Hüseyin Rahmi Gürpınar’ın bir romanında dünyaya kuyruklu yıldız çarpacak haberleri üzerinden iki komşu arasındaki konuşma mizahi bir dille verilir. Bu konuşmalar o dönemde hayata bakış ve değerleri ele verirler. Meselâ; bir yerde komşu; “bizim ev helal parayla yapıldı, kuyruklu yıldız çarpsa da bir şey olmaz” derken bir değere işaret eder. Bir başka yerde komşu; “eve kapanırım ve kapımı kapatırım, kuyruklu yıldız çarpsa da beni ilgilendirmez” demeye getirir.

 Evimizin, yiyeceklerimizin helal parayla sağlanması, buna hassasiyet gösterilmesi giderek önemini yitiren bir şey maalesef. Bir organizmaya haram girdiğinde, oradan bir hayır çıkmayacağı hassasiyeti özenle bugün de korunması gereken bir değerdir. Bunu belirttikten sonra, ikinci komşunun söylediğine geçebiliriz. Bu söz bana kendi içine kapalı evrende ve dünyada yaşamakla küresel dünya arasındaki gerilimi hatırlatıyor.

Farklı platformlarda ve sosyal medyada dolaşımda olan bir takım sözler, hala nasıl bir dünyada bulunduğumuz konusunda anakronizm yaşadığımızı bize göstermektedir. Farklı konular üzerinden tartışma yaparken, hala kendi kapalı evreninde yaşamaya devam eden ve dünya gerçeklerinin farkında olmayan bir takım insanların da epey çoğunlukta olduğunu görüyorum.

Küresel dünya hem olgusal bir durumu ifade ediyor hem de ideolojik bir takım angajmanlarının da bilinmesi gerekiyor. Birinci derecede ekonomi küresel işleyişi belirleyici bir unsur. Hatta postmodernizmle birlikte düşünüldüğünde küreselleşmenin kapitalizmin uluslar arası boyutta ölçek büyütmesinin bir başka adı olduğu belirtilmektedir. Nitekim Fredric Jameson’ın Postmodernizm: Geç kapitalizmin Küresel Mantığı isimli eseri baştan başa bu olguyu inceliyor.

100 yıl önce ulus-devlet mentalitesi içinden konuşulan kendi kendine yeten ülke fenomeninden bahsedilmekteydi. Fakat bugün acaba bir ülke her alanda güçlü olsa bile, bu diğer ülkelerden azade bir hayat yaşayabileceği anlamına gelir mi? Açıkça söyleyelim; gelmez. Kendi kendine yetmek, güçlü olmak hayatiyetini devam ettirmek için önemli bir koşul. Ama küreselleşme dünyanın küçülmesiyle birlikte bağımlılıkları da artırmıştır.

Diğer önemli bir unsur Wallerstein’ın modern dünya sistemi teziyle açıklamaya çalıştığı durumdur. Merkez, çevre ve yarı çevre şeklindeki ayrıştırmasıyla bir anlamda farklı bölgesel güçlere atıfta bulunuyor. Buradan yola çıkarak diyebiliriz ki, evet Amerika gibi küresel aktörler diyebileceğimiz bir takım ülkeler, dünya ölçeğinde karar alma mekanizmalarında ve etkinliklerde ciddi anlamda belirleyiciler. Fakat dünyada tek süper güç ya da yegane güç Amerika değildir. Bu durum Amerika’nın gücünü azaltmaz ama küresel sistemi ve güç dengelerini iyi bilmeyi gerektirir.    

Dünyadaki hiçbir güç bir anda yükselip düşmez. Bu yükseliş ve düşüşlerin ekonomik, sosyal, siyasal vb. gerekçeleri vardır. Dolayısıyla küresel arenada karar alma mekanizmalarına katılabilmek gücün oranı ile doğru orantılıdır. Bu bir yandan ülke içerisinde insanların moral ve motivasyonlarını yüksek tutmayı gerektirirken, diğer yandan ekonomik ve siyasal açıdan güçlü olmaktan geçiyor. Ekonomik açıdan güç ise, ancak üretim ile sağlanabilecek bir şeydir. Bu sebeple Türkiye’nin manevi birlik açısından vurgularını devam ettirdiği kadar, üretim için ciddi anlamda kollarını sıvaması gerekiyor. Yani hem manevi hem de maddi koşulları sağlaması.

Temennimiz odur ki, Türkiyemiz içinden geçtiği bu zor günleri hepimizin gayretleriyle atlatsın ve güzel günlere ulaşsın.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner623

banner624