1966 yılında dönemin Irak Savunma Bakanı Abdülaziz Ukeyli; Irak'ta ki bazı Kürt grupların Ortadoğu'da “İkinci İsrail”i kurmak için fırsat kolladıklarını söylemişti. Yarım asır önce yapılan bu açıklama belki o dönem itibariyle çok fazla ciddiye alınmamış olabilir ancak gelinen nokta, artık iyice ivmelenen planın ciddiyetini ortaya koyuyor.

İsrail, menfaatleri çerçevesinde özellikle ilk kuruluş döneminde Arap ülkelerinin etkinliklerini azaltmak adına bölgesel müttefikler kazanma çabasına girdi. Bu çabada Arap olmayan müslüman halklar üzerinde yoğunlaştılar. Bir ülke kurma hayali ile içerisinde ayrılıkçı gruplar barındıran Kürt halkları bu noktada en “kullanışlı” gruptu.

Kürt Gruplar ile İsrail ilişkileri 50'li yıllardan bugüne kadar sürekli gelişerek devam etti. İsrail, 60'lı yılların başından bu yana da Kürt gruplara bir çok askeri ve ekonomik yardımlar sağladı. İsrail Başbakanı Benjamin Netenyahu'nun geçen aylarda; “Kürtler de bizim gibi bölgede azınlıktır ve geçmişte olduğu gibi bugün de İsrail'in uzun vadeli ve sıkı bir müttefiki olmaya devam edeceklerdir.” cümlesi ve Kudüs İbrani Üniversitesi'nin bilimsel dayanaklarını açıklamadan yayınladığı bir araştırma da “Genetik olarak Yahudilere en yakın milletin Kürtler olabileceğini” belirtmesi, İsrail'in Kürtlere olan planlı ilgisinin yakın dönem kanıtları...

1980'lerde İsrail için bir strateji kaleme alan Oded Yinon; “Komşu ülkelerin daha hızlı bölünebilmesi ve böylece genişletilmiş bir tahakküm planına hizmet edebilmesi için Kürtlerin kullanılması zorunludur” diye yazmıştı. Aslında İsrail stratejik düşüncesinde, Arap devletlerinin küçük parçalara bölünmesi sürekli olarak görülen bir kavram. Yine bir örnek vermek gerekirse, Ha'aretz’in askeri muhabiri yıllar önce bir yazısında Irak’ta İsrail için olabilecek en iyi şey, ”Irak’ın Şii, Sunni ve Kürt devletleri olarak ayrılmasıdır” ifadelerini kullanmıştı.

Bugün, bölgede bulunan hemen hemen tüm siyasi Kürt grupların ve terör örgütlerinin İsrail'le belirli bağları bulunmaktadır. Bölücü örgüt PKK'dan, PKK'nın Suriye kolu YPG'ye, İran'da ki PJAK'tan irili ufaklı bir çok gruba kadar tüm gruplar İsrail'den her dönem destek almışlardır. Ve tabi kii İsrail'in sürekli hamisi ABD'den de... Sözde Marksizmi ve Leninizmi ilkesel olarak kabul ettiğini söyleyen ve bu minvalde emperyalizmi “düşman” edinen bu sözde gruplar bugün tam manasıyla emperyalizmin bir oyuncağı haline gelmiş, getirilmişlerdir.

Irak ve Suriye'de sözde DAEŞ’e karşı mücadele etmek üzere ABD önderliğindeki ittifak kurulduğu günden bu yana, ABD tarafından sağlanan silahların müttefik olmayan grupların, hatta DAEŞ’in eline geçtiğine dair bir çok net emare ve bilgi bulunuyor. Tüm bunların yanında bizzat ABD tarafından PKK/PYD'ye verilen silahlar ise "meşrulaştırılan" bir durum. Bu noktada ortada varolan tek gerçekliğin ABD-İsrail koalisyonu olduğunu söylemek gerekiyor. Tüm detayları ile birlikte nihai hedeflerden birisi olan “Büyük İsrail”in kuruluş amacı yanında İsrail'in Kürt gruplara verdiği destek bir çok farklı etkeni iç içe barındırıyor. Financial Times tarafından 2015 yılında yayınlanan bir rapora göre İsrail aldığı petrolün %75'inden fazlasını Kürt bölgelerinden satın alıyor. Diğer taraftan bölge ülkelerinin istikrarsızlaştırılması adına hem IKBY hemde silahlandırılan Kürt gruplar İsrail-ABD koalisyonu için azami önem arzediyor. Zaten bir kargaşa ortamına sürüklenmiş olan Suriye ve Irak'ın yanında İran ve Türkiye'nin de istikrarsızlaştırılması noktasında devşirilmiş gruplar heran kullanılabilir hazır piyonlar niteliğinde.

ABD, IKBY referandumuna resmi olarak karşı olduğunu açıklamıştı ancak IKBY yönetimi yine de İsrail ile paralel bir politika izliyor. İran’ın Bağdat üzerindeki etkisinin zayıflatılması İsrail için çok önemli. Bundan sonraki muhtemel ilk aşama DAEŞ bahanesi ile silahlandırılan PKK/YPG ve ABD tarafından fonlanan Peşmerge Güçleri ortaklığı ile Irak Merkezi Yönetimine bağlı Ordu Güçleri ve Haşdi Şabi ortaklığının çatıştırılmasıdır.

Şu an sahada yaşananlar, bölgenin geleneksel yollarla değilde belirli ırksal ve mezhepsel ayrımlarla işgal edilmesi durumudur. Batı'nın “Kürt halklarının bağımsızlığı” gibi bir derdinin olmadığı, olmayacağı aşikardır. Mevcut durum, en azından Suriye ve Irak noktasında tam da başından bu yana gelinmesini hedefledikleri nokta...


Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Avatar
Esma Yıldırım 2017-10-16 17:17:03

Çok akıcı, mantıklı, ikna edici, açıklayacı... Hakikaten tebrikler.