Kürtler, Aleviler, dindarlar, dini ve etnik azınlıklar...

Türkiye'de sorun olarak kabul edilen sosyal kesimler…

Cumhuriyetin yüzyıllık baş ağrısı.

Dini ve etnik azınlıklar, Alman derin devletinin akıl hocalığı ve desteği ile İttihatçılar tarafından soykırıma tâbî tutuldu, sürgün edildiler. Aleviler katledildiler, arta kalanlar yaşatılan travma ile rejime mankurt yapıldı. Katledilemeyen, sürgün edilemeyen Kürtler yok sayıldı, yasaklandı. Dindarlar ise mahkum edildi, Fethullah Gülen gibiler eliyle iğdiş edildi.

Bu beş kesim, yıllarca rejimin elinden çektiği yetmiyormuş gibi bir de birbirleriyle didişerek zayıf düştüler. Taki 2002 AK Parti hükümetinin kurulmasına kadar..

AK Parti bu 5 kesimin akıllanıp faşist rejime karşı işbirliği yapmasıyla kuruldu ve hükümet olmayı başardı. Son 15 yıl içerisinde bu kesimlerin hak ve özgürlükleri konusunda önemli gelişmeler sağlandı. Bazı ideolojik angajmanlara girmiş, ne yaparsan yap sana düşman olmaya yemin etmiş tipleri ayrı tutacak olursak, bu kesimlerden hiç biri “hak ve özgürlüklerimiz konusunda iyileşmeler olmadı” diyemez. “Daha iyisi için hep birlikte çaba sarfedelim” diyen çıkabilir fakat “15 yıl öncesine göre daha özgür değiliz” diyemez kimse. Bunu yıllardır bu kesimlerin hepsinin özgürlüklerini amasız, fakatsız, lakinsiz savunan benden daha iyi kimse bilemez herhalde. Ne ideolojik angajmanlara girmiş sözde insan hakları örgütleri bilir, ne de silahların gölgesine sığınarak siyaset yaptığını zanneden şahsiyetler…

Hele hele Taha Akyol hiç bilemez.

Öyle AK Parti’nin kara kaşına, gözüne sevdalı değilim ama “2011’e kadar AK Parti çok iyiydi fakat 2011’den sonra otariterleşti” diyen bir Taha Akyol -başkası adına konuşacak değilim- önce beni buna ikna etmek zorunda.

Türkiye özgürlükler yolunda adımlar attıkça ilk bakışta sevinmesini beklediklerimizin nasıl hayal kırıklığı yaşadığını hayretler içerisinde gördük. Sivil hükümetin aynı anda çok farklı noktadan saldırılara uğradığını açıkça gördük. Bir Kürt olarak beni mutlu eden her adımda sanki sırf buna inat bir yerlerde patlayan bombaları gördük.

Sivil hükümet -iktidar olmayı henüz başaramamış hükümet- otoriterleşmiyor, otoriter olmaya zorlanıyor gibime geliyor…

Taha Akyol bunu da sosyolojinin ve tarihin süzgecinde irdelesin bi zahmet.

***

Darbeler ve halk

Türkiye halkı, 15 Temmuz’da bütün dünyada tarih, sosyoloji, psikoloji derslerinde yüzyıllarca okutulacak bir şey gerçekleştirdi. Belindeki silaha, emrindeki askerlere güvenen bir kesim subayın sivil hükümete karşı gerçekleştirdiği darbe girişimine “irademe dokundurtmam” diyerek karşı çıktı, tankların önünde durdu.

Dünyanın neresinde olursa olsunlar aklından darbe geçiren kişiler bu tecrübeyi gözardı edemez bundan sonra.

“Acaba?” sorusu onları kahredecek...

Tüm insanlığın ortak kazancı bu.

Çıkarılan Kanun Hükmünde Kararname ile darbeye karşı mücadelede eden sivillerin bu fiilden dolayı yargılamadan muaf tutulması sözkonusu. Tartışmalar sürüp gidecektir. Olumlu, olumsuz tarafları konuşulacaktır.

Fakat şu iyi bilinsin ki, Gladyo’nun generalleri artık halklarına karşı kabadayılık yapmayı kafalarında epey tartmak zorundalar. Tuzla piyade okulunda 2 bin asteğmeni karşısına dikip “bu ülkeyi siyasiler değil biz yönetiyoruz, bunu kafanıza yerleştirin” diyen kurmay bozuntusunun, halkın neleri başardığını görmüş ve ürkmüş olmalı.

Bu kararnamenin yanlış olmadığı kanısındayım. Olumsuz yanları yeni birer kararnameyle düzeltilir olur biter. Fakat tek tip elbise olayı bana sakat gibi geldi. Darbe girişimi gecesi darbecilerin tekme tokat dövülmesi, soyulması, fotoğraflarının sosyal medyada paylaşılması da hoşuma gitmemişti. Bu adamlar suç işlediler ve yargı önüne çıkartılıp yargılanmalılar.

İşkence bir insanlık suçudur ve hiç kimseye işkence edilmemeli. Evet bu adamların kendileri işkenceci fakat bu sizin de işkenceci olmanızı gerektirmez. Haklı iken haksız duruma düşülmemeli.

Bir farkınız olmalı ki tarih yazabilesiniz.

Güvenlikçi politikalar sivil hükümete faydadan çok zarar getirir. Küresel çetenin yerleşik düzenine kafa tutan bu hükümet, güvenlikçi politikalarla değil, özgürlükçü politikalarla ayakta durmayı başarabildi.

***

Arapça tabelalar inince bir kez daha bölündük

Toronto, Kanada'nın en büyük şehri. 5 milyon nüfusa sahip. Dünyanın en düzenli, bakımlı, yeşil alanı bol olan, estetik olarak güzel şehirlerinden biri. Yolunuz düşer Toronto’yu gezme fırsatı bulursanız şehrin dört bir tarafında İngilizce dışında diğer etnik grupların dilleriyle yazılmış işyeri tabelaları görürsünüz. Arapça, Çince, Rusca, Hebrew, Türkçe, Kürtçe ve daha bir çok dilde yazılmış tabelalarla ile karşılaşırsınız.

Şehrin merkezinde Chinatown'a uğrarsanız mesela, İngilizce tabela bulmakta zorluk yaşarsınız. Torontolular bu durumdan şikayetçi değildir. Aksine Chinatown’u ziyaret edip farklı bir environmentda bulunmak zevktir onlar için.

“Burası Kanada kardeşim, herkes İngilizce tabela asmak zorunda” diyen zibidiler çıkmaz mı?

İyi ararsanız çıkabilir.

Doğum esnasında meydana gelen bazı komplikasyonlardan dolayı bir kaç tahtası eksilmiş olan tipler bu tür söylemlerde bulunabilir...

Lakin marjinal tipler olup fazla üsteleyecek olurlarsa “nefret söylemleri suçu” kapsamında kendilerini kodeste de bulabilirler.

Devlet, ırkçı davranışlara izin vermez.

İlginçtir bu tipler İngiliz asıllılardan çok göçmen çocukları arasında görülür. Bu da psikolojinin alanı…

Toronto’nun belediye başkanı “İngilizceyi korumak ve çevre kirliliğini engellemek için İngilizce dışındaki tüm tabelaları kaldırtıyorum” derse başta siyasi partiler olmak üzere, sivil toplum örgütleri ve halk ayağa kalkar ve bu belediye başkanı o koltukta oturamaz bundan sonra.

Burası Kanada.

Gelelim Türkiye'ye…

Söz konusu şehirler Adana, Mersin, Hatay.

“Türkçe’nin korunması ve çevre kirliliği” sebebleri ile belediye meclisi kararı ile Arapça tabelalar indirilmiş.

Belediye başkanları hangi partiden diye baktım; CHP ve MHP...

Of course! Başka kim olabilirdi ki?… Faşistlikleri tescili iki partimiz.

Türkiye normal bir ülke olsaydı bu belediye başkanları nefret söylemleri ve fiilleri dolayısıyla yargılanmayı hakederdi.

Oysa görevlerinin başındalar ve yaptıkları yanlarına kâr kalmış durumda.

Sivil hükümet, İçişleri Bakanlığı duruma el koyup Arap vatandaşlarımızın Arapça yazılı tabelasını yerine tekrar asar ve bu faşist arkadaşlar adına özür diler mi bilemem?

Bunu yapsa 15 senedir neden durmadan seçim kazandığını tüm dünyaya gösterirdi.

***

Söylenmese eksik kalırdı

Gelî ku dev ji qebulkirina dadmendî zagonek bilind berdaye, wî karesatî tu serkeftin telafî nake.

Adaleti, yüksek bir kanun olarak kabul etmekten vazgeçen millet, bu felaketini hiçbir başarı ile telafi edemez.

-W.E. Channing-

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.