AK Parti, MHP arasında yapılması düşünülen seçim ittifakının harika bir şey olacağına çoktan karar vermiş, fakat Kürtlerin nasıl bir tutum takınacakları konusunda tereddüt içinde olanların bir türlü anlayamadıkları -sanırım sonsuza kadar anlayamayacaklar- önemli bir husus var, o da Kürtlerin meseleye etnik köken üzerinden bakmadığı.

Peki mesele etnik köken değil ise nedir Kürtlerin derdi?

Ben size Kürtlerin derdinin ne olduğunu söyliyeyim. Daha doğrusu Kemalistlerle, dolayısıyla Gladyo ile iş tutan Kürtlerin değil de derin Kürdistan’ın derdini...

100 yıllık Kemalist iktidarın oluşturduğu algının aksine Kürtler bu coğrafyanın bölünmesinin önündeki tek sağlam güç.

İktidarı asıl sahibinden vekaletle elinde tutan bir kısım Türk’ün bütün bölücülüğüne, ayrıştırmacılığına, discriminationa rağmen Kürtler bölünmeye direniyorlar.  “Büyük Türk milleti” diye ağzının dolusuyla konuşanların Türklükleri de tartışmalı üstelik...

Malazgirt savaşında Türkler ve Kürtler arasında imzalanan protokole inatla bağlı kalmaya devam ediyor Kürtler.

İktidarın asıl sahipleri konusunda bilgi sahibi olmak isteyenler, birinci dünya savaşından yenik ayrılan Osmanlı Devletinin yerine kurulmasına izin verilen devletin ne şartlar altında kurulmasına izin verildiği konusunda üniversite düzeyinin üstünde tarih okumak zorundalar. Üniversite düzeyinin üstünde diyorum çünkü o çok övündüğünüz üniversitelerinizde okutulmaz bunlar. Bu üniversitenin binası ister Londra’da olsun, ister Ankara’da, ister Şırnak’ta, farketmez...

İttihatçı gelenekten gelen Milliyetçi Hareket Partisi, Cumhuriyet Halk Partisi gibi partiler, Türk ırkçılığı üzerinden bu coğrafyayı bölme arzusu taşıyorlar ve 100 yıldır bunun mücadelesini veriyorlar. Bu toprakların gerçek sahipleri arasında bulunan Kürtlerin direnişi, bu arzunun başarısız olmasında tek neden. Tek neden diyorum çünkü İslamcıların tarlası Fetullah Gülen gibi kişiler üzerinden çoktan ekildi. Oysa İslamcılar kendi sosyolojisi gereği bunun önündeki en büyük engel olmalıydılar.

“Geçmiş, geçmişte kaldı” diyenler olabilir. Bizim de geçmişte takılıp kalma gibi bir niyetimiz yok.

Yok ama geçmişte kalmadıklarını bize ispat etmek zorunda değil mi bazıları?

Söylemlerinde bazı değişimler olduğunu sezinlememiz gerekmiyor muydu?

Daha geçen ay MHP ve CHP’li bazı belediye başkanlarının Arap vatandaşlarımızın Arapça yazılmış tabelalarını zabıta zoruyla “çevre kirliliği ve Türkçenin korunması” iddası ile aşağı indirmesi mi bize değişimi gösteriyor?

Her yeri sarmış İngilizce kelimeler nedense sayın başkanlarımızı rahatsız etmiyor.

İttifak güzellemesi yapan yazarların buna cevap vermesi gerekmiyor mu?

Arap vatandaşlarımızın ana dillerinde yazılmış tabelalarının zabıta zoruyla indirilmesi neden bir tek beni rahatsız eder de, vatanın bölünmez bütünlüğü konusunda günde üç kez bize nutuk çekenleri rahatsız etmez, merak ediyorum?

Bu bir tez konusu.

Hayrettin Karamanlar, Ali Rıza Demircanlar, Abdurahman Dilipaklar, Hakan Albayraklar, Yusuf Kaplanlar, Ergün Yıldırımlar, Akif Bekiler, Yusuf Ziya Cömertler niye kalem oynatmazlar bu konuda?

Oynatmazlar çünkü bu tarlayı sürenler sürmüş...

Bence siz AK Parti’nin Kürt seçmenini boşverin, ittifak konusunda AK Parti’nin Arap, Laz, Çerkez, Gürcü, Ermeni, Arnavut, Rum, Süryani seçmeni ne düşünüyor ona bakın.

Hükümete talip olduğunuz zaman verilmiş “özgürlükçülük” sözünüz vardı bu insanlara.

Sahi, lütfedip sordunuz mu hiç? 

Öyle ya, AK Parti’ye oy veren seçmenler arasında bunlar da var...

***

İttifakın gerçek öyküsü

Tarihe not düşmek için yazıyorum bunları. Bundan 100 yıl sonra, kimse yazmamış demesinler diye.

Bunu Türkiye basınında benden başkası da yazmaz maalesef...

Hükümet kuran partiler, zaman zaman ittifak kurmak zorunda kalabilirler. Bu ittifak isteğe bağlı olduğu için masaya gelmemiştir. Yoksa kimse durup dururken ittifak yapmaz, ağrımayan başını ağrıtmaz. Dünyanın her yerinde bu böyledir.

Cumhuriyet tarihi boyunca bu devletin kurulmasına izin verenler, devleti yöneten kadroların ipinin kendi ellerinde olması için azami gayret gösterdi. Bürokrasi onlara göre hep emin ellerde olmalıydı. Çok partili sisteme geçişle beraber, halk bürokrasiye karşı zaman zaman legal, zaman zaman da illegal yollara başvurdu. İktidar darbeler yoluyla halkın isteklerini bastırma başarısını gösterdi. Fakat her zafer içinde bir parça mağlubiyeti barındırır. İktidar herseferinde kalelerinden bir ikisini vermek zorunda kalarak kazandı bu zaferlerini.

2002’de ise yeni bir döneme girdik. Halkın birbiriyle didişmeye bayılan kesimleri bir araya geldiler ve seçimi kazandılar.

Hükümetin adı AK Parti.

Bazıları yönetemez ve giderler diye düşündü. Halktan görünmek adına bu hükümete destek veren de çoktu.

Yönetemezler denilenler bal gibi de yönettiler. Sefaletin eşiğindeki bir ülkeyi ekonomik olarak çağ atlattılar. “Daha fazla cami açacaklar” diye aşağıladıkları bu halk, Cumhuriyet tarihinde açılanlardan on kat fazla üniversite açtı.

“Kültürel olarak demokrasiye uzaklar” dedikleri bu halk, özgürlükler konusunda en önemli adımları attı.

Sonuç, seçim üstüne seçim kazanıyorlar. Kaybedilemez denilen kaleleri birer birer ele geçirdiler.

Herkesin alkışlayacağını sanmak naiflik olurdu.

Alkışlamadılar nitekim.

Kapatma davaları, postmodern darbeler, Gezi türü faşist ayaklanma girişimleri, savcı-hakim darbeleri ve en sonunda kanlı-canlı darbe girişimi.

Halkın hükümeti hiç bir zaman iktidar olamadı. Hükümetini önce Kemalistlerle sonra Fetö’cülerle paylaşmak zorunda kaldı.

Kemalistleri tasfiye etti fakat Gladyo’nun F planına teslim oldu. Onlardan da yakasını kurtardı fakat şimdi başka bir dayatmanın eşiğinde...

ABD derin devletinin Türkiye valisi olarak atadığı John Bass “Türkiye’de 9,5 haftadır bomba patlamıyor. Bu hükümetlerimizin yoğun yakın çalışmasından kaynaklanıyor” demesi işin daha kolay anlaşılmasını sağlayacak nitelikte.  Bunun anlamı “Ya bizim adamlarımızı hükümetine ortak edersin ya da her gün başka bir şehirde bomba patlar ve ülkeyi yönetemezsin.”

Halkın AK Parti hükümeti bugün de böyle bir dayatma ile karşı karşıya. Cumhurbaşkanlığı hükümetine “diren, asla geri adım at” diyecek halimiz yok. Devlet böyle yönetilmiyor. Gereğinde geri adım atmasını, uzlaşmasını bileceksin. MHP ile ittifak yapılması bir zorunluluksa bu yapılır. Yapılmayacak olan, köşende bu ittifakı bize allandıra pullandıra satmaya çalışmandır...

***

Söylenmese eksik kalırdı.

"Hêz, ne ji kapasîteya fîzîkî, ji vîna ku naditewe tê."

“Güç fiziki kapasiteden değil , boyun eğmeyen iradeden gelir.”

- Gandhi -

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Avatar
Süleyman Şah 2018-01-21 01:47:06

böyle zihin gerisinden sufleler verme yerine tam olarak adam gibi ne istediğini korkmadan,çekinmeden söyle....türkiye cumhuriyeti devletine diliyle,siyasetiyle iki ayrı halk,iki ayrı fedarasyon tek devlet çatısı altında buluşmak mı istiyorsun? neden korkuyorsun,bunu söyle....fakat herkes zihin gerisindeki suflenin bu olduğunu kestiriyor,bu aldatmacayı yutmazlar...ben kürtlerin devlet kurmasına karşı değilim,savaşırsın yenersin ve bağımsız kürt devletini de kurarsın...bunu yapamaz isen böyle kaçamak suflelerle,söz kodlarıyla lafı gevelemek size bişey kazandırmaz....