24 Haziran 2018 itibariyle Türkiye seçimini yaptı ve ülke yönetimini 2023’e kadar Recep Tayyip Erdoğan liderliğindeki kadrolara verdi. Tuhaf bir şekilde yüzyıl önce Sevr Antlaşması üzerinden haritada paramparça edilen imparatorluk tıpkı o günlerde olduğu gibi yine benzeri operasyonlara tabi tutuldu, ciddi cerrahi müdahalelere rağmen o zaman olduğu gibi yine büyük bir milli mücadele örneği göstererek “dahili ve harici bedhahlarını” üzecek bir direniş örneği sergiledi.

Bununla birlikte Türkiye, bağımsızlığını ilan etmenin yüzüncü yılına yaklaşırken dün olduğu gibi bugün de hayati sorunlar ve zorluklarla karşı karşıya… Sanki gerçekten de tarih tekerrürden ibaret ve kader tarihin tereddüt noktalarını tam da asırların başı ve sonuna denk getiriyor. Güç dengeleri ve ona bağlı “değerler taazzuvu” bir nesilden ötekine değil de bir asırdan ötekine yer değiştiriyormuşçasına, dünya ve ülkemiz 21. asrın ilk çeyreğinde, geride bırakılan asrın ilk çeyreğinin neredeyse aynasından geçiyor. Ve yine bir önceki asrın yorgun nesilleri, bir sonraki asırda güç toplamış da evvelinde yitirdiklerini bulma umuduyla bir mecradan ötekine geçmenin planlarını yapıyor gibi...

Öyle görünüyor ki önceki asırda imparatorluktan ulus devlete büzüşen Türkiye Erdoğan önderliğinde bu sefer elindekiyle yetinmeyecek, büyük bir enerjiyle önceki asırda yitirdiklerinin peşine düşerek hayatın her alanında kaybettiği mevzileri, çağın ruhunun ürettiği araçlarla yeniden kazanmaya çalışacak. Bu süreçte ülkenin vatansever bütün fertleri Külliye’nin gözlerinin içine bakacak ve oradan kendine yönelen imaları bir görev addedip sorumluluk bilinciyle yola koyulacaktır. Böylece omuzlarına sorumluluk yükleyen herkes, çizilecek yol haritasında kendine düşen role uygun bir tasavvurla güne başlayacak ve dinlenmeyi unutarak kapasitesini sonuna kadar zorlayacaktır. İşte tam da bu noktada söz konusu yol haritasının ana felsefesinin neden ibaret olacağı sorusu hatırı sayılır bir değer kazanmaktadır. Unutulmamalı ki büyük insanlar gibi büyük devletler de hayatın her alanına yönelik değişimlere uygun stratejiler geliştirir, ona uygun bir içerik hazırlığı yapar ve yine onunla uyumlu bir çabanın içine girer.

Cumhurbaşkanlığı sisteminin genelde devlet müessesesi, özelde ise toplumsal yapıya tanıyacağı en önemli imkan, Batılılaşmanın başından beri Batıyla kurulan ilişki biçiminin sadece İslam dünyasını ve Ortadoğu coğrafyasını değil -hatta sadece Türkiye’yi bile değil- dünyanın bütününü ilgilendirecek bir kapsayışla yeniden düşünülmesi, Tanzimat’tan bugüne getirilen mirasın pratik zeminiyle son bir hesaplaşmanın ardından o pratiğin üzerine çıkılarak hayatı yeniden yorumlama biçimlerinin geliştirilmesi olacaktır. Böylesi bir muhasebe ve hesaplaşma, olandan hareketle olması gerekene yönelik yeni bir perspektifin kurulması anlamına gelecektir. Bu yeni perspektif, bütün kurumları ve zihniyet kurgusuyla sahip olma gerekçelerinin yeniden işlevsellik kazanması ve o işlevselliğin içeriğinin ciddi mesailerle doldurulması sonucunu doğuracaktır. Medeniyet dokusunun terminolojisinden paradigmalarına, gramatolojisinden metodolojilerine; inanç sistematiğinin pratik zemininden ahlak ve etiğin sınırlarına, kültür, sanat, edebiyat ve genel olarak estetikten modaya kadar hayatın bütün alanlarına yönelik yeni tekliflerin sunulacağı bu zeminde, siyaset de kendine ait payını alacak ve sayılan alanlardan hiçbiri, öncesindeki gibi olmayacaktır. Bütün bu alanlarla ilgili şimdiye kadar sorulan sorular ve o sorulara verilen cevaplar ile ülkenin sahip olduğu iklim, mevsim değişikliklerinde olduğu gibi bir anda değişecektir. Bu ‘önceki gibi olmama’ aynı zamanda, bahse konu bütün alanlara yönelik alternatiflerin sağlam pratik karşılıklar taşıması bir yana, içeriye yönelik kapalı devre sistemlerden ziyade dış dünyaya yönelik rekabetçi ve akışkan bir doğayı da muhtevi olacaktır. Böylece, Külliye’nin organize edeceği bu yeni sistematik, varoluş gerekçesini, kendisine tevarüs ettirilenin sağlam ve güçlü zihinler tarafından hakkıyla işlenerek çağın ruhuna uygun hale getirilip geleceğe aktarılacak bir değerler sisteminden alacaktır. Üretilen her fikir, ileri sürülen her proje, teklif edilen her yaklaşım, ortaya çıkan her eğilim bir amaç ve sonuca yöneleceği gibi, yerelden evrensele, bugünden geleceğe uzanma kabiliyeti taşıyacak kuvvetli bir bünyeyle de donanmış olacaktır. Tıpkı yüzyılın başında ABD, Rusya ve Çin’in yüzyılın sonu için tasarladıklarının onları dünyanın geri kalanını her anlamda biçimlendirmesini –hatta onlar üzerinde hegemonya kurmasını- sağlayan hamlelerinde olduğu gibi… Külliye’nin yapacağı en iyi şey, yukarıda sıralanan düşüncelere kucak açmakla kalmayıp onlara ışık, iklim, ortam ve mahfil sağlamasıdır. Bunun için, hayatın her alanına yönelik soruların sorulduğu, sorunların tartışıldığı, çözüm önerilerinin müzakere edilerek karara bağlandığı ve eldeki reçetenin geleceği şekillendirmede kullanıldığı rafine bilgilerin üretileceği bir uzmanlar topluluğuna ihtiyaç var.

Bu süreçte Külliye, merkezden başlayarak toplumun en uzak noktalarına kadar yayılan ‘ataletten hızlıca kurtulup’ ‘cehde sarılma iştiyakıyla’ devleti bir anlamda yeniden biçimlendirmenin felsefesini kurmalıdır. Güncel pratik siyaset Cumhuriyet ittifakı marifetiyle tahkim edilirken hayatın her alanına yönelik “gelecek vizyonu” çizmesi amacıyla tasarlanmış komisyonlar üzerinden potansiyel risklere karşı alınacak önlemler ile o risklerden kaynaklı tehditlerin bertaraf edilme yöntemlerine dair tekliflerin pratik zeminleri de oluşturulmalıdır. Yine bu sürecin öncekilerden farkı şu olmalıdır: Siyaset dışı uzman kadrolardan tertip edilmiş Külliye’ye bağlı komisyonlar üzerinden, doğrudan ya da dolaylı hayatın bütün alanlarına yönelik bilgiler toplanmalı, ilgili uzmanlar o bilgileri rafine hale getirip pratik hayata aktarmanın yöntemlerini somutlaştırmalıdır. Hangi alana dair olursa olsun memleketin farklı yerlerine dağılmış ‘düşünen beyinlerden’ gelen ham bilgiler Külliye’de işlenmeli, kristalize bilgiye dönüştürülüp taksonomisi yapılmalı, raporlaştırılarak icraata uygun hale getirilmelidir. Böylece ilgili organ ve kurumlar eliyle sorulmadık hiçbir soru, cevap bulunmadık hiçbir mesele kalmamalıdır. Yine bu süreçte dünün bugüne yüklediği sorunları geleceğe bırakmama yönünde değil, bugünün sorun olmaktan çıkarılıp yarının nasıl biçimleneceğine dair muhayyel öngörülerden oluşan bir dizi senaryo da yazılmalı ve nasıl dünyanın önde gelen devletleri elli yıl, yüz yıl sonrasının planlarını yapıyorsa, öylece geleceği şekillendirecek perspektifler raporlaştırılarak kayıt altına alınmalıdır.

Varılan noktada Külliye, her yönüyle Türkiye’nin beyni… Bir beyin neden sorumludur pekiyi? Hiçbir organını ayırt etmeksizin ait olduğu bedenin en uç noktalarına kadar ışığı ulaştırmaktan… Biz de zaten onu bekliyoruz, sadece onu…

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Avatar
Yunus 2018-06-27 11:37:01

Külliyede var olmaniz dileğimdir. Eğer kurul üyelikleri Milletvekili listeleri gibi olursa, izahini yaptiginiz hususlar firsattan kayba, liyakattan saltanata, istisareden dalkavukluga dönüşur. İşte o zaman yuzyilin firsatini kaçirmis oluruz.

Avatar
ismet emre 2018-06-27 19:32:13

temenniniz için teşekkürler yunus hocam. öteki meselelere gelince; tanzimattan beri oluşan bürokratik bir geleneğimiz var ve yazık ki liyakat merkezli hiyerarşiye izin vermiyor. baki selam ve muhabbetle...