04 Kasım 2017 Cumartesi 09:43
Rahat bıraksalar da haysiyetimle ölsem

ÖZLEM DOĞAN

Sultan Reşad’ın kendisinden önceki üç sultanın hal edilmesi baskısının sadece İttihat ve Terakki’ye değil, herkese karşı pasif bir durum almasına neden olduğunu ifade eden Prof. Dr. Şükrü Hanioğlu, ‘Beni rahat bıraksalar da haysiyetimle ölsem’ diyen Sultan Reşad, iktidarı kullananlar için sadece bir semboldü” dedi. 

Sultan Reşad sadece bir semboldü

Sultan Reşad’ın içinde yaşadığı dünyada derinlikli tahliller yapması alanında ciddi eksiklikler olduğunu ifade eden Princeton Üniversitesi’nden Prof. Dr. Şükrü Hanioğlu o dönemi şöyle anlattı: “Kendisinden önce tahtta oturan üç sultanın hal edilmesinin yarattığı baskı sadece İttihat ve Terakki’ye değil, herkese karşı pasif bir durum almasına neden olmuştur. Kendisine yönelik sorularla karşılaştığında ‘Cemiyet ne der’, bunların istediğini yapmaktan başka çare yoktur’ gibi sözleriyle kendi iktidarı hakkında ilginç ipuçları verir. Sultan Reşad’ın bizzat merkezinde yer aldığı girişimlerdeki payı dahi fazlasıyla düşüktür. 1913 yılı sonrasında Sultan’ın sembolik olarak merkeze konulduğu gelişmeler bile nadirdir. Sultan Reşat dokuz yıllık saltanatında iktidarı kullananlar için sadece bir sembol olmuştur. ‘Beni rahat bıraksalar da haysiyetimle ölsem’ diyen Sultan Reşad’ın örgütün işini kolaylaştırdığı da ortadadır.”

Sultanın puşidesi Kabe’den

Sultan Reşad’ın türbesinde Selçuklu süslemelerinden yararlanıldığını vurgulayan Hitit Üniversitesi’nden Prof. Dr. Candan Nemlioğlu, “Türbenin iç cephesinde kullanılan çiniler İznik çinilerinin kalitesini taşımıyor. Daha parlak ve beyaz tabakanın güçlü olduğunu görüyoruz. Buradaki çinilerde buğulu ve mat bir sır var. Sultanahmet Cami ve Sultan Reşad Türbesi çinilerindeki desenlerde benzerlikler karşımıza çıkıyor. Mesela selviler gibi…  Sultanının sandukası üzerindeki sırma işlemeli puşideler zamanla okside olarak bozulmuş. Ayrıca Sultan Reşad’ın puşidesinin Kabe’den getirildiği söylenir” dedi.

Sultan Reşad Mevlevi’ydi

Prof Dr. Uğur Derman da Osmanlı hanedanının sanata meyilininherkesin malumu olduğuna dikkat çekerek sözlerini şöyle sürdürdü: “Sultan Reşad’ın hüsn-ü hatta çok muhabbeti vardı. Onu bu yola sevk eden Sultan Abdülhamid’dir. Sultan Reşad Mevlevi’dir. Yenikapı Mevlevihanesi’yle münasebeti vardır. Mevlevihane tamir edildiğinde Hulusi Efendi’ye gazel yazdırtmış ve semahaneye tek satır kuşak halinde çevirtmiştir.”

Zamanın en önemli hattatı: Ömer Vasfi Efendi

Dönemin en ünlü Hattatı Ömer Vasfi Efendi’nin hayatından örnekler veren Prof. Dr. Hüsrev Subaşı:Çukurcumalı Kadri Efendi'den sülüs-nesih dersi alan ünlü hattatın Aziz Efendi'den ta'lîk ve sülüs, Kâmil Efendi'den sülüs ve dîvâni meşk ettiğinin altını çizerek şöyle devam etti:“Nihayet 1319/1901 yılında Sami Efendi'ye meşke başlayarak, celî ta'lîk ve celî sülüs’ün tüm sırlarını rahle-i tedrisinde kuşandı. Ömer Vasfi Efendi kısa süreli sanat hayatında sonraki yüzyıl hattatlarına örnekler bıraktı. Bunlar yerli ve yabancı müze koleksiyonlarını süslemektedir. Taksim Maksemi'ne bitişik çeşme üzeri âyet, Kısıklı Camii dış kapı ve mihrap üzeri celî yazıları ile camii önünde bulunan çeşme üzerindeki celî âyet, Hırka-i Şerîf Camii'nde celî sülüs zerendûd levha, Fatih Türbesi haziresinde türbedar Ahmed Âmiş Efendi mezartaşı Kitabesi, Eyüp, Sultan Reşad Türbesi dışındaki celî müsennâ ayet ile içeride paftalı kuşak Ömer Vasfi Efendi'nin önemli eserlerindendir.”

Sultan Reşad dindar bir padişahtı

Halim selim, merhametli, dindar bir padişah olan Sultan Reşad’ın, daha hayattayken kendisi için Eyüp’te Mimar Kemalettin’e türbe inşa ettirdiğini söyleyen Yrd. Doç. Dr. Ali Rıza Özcan, Sultan Reşad’ın mezarı İstanbul’da yapılan son hanedan türbesidir. Osmanlı padişahlarının türbelerinin ön kitabelerine tarih, ayet ya da besmele yazılırdı. Kanuni’nin türbesinde Kasas Suresi 88. Ayetten bir bölüm, 1. Abdülhamid, 3. Mustafa ve 3. Selim’in türbe kapı üstlerinde ise Fecr Suresi’nden ayetler yazılıdır” ifadelerini kullandı.

İttihatçılar pozitivist, darvinist ve materyalistti

Abdülhamid döneminde resmi ideoloji olarak bir Türk-İslam sentezinin hâkim olduğu fakat alt yasal kimlik olarak Türklüğün de muhafaza edildiğini ifade eden Doç. Dr. Mehmet Ö. Alkan şu şekilde konuştu: “Askeri okullarda Türklük vurgusu daha ağır basıyordu. İttihat ve Terakki içinde ciddi bir Türkçü damar vardı.31 Mart Vakası’ndan sonra Sultan Abdülhamid kanlı bir padişah olarak ders kitaplarında adlandırıldı. Abdülhamid’in hal edilmesinden sonra ders kitaplarında pozitivist bir bakış açısı söz konusu. Zaten İttihat ve Terakki’nin kurucularından bir kısmı da pozitivistti. Partinin adı bile pozitivizmden ilham alınarak kurulmuştur. Kurucu ve sözcülerinden bir kısmı materyalist ve Darvinist eğilimlere sahipti. Balkan Savaşları İttihatçılar tarafından İslam’ın kullanılmasını elzem kıldı. İslam’ın birleştirici ve seferber edici gücünden yararlanmak istediler. Bir milyon Müslüman Balkanlar’dan Türkiye’ye geldi. İttihat ve Terakki bundan itibaren istikamet değiştirdi.”

Donanma hâkimiyette anahtardır

1840-1890 yılları arasında donanma yapısında çok ciddi bir gelişme yaşandığını, donanmaların deniz hâkimiyetini sağlamada anahtar vazifesi gördüğüne değinen Dr. Evren Mercan, “19.yüzyıl,sömürgeciliğin zirveye oynadığı dönemdir. Osmanlı Devleti jeopolitik konumunun ortayaçıkardığı güvenlik sorunlarıyla baş etmek zorundaydı. 8600 mil gibi sahil sınırını korumak zorunda olan Osmanlı sultanları ve karar alıcıları nezdinde çok ciddi bir açmaz vardı. En büyük tehditler denizden geliyordu. Osmanlı askeri ve siyasi yapısında her zaman teyakkuzda olma söz konusuydu. Bu da bir devlet için çok yıpratıcıdır” dedi.

Stuermer gazeteci miydi ajan mıydı?

Sempozyum çerçevesinde Dr. Kadir Kon o dönemdeki gazetecilik ve ajanlık üzerine bir örnek verdi: “İki yıla yakın İstanbul’da kalan ve 1917 yılı başında İsviçre’ye yerleşen Dr. Harry Stuermer’in kaleme aldığı ‘Birinci Dünya Savaşındaİstanbul’ kitabında Türk-Alman ittifakının yanlışlığını ele alıyor. Kısa sürede İtilaf Devletleri gazetelerinde kitap ve içeriğiyle ilgili haberler çıkmaya başlıyor. Bu kitap İtilaf Devletleri’nin İttifak Devletleri aleyhine yürüttüğü propaganda malzemesi haline geliyor. Alman gazetelerinin birinden muhabir olarak Türkiye’ye gönderilen bir gazeteci savaşın ortasında kendi ülkesi aleyhine kullanılacağını bile bile niçin böyle bir kitap yazmış olabilir? Karşı taraf için çalışan bir ajan mıydı? Diğer gazeteciler kendi aralarında Stuermer’in zararlı, Çek asıllı karısının ajan olduğunu söylemişlerdir. Stuermer sömürgecilik taraftarıdır. ‘Almanya yenilmeli, Osmanlı parçalanmalıdır’ sözlerini kullanmıştır. Ona göre Türkler hükümdarlık hakkını sadece Anadolu’da Türklerin bulunduğu yerlerde kullanmalılardı.”

Osmanlı istihbaratının başlangıcı

Dr. Naci Yorulmaz, ‘Silahlar satın alanı mı korur satanı mı? Eğer satanı koruyorsa kendi silahımızı mı üretmeliyiz sorusunu sorabiliriz’ derken, Cihan Harbi’nde Osmanlı Askeri İstihbaratını ele alan Mustafa Yeni, Osmanlı’nın istihbarata modern anlamda 1869’da geçtiğini söyleyerek sempozyumun ilk gününü şu sözlerle noktaladı: Barış zamanında Osmanlı’nın başlıca istihbarat kaynakları resmi raporlar, ajan ve muhbir ihbarları, matbuat, her türlü askeri yazı, Meclis müzakereleri ve zabıtlar, resmi görevlilerin nutuk ve beyanları, subayların seyahatlerle ilgili raporlarıydı. Savaş zamanında ise insan istihbaratı olarak; esirler, firariler, mülteciler, maktuller, müzahir yerel gruplar, casuslar ve muhbirlerdi. Teknik istihbarat ise; telsiz, telgraf, telefon dinlemeleri, tayyare keşifleri ve kıyı gözleme raporlarıydı.


Son Güncelleme: 04.11.2017 10:41
Yorumlar
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.