Doksanlı yılların başında dünya, Yugoslavya'nın dağılmasına şahitlik etti. SSCB ile bazı problemleri olan Yugoslavya uzun bir dönem ABD tarafından, başta ekonomik olmak üzere bir çok anlamda desteklenmişti. Ancak SSCB'nin dağılmasından sonra Yugoslavya kendisine verilen önemi kaybetti. Artık ABD'nin bölgede böyle bir ülkeye/yapılanmaya ihtiyacı kalmamıştı. Destek verilen süreç boyunca Yugoslavya topraklarında stoklanan silahlar için de bir akıbet gerekiyordu. Yugoslavya'nın dağılma sürecinin başladığı dönem aynı zamanda Körfez Krizi'nin de başladığı bir dönemdi. Bir nevi ABD, o dönem henüz yeni başlayan Ortadoğu planlamasının bir provasını Yugoslavya'da yapıyordu.

Yugoslavya'yı dağılma sürecine götüren ilk isyanlar öğrenciler ve işçiler tarafından yapılmıştı. Eğitim sorunlarını ve yönetimsel eleştirilerini öne süren öğrenciler ve onlara katılan işçiler gösteriler düzenlediler. Devam eden süreçte ise çeşitli provokasyonlarında etkisi ile süreç tamamen “milliyetçilik” temelli bir noktaya evrildi. Sloven ve Hırvatların “zenginleştiği” ve yönetimde daha fazla söz sahibi olduğu iddiaları ülkeyi oluşturan diğer etnik kökene sahip gruplar tarafından yüksek sesle dillendirilmeye başlandı. Sırp kökenliler sesini en yüksek çıkartanlardı. Bir konfederasyon şeklinde yapılanan Yugoslavya'dan ilk ayrılanlar yönetimdeki etkinlikleri ile zenginleşen ve Avrupa'ya bağımsız olarak dahil olmak isteyen Hırvatistan ve Slovenya oldu. Geride ise %70'ini Sırpların oluşturduğu bir ülke kaldı. Kıyamet de işte tam bu noktada koptu. ABD tarafından da gizli şekilde desteklenen ve toplumsal olaylarda kullanılan milleyetçilik akımı coğrafyayı bir cehenneme çevirdi. Slovenya ve Hırvatistan'da belirli derecede etkin olabilen bu milliyetçilik akımı Kosova ve Bosna'da ise zirve yapıyordu. Tüm bunlar yaşanırken özellikle BM ve NATO ise süreci bugün Irak'ta, Suriye'de yaptıklarına benzer şekilde cılız açıklama ve sınırlı müdahalelerle izliyorlardı. Yugoslavya'yı dağılmaya götüren ve kıyımlara sebebiyet veren süreçte, başta Sırplar olmak üzere bir çok etnik kökenin amaç edindikleri söylem ise bugün sıkça duyduğumuz kulağa “hoş gelen” bir kavram. “Özyönetim”

Bugün Irak, temelleri çok önce atılan IKBY ile birlikte fiili olarak üçe bölünmüş durumda. Aynı şekilde Suriye'de benzer bir yapılanma inşa ediliyor. DAEŞ bahanesi ile desteklenen PYD eliyle Suriye etnik köken ayrımları temel olmak üzere bölgelere ayrılıyor. Tüm bunların yanında mezhepsel ayrımlar da bölgenin yumuşak karnı olarak ayrıca kaşınıyor. Ortadoğu’daki ülkeleri etnik ve mezhebi hatlara göre yeniden şekillendirmeyi hedefleyen Lewis planı güncellenerek hayata geçirilmektedir.

Tam bu noktada ülkemiz için de benzer bir akıbetin temellerinin atıldığını belirtmek gerekiyor. “İslam kardeşliği” üst çatısının ülkemizde birliğin temel taşı olduğunu çok iyi bilen batı, Ortadoğu'da süregiden oyunu nihai hedefleri olan haritaları çizmek adına mutlaka ülkemize de sıçratmak istiyor. Son dönemde ülkemizde denedikleri bir çok provokasyon güçlü liderlik ve bunun yanında milletin sağduyusu ile bertaraf edildi. Ancak özellikle son 2-3 yıldır batı kaynaklı “görünmezler” ve onların devşirmeleri farklı bir plan işletiyorlar.

Bu plan “milliyetçilik” anlamında kutuplaşmayı arttırmak, toplumun etnik unsurları arasında din üst çatısını ikinci plana iterek uçurumlar oluşturmaktır. Bir çok televizyon kanalında eş zamanlı başlayan, konuları birbirine benzer, milliyetçilik duygularını körükleyen diziler; toplumun din kardeşliği altında bastırdığı etnik ayrımcılığı kaşıma amacı güdüyor. Suriyelilere ithafen birkaç haftada bir özellikle sosyal medyadan ortaya atılan ama bir çoğu asılsız çıkan, sarkıntılık, kavga, cinayet haberleri bu bağlamda yapılan çalışmalardan... Toplum etnik köken temelli kavgalara itiliyor. Yakın zamanda yaşanan cenaze provokasyonunu da buradan okumak gerekli... IKBY gayrimeşru referandumu da asıl büyük hedefinin yanında dolaylı olarak bu algıya da hizmet etmiyor mu aslında? Olayları; dinimizin bize emrettiği, nasihat ettiği öncelikleri, Anadolu'nun hoşgörü, kardeşlik, komşuluk bilincini ikinci plana atmadan değerlendirmeliyiz.

Yugoslavya'da yaşanan sürecin benzerlikleri ve 10 yıla yakın süren insani trajediler aklımızdan çıkmamalıdır. Irak'ta, Suriye'de diğer Ortadoğu ülkelerinde yaşananlar her gelişmede bize birer ders olmalıdır. Bu toplum tüm paydaşları ile bir bütündür.

Oyuna gelmemeliyiz!


Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.