessiz ve tarafsız, zulme uğrayanları seyrediyor. Kucağında çocuğuyla bir yudum ekmek, rahat bir nefes almak için özgürlüğe adım alan saçları sakalları ağarmış garip bir mülteciye çelme takıyor Batı. Aslında görülen o ki, insanlığa çelme takıyor, merhamete çelme takıyor, yoksulluğa, çaresizliğe… Karaya vurmuş körpe bir bebeğin bedeninden merhamet devşirmeye çalışırken çuvallıyor Batı ve Batı halkları. Hep böyle yapıyorlar. Sokakları kirlensin, düzenleri bozulsun, Doğulu yetimler göz manzaralarını bozsun istemiyorlar. En son gittiğim Viyana sokakları geliyor aklıma, yüreğimi dumura uğratacak bir yapaylıkta öylece uzanan soğuk caddeler. Kendi cennetlerinde oysa cehennemlerini üretiyorlar. Onca refaha, onca zenginliğe rağmen gezdiğim Prag sokaklarında intihar vakaları yüzde sekseni buluyordu. Vermenin, paylaşmanın, insanlığın, erdemin, ne olduğunu bilmeden bencilce yaşamlardan bizleri beri eyle Rabbim.

Şimdi uyanma zamanlarındayız. Mazlumun yanında olma zamanlarındayız. Mültecilerin akın akın Batı kapılarında canhıraş yalvarışları bizleri mahcup etmeli. Müslüman kardeşlerimizin çaresiz çırpınışları yüreklerimizi sorgulamalara taşımalı. Ne yapmalıyız, nasıl nasıl bir yol olmalı yol bulmalıyız.

Her gün gelen şehit haberleriyle yürekleri yanan anaların, sönen ocakların müdavimleri kimlerdir. Bunları şuurluca düşünüp cennet ülkemizin bir karışına dahi zulmetin, haksızlığın, saldırının gelmemesi için elimizden geleni yapma zamanlarındayız. Yanan dağlarda parçalanan gencecik çocuklar, Kürt annelerin ağıtları, sönen yarınlar… İstenen kardeş kardeşi vursun, kırsın yok etsin. Ekmeğine yağ sürülen dış güçlerin, ülkemizin birlik ve beraberliğini bozmak için uğraşan tüm mihrakların farkına varma zamanlarındayız. Büyük resmi görme zamanlarındayız. Artık çıkar yolumuz yok. Birlik ve beraberliğimiz için halklarımıza sahip çıkarak, Çanakkale ruhuyla, Kurtuluş Savaşı ruhuyla, Yemen ruhuyla birlik ve beraberlik içinde Osmanlının kardeş eylediği milletler olarak kardeşliğimizi yeniden inşa zamanlarındayız. Suriye bize derstir, Mısır bize derstir. Suriye’nin sokağa döktüğü mazlum mültecilere kapılarımızı sonuna kadar açan Cumhurbaşkanımız Sn. Recep Tayyip Erdoğan seslenmişti ya “One minute” diye. Dünyanın dengesini sarsan seslenişiyle, Akdeniz’e yürüyen Mavi Marmara ile yanan Ortadoğu ile bozulan dengeler. Haksızlığa, zulme karşı kalkan merhamet eli… Bizim vatanımıza, bu cennet, bu güzel vatanımıza Allah muhafaza bir şey olduğunda bizim gidecek bir kapımız yoktur dostlar. Çünkü bizler yirmibirinci asırda, yetimlerin, öksüzlerin, çaresizlerin kapısı olduk. Yardım kuruluşlarımız dünyanın öteki ucundaki yetimleri doyuruyor. Batı kapılarını sıkı sıkı kapatırken mültecilerin, çaresizlerin, açların yüzüne bizim ecdattan aldığımız miras ile üslendiğimiz misyon ile nice coğrafyalara elimiz uzanıyor hamdolsun.

Rabbim birlik ve beraberliğimizi bozmak isteyenlere fırsat vermesin. Üstad Sezai Karakoç’un deyimiyle ‘altı oğlunu yediğiniz doğunun yedinci oğlu olarak’ direnme ve varolma savaşını dimdik vermemiz gerekiyor. Kuşatıcı, birleştirici, kardeş kılan, zorbalıktan uzak, tüm halklarımızı birleştiren bir duyarlılıkla bayramlara yürümemiz gerekiyor. Başka çare yok dostlar birlikten, beraberlikten, kardeşlikten gayrı…

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.