Mutlaka farkındasınızdır, artık mutfağında yemek pişen ev sayısı parmakla gösterilecek kadar azaldı. İnsanların karınlarını doyurabileceği pideci, pizzacı, burgerci, kafe ve restorantların sayısı ise hesaba gelmez şekilde artıyor. İş burada bitmiyor elbette bir de yemeğini kendi mutfağında pişirenlerin marketten alışveriş safhası var. Dondurulmuş gıdalar, uzun ömürlüler, hazır gıdalar, konserveler vs. binlerce ürün rafları dolduruyor. Oysa akıl gözüyle bakıldığında söz konusu binbir çeşitliliğin özünde bir yanıltmaca olduğu, gerçekte olan şeyin sadece bir marka farklılığından ibaret olduğu görülüyor. Standardize edilmiş birkaç kalem temel gıda maddesinin değişik etiket ve isimler altında tekrar tekrar insanlara pazarlanmasından başka bir şey değildir. Tüm bu rafları dolduran rengarenk gıda maddelerinin ortak kaynağı kitle üretimi küresel şirketlerce yapılan buğday, mısır ve soya ile bunlardan elde edilen un, şeker ve yağ çeşitlemelerinden ibarettir.

Dünyanın yeni beslenme tarzının birkaç ayağı var. Birincisi evde yemek yapmayı bırakmak. İkincisi, illa ki evde yemen gerekiyorsa ya dondurulmuş gıda ya da hazır yemeklerle birkaç dakika içerisinde hazırlamak. Üçüncüsü, telefona sarılarak pizza, pide, döner vs. sipariş etmek. İçine çekildiğimiz bu alışkanlıklar bir müddet sonra yemeklik malzemeler üzerine olan ilgi ve bilgimizi de kaybetmemize sebep olacaktır. Binlerce yıllık kültürümüzün(dolayısıyla da genetiğimizin) üretip soframıza getirdiği zengin menü, yerini sektörün sunduğu standart menüye bırakmak zorunda kalacaktır. Sahi, nedir bu sektör, nasıl işler, kimlerden oluşur?

Öncelikle sektörün ayaklarını bastığı zemin tarımdır ve temel ürünleri de buğday, mısır ve soya fasulyesidir. Bu ürünler işlenerek un, yağ ve şeker’e dönüştürülür. İşlem artıkları olan kepek, soya ve mısır küspesi de yapay hayvan yemi haline getirilir. Bu yem sanayisinin üzerine et, tavuk ve kültür balıkçılığından oluşan devasa endüstriyel besicilik sanayi kurulmuştur. İşte, sektörün omurgası kabaca böyledir.

Amerika, Meksika, Kanada ardından “Yeşil Devrim”in ikinci kuşak ülkeleri söz konusu tarım üretiminin plantasyon alanlarıdır. Sektörün hakimlerinin kim olduklarına gelince, bu küresel şirketler dünyada tarımın geleceğini hesaplıyor, planlıyor ve belirliyorlar. Uygun gördükleri ülkelerde arazi satın alıyor, kiralıyor, biyoteknoloji kullanarak üretim yapıyorlar. Tahminen dünya üzerinde 200 milyon hektarı geçkin bir alanda tahıl üreterek tahıl ticaretinin %75’ini yöneten dört şirket şunlar: Cargill, ADM, Bunge ve Louıs Dreyfus.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.