Yakın geçmişte, yaşanan “Ergenekon” “kontra gerilla” “balyoz” “sarı kız” “sauna” vb. loca, mahfil vs. karanlık odaklarca üretilen çete ve örgütleri hatırlarsınız. Birçoğu muamma ve esrar içinde sır olan yapılar… Buralarda; sağcıyla solcu, aleviyle Sünni, dinliyle dinsiz, sofi ile berduş, şeyh! İle fahişenin nasıl beraber iş tuttuklarına şahit olduk. Bunların ne kadarı doğruydu, ne kadarı “cambaza bak” kabilinden oyunlardı, bu ayrı bir konu. Ama biz bunu yerel bazda da küresel bazda da dolu dolu yaşadık. FETÖ bunun en açık örneğidir.

Şu an İslam diyarında bu oyunların küresel olanından aynı anda onlarcası yaşanmaktadır. Yıllardır bu oyunların başrolünde zıt kutup gibi görünen Şia ve vahhabiliğin, bu büyük oyunun başrolünde olduğunu söyleyip duruyorduk. Özellikle işin vahhabilik kısmına nice dostlar, itiraz edip haksızlık yaptığımızı söylüyorlardı. Birbiriyle kanlı bıçaklı olan bu akımlar, nasıl aynı kaynaktan çıkabilirdi…

Bu iki akım görünürde birbirleriyle kanlı bıçaklı ve ezeli düşman gibi görünseler de aslında aynı karanlık odakların ürettikleri piyonlardır. Tabi bunlar sadece kendilerini Müslüman, kendilerinden başkalarını ise kâfir ve mürted gördüklerinden, konuşup anlaşmak adeta imkânsız olmaktadır.

Çünkü onlara göre mürtedlerin tümü kâfirlerin işbirlikçileridirler. Dolayısıyla onların uyarı, ikaz, nasihat veya anlaşma teklifleri, ihanet olarak görünmektedir. Bir de asli kâfirle anlaşmak caizdir. Mesele bir Yahudi veya Hristiyan, cizye vermek şartıyla İslam devletinin bir vatandaşı olarak yaşama hakkı vardır. Ama mürted öyle değil. Onun katli vaciptir. Nerede ele geçirilse öldürülmelidir. İşte Yahudi’ye ilişmeyip Hamas’a diş bilemeleri, İhvana karşı, Sisiyle iş birliğine gitmeleri de bu mantıktan kaynaklanıyor.

Şia ile tekfirci vahhabiyye, aynı üst aklın projeleri olsa da, tamamen farklı gibi görünmekte ve anlaşmaları mümkün olmayabilir. Ama aynı selefilik kaynağından gelen akımların anlaşmaya hiç yanaşmamaları, nasıl izah edilebilir. Bu akım önce Deaş ve Nusra diye ikiye ayrıldı. Sonra Nusra kendi arasında irili ufaklı kısımlara ayrıldı. Ayrıca selefilik ismini kullanan daha başka gruplarla beraber onlarca grup oluştu. Tabi ayrılıklar çoğaldıkça, anlaşmak da aynı oranda zorlaşmaktadır.

Şimdi bu eski ama eskimemiş tartışma nereden mi çıktı? Dün ajanslara düşen bir haber, bu konuya dikkat çekmeyi gerektirdi. Çünkü 1300 yıldır ümmete kan kusturan Şiilik ve 300 yıldır üretilen püskülü bela, harici vahhabilik, daha çok ümmeti uğraştıracağa benziyor. Tek kutuplu bölücü Şia’yla bin yıl idare ettiler. Zamanla tek kurup yetmez hale gelince onun karşısına zıt kutup gibi görünen Vahhabilik üretildi.

Osmanlının yıkılışında, ümmetin darmadağın edilişinde bu iki bölücü örgütün ne kadar büyük işlev gördüğü malum. Ama pek de okumayan insanımız, en azından “Arap baharı” sonrasında yaşananları görerek öğrendiler, planın büyüklüğünü. İşte söylediklerimize net delil olabilecek o haber:

Selman: Vehhabiliği ABD istedi!

Suudi Arabistan Veliahtı Prens Selman, Vehhabilik ile ilgili ilginç itirafta bulundu. Washington Post’a konuşan Suudi Prens, Soğuk Savaş’ta müttefiklerin (ABD) talebi üzerine Sovyetlerin yayılmasını önlemek için küresel çapta medrese açtıklarını söyledi. Prens: “Vehhabiliği artık devlet değil vakıflar finanse ediyor” dedi.

Suudi Arabistan Veliaht Prensi Muhammed bin Selman, itiraf dolu açıklamalarda bulundu. Washington Post Gazetesi›nden Karen De Young’a konuşan Veliaht Prens Selman, Soğuk Savaş döneminde ABD’nin talebiyle komünizme karşı Vehhabiliği yaymaya başladıklarını söyledi. Habere göre, Suudi Arabistan’ın egemen ideolojisi olan ve bazı kesimler tarafından küresel terörizmin temel kaynağı olarak gösterilen Vehhabiliğin, Suudi finansmanıyla yayılmasıyla ilgili soru üzerine, Muhammed bin Selman, küresel çapta cami ve medreselere yatırım yapmalarının kökenlerinin Soğuk Savaş’a uzandığını belirtti.

"Artık vakıflar finanse ediyor"

Veliaht Prens, Sovyetler Birliği'nin Müslüman ülkelerle ilişkileri ilerletmesini engellemek için müttefiklerin Suudi Arabistan’dan kaynaklarını seferber etmesini istediklerini aktardı. Takip eden Suudi hükümetlerinin bu işle uğraşırken ipin ucunu kaçırdığını dile getirip “Şimdi her şeyi geri toplamamız lazım” diyen Selman, Vehhabiliği yayma faaliyetlerinin finansmanının artık hükümet değil, Suudi merkezli vakıflar tarafından sağlandığını sözlerine ekledi. Veliaht Prens, Ekim ayında yaptığı açıklamada, “Suudi Arabistan, radikal düşünceleri derhal yok ederek 1979 yılı öncesinde olduğu gibi ılımlı İslam’a ve normal yaşama dönecek” demişti.

Ümmetin derdine çare ararken, önce teşhisi doğru yapmak gerekir. Teşhis yanlış olursa, tedavi de yanlış olur. Tabi bu da yaranın giderek derinleşmesine ve kangren olmasına sebep olur. Şia ve Vehhabilik, ümmetin başına örülmüş küresel çoraplardır. Birer mezhepten çok, “dine karşı din” projesidirler. Selam… Dua…

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner623

banner624