08 Nisan 2018 Pazar 13:57
Uyanış çağı başlayacak

İslam düşüncesinin günümüzde ve geçmişte karşılaştığı sorunları ve bu sorunlar karşısında Müslümanların bireysel olarak açmazlarını konu edinen kitap, dört farklı düşünürün makalelerini tek ciltte bir araya getirmiş.

KÜLTÜR SANAT SERVİSİ

19.yüzyıl, dinlerin geri plana atıldığı sekülarizm öne çıktığı, aklın ve hümanizmanın kutsandığı dönemin başlangıcını ifade ederken 20. yüzyılın başlarında bu anlayış zirveye çıkmıştı. 20. yüzyılın sonundan itibaren değişime uğrayan bu yaklaşım, dinlerin yeniden kaldırıldığı dolaplardan çıkması, toplum ve siyasi hayatımıza yeniden dâhil olmasıyla sonuçlandı. Süreç, genelde bütün dinlerin özelde ise İslam’ın günümüzde ve geçmişte yaşadığı sorunlarını yeniden düşün hayatımıza sokarken bu konuda cilt cilt kitaplar yazılıp sorunlar irdelendi, varsayımlar ortaya kondu ve birçok insan bu sayede yaşanılan sorunlar üzerine kafa yorma alışkanlığını kazanmış oldu. Bu kitapları ve yazarları okuyanların kafasında elbet bir düşünme şekli oluştu fakat geniş bir çerçevede İslâm düşüncesinin yaşadığı, özelde ise Müslümanlar’ın hem felsefi hem bireysel hem de toplumsal çıkmazlarını konu edinen ve farklı düşünürlerin makalelerini tek ciltte toplayan kitaplar, tek tek neşredilenler kadar derli toplu olamadı. İslam Özkan’ın “Çağdaş İslâm Düşüncesinin Sorunları” kitabı, yayın dünyasındaki bu açığın bir kısmını kapatacak düzeyde diyebiliriz.

Müslümanlar’ın uyanış çağı

İslâm düşüncesi, Peygamberimizin irtihalinden sonra başta Hulefa-i Raşidin dönemi başta olmak üzere, Emevi ve Abbasi dönemleriyle birlikte pek çok değişim ve dönüşüm geçirerek bu günlere ulaştı. Özellikle İslam’ın yeniden keşfedilme dönemi olarak adlandırabileceğimiz günümüzde, çağın getirdiği iletişim teknolojilerindeki gelişmeler ve bu gelişmelerin zihin haritamızdaki oluşturduğu algılama farklılıkları ışığında İslam düşüncesinin geldiği evre âlimler tarafından incelikli bir şekilde tartışılmayı gerektiriyor. İslâm Özkan’ın derlemesi konuyu birçok açıdan inceleyen düşünürlerin makalelerinden oluşması bu anlamda çok önemli bir başarıyı barındırıyor. Eserde makaleleri bulunan düşünürlerin arasında Hasan Hanefi, Abdulvehab Messiri, Muhammed Abid Cabiri ve Raşid Gannuşi bulunuyor. En çok makalesi bulunan isim ise Hasan Hanefi olarak karşımıza çıkıyor. Pınar Yayınları tarafından yayımlanan ve toplamda dokuz makale içeren kitap 143 sayfadan oluşuyor. Kitabın sonunda ise bu dört müellifin kısa biyografileri de bulunuyor. Kitapta, İslam Özkan’ın sunuş yazısında da bahsettiği gibi İslâm dünyası ve İslâm ülkelerindeki Batılılaşma sevdası ile laiklik, ülkelerin bulunduğu durumlara göre değerlendiriliyor. Bunu yaparken de pek çok hareket ve isim kendi içinde mantıklı bir şekilde eleştiriliyor. Örneğin selefi hareketin, tasavvufun, Gazali’nin vb. eleştirildiğini görebiliyoruz. Bunları daha çok Hasan Hanefi’nin makalelerinde görüyoruz. Sanıyorum ki Türk okurlar kendi içinde en çok Hanefi’nin makaleleriyle tartışacaktır. Fakat temelde ortak nokta bulunabilir; çünkü Hanefi’nin de dediği son minvalde Müslümanlar’ın uyanışını hedef alıyor: “İlk yedi yüzyıl geçti ve ikinci devresi tamamlandı, arkasından 21. yüzyıl başladı. İslâm tarihinin bu üçüncü döneminde yapılması gereken şey; uyanış çağını yeniden başlatmak ve laiklikle Selefilik arasındaki kültürel birliği yeniden sağlamak, insanların maslahatlarından ve çağın gereksinimlerinden kaynaklanan organik bir birliğin sağlanması için dışarıdan yenilenme çabalarını aşmaktır.”

Kitabın önsözünü kaleme alan İslam Özkan, okuru kitaba hazırlamak amacıyla kitaptaki bütün makalelere tek tek değinerek yazarların fikirleri konusunda tadımlık yorumlarıyla okura makaleleri okurken izleyecekleri yolu da tarif etmeyi tercih etmiş. Özkan’ın şu ifadeleri kitabın ana teması konusunda ön bilgi mahiyetinde: “Yaşadığımız çağın ruhuna uygun, bu çapın insanlarının vicdanına hitap edebilecek, özgürlükler ve haklar arasında dengeli bir korelasyon kurabilen, kendine özgü, aynı zamanda başka coğrafyalarda da model oluşturabilecek bir deneyim oluşturamaması İslam dünyasının şu anda yaşadığı sorunların kökeninde yatan en önemli etken gibi görünüyor.”  Özkan yazarların her birinin farklı konularda makaleleri konu edinmiş olsalar da temelde her birinin İslam dünyasının yanlış bir şekilde batılılaşma serüvenine parmak bastığının altını çiziyor.

Sadece haram-helal sınırlarıyla yetinememeliyiz

Kitapta, Messiri’nin düşüncelerinin Hasan Hanefi’nin düşünceleriyle birlikte öne çıktığını söyleyebiliriz. Özellikle çağdaş İslâmî söylemi tasnif edip uzun maddeler halinde bu durumun açıklamasını yapması, onun fikirlerine daha rahat ısınmamızı sağlıyor. Kadîm İslâmî söylem ve yeni İslâmî söylem olarak ikili bir tasnif yapan Messiri, kadîm söylemi kısaca işleyip daha sonra uzun uzun yeni İslâmî söylemi inceliyor. En başta da iki söylemin farkının Batı modernleşmesine yönelik tutumla alakalı olduğunu belirtiyor. Maalesef kendilerine İslâm düşünürü dediğimiz pek çok kişide göremediğimiz, sanat ve estetik anlayışa önem verilmesi gerektiğini Messiri bu makalesinde yazıyor. İslâm’ın sanattan, estetikten, edebiyattan ve müzikten kaçmasını sağlayan düşünürlerin tersine onun fikirleri çok daha tutarlı. Fakat yine de başında ‘yeni’ olan çoğu şeye güvenmediğimden bu kelime bende bir önyargı oluşturdu. Keşke farklı bir isim bulsaydı Messiri: “Yeni İslâmî söylem, medeniyete ve evrene ilişkin perspektife gereken önemi vermesinin yanı sıra estetiğe ve güzel sanatlara da eğilmelidir. Sadece haram ve helal sınırlarıyla yetinmemeli, İslâm’ın kâinata ilişkin şümullü bakış açısını ortaya koyabilmek için İslâm’dan hareketle yeni estetik ve sanat anlayışı geliştirmelidir.”

Son Güncelleme: 08.04.2018 13:59
Yorumlar
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.