PKK, 1984'te Eruh'ta sıkmıştı ilk kurşunu. Aradan 33 yıl geçti. 33 yılda 50 bine yakın insanımızı kaybettik. Çok kan kaybettik. Hep birlikte yaralandık. Zaman kaybettik, turist kaybettik, para kaybettik, insan kaybettik, güç kaybettik, demokrasimiz, kişi düşen milli gelirimiz, ekonomimiz, refah düzeyimiz, istikrarımız kaybetti.

Yıllarca, askeri mücadele yöntemini benimsedik. Bu ülkenin “Nato Mermer kafalıları” hiçbir zaman bataklığa yönelmedi. Sinek öldürmekle geçti tüm zamanımız. Kürt meselesi ile terör meselesini birbirinden ayıramadık. Etkin bir mücadele yöntemi belirleyemedik.

Terörle mücadele ve Kürt meselesinin çözümünde başarısızlıklarla dolu tarihimizin şekillenmesinde iç ve dış kliklerin etkisi de çok büyük oldu kuşkusuz. Zira Kürt meselesinin varlığını sürdürmesi, vesayetin de varlığını sürdürmesi demekti. Kürt meselesi var oldukça, rutin dışına çıkan derin devlet aparatları da var oldu. Bürokratik oligarşi, Kürt meselesinin çözümsüzlüğü üzerinde sörf yaptı. Devleti teslim almak, bürokratik oligarşiyi seçilmişlerin üzerinde bir “Demokles Kılıcı” gibi sallandırmak Kürt meselesinin “çözümsüzlüğü” ile gerçekleşti.

Bu kısır döngü, AK Parti iktidarıyla son buldu.

AK Parti, terörle mücadeleyi ve Kürt meselesini birbirinden ayırdı. Etkin bir mücadele yöntemi geliştirdi. Bir taraftan demokratikleşme adımları attı, diğer taraftan terörle kararlı bir mücadeleye girişti.

AK Parti iktidarının bu tutumu geniş kitleler tarafından desteklendi. Özellikle Kürtler, 84'ten bu yana ilk kez Devlet-PKK ayrımı yapmaya başladı. Yeni devlet aklının çözümden yana olduğunu ancak PKK'nın çözüm iradesinin olmadığını gördü.

Çukur siyaseti, bölgede bir kırılma yarattı.

Kürt halkı, 33 yıl sonra ilk kez “barışı istemeyen taraf PKK'dır” dedi. Bugün PKK ve HDP'ye tepkili olan milyonlarca Kürt var. Tepki gösterenler arasında daha önce HDP'ye oy vermiş ya da PKK sempatizanlığı yapmış binlerce insan var.

İşte bu sosyolojik değişim ve kırılma, bölgede yeni bir “siyasi alanı” ima ediyor.

Bölgedeki siyasi paradigma değişikliği, bu alanı doldurmaktan geçiyor.

Doğu ve Güneydoğu'da bu boşluğu dolduracak ve temsil sorununu ortadan kaldıracak bir siyasi parti, bölge ölçeğinde önümüzdeki 10 yılın da belirleyicisi olacak. Bu alanı doldurmaya en yakın siyasi parti, kuşku yok ki AK Parti'dir!

Paradigma değişiminin ilk testi “16 Nisan Referandumu” olacak.

Ne var ki, AK Parti'nin Doğu ve Güneydoğu teşkilatlarının bu teste iyi hazırlanmadığı görünüyor.

Referandum çalışmalarında büyük bir “boşvermişlik” var. Doldurulmayan “boşluklar” var.

AK Parti'nin Doğu ve Güneydoğu teşkilatları kendi kendine goygoyculuktan başka bir faaliyet yürütmüyor.

Evetçiler, evet oyu vereceği kesinleşmiş seçmenlere eveti anlatıyor!

Kapalı salon toplantılarında, AK Partililer AK Partilere “eveti” anlatıyor!

Dışarıya nasıl açılırız?” diyen yok!

Kararsızları evet yönünde kararlı hale nasıl getiririz?” diye soran yok!

Bölgedeki siyasi boşluğu nasıl doldururuz?” diye düşünen yok!

Varsa yoksa “Tayyip Erdoğan halleder, Tayyip Erdoğan yapar” sığınmacılığı!

İyi de mübarekler, siz “bostan korkuluğu” musunuz?

İyi de ağalar, siz “ne için” varsınız?

Cumhurbaşkanı Erdoğan kaç parçaya bölünsün? Cumhurbaşkanı Erdoğan nereye yetişsin? Devlet mi yönetsin? FETÖ'yle mi mücadele etsin? Hollanda ile mi kavga etsin? Mitinglere mi yetişsin? Ekonomiyle mi uğraşsın? Dolarla mı, kredi derecelendirme kuruluşlarıyla mı, ABD'yle mi, AB ile mi, “müstekbirler ittifakı” ile mi uğraşsın?

Kaç parçaya bölünüp kaç yere yetişsin Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan?

Doğu ve Güneydoğu'nun tamamını gezdim, geziyorum, konferanslara katılıyorum, halkla konuşuyorum, kanaat önderleri, aşiret ileri gelenleri, dernekler, vakıflar, medrese çevreleri, “mele”lerin nabzını yokluyorum, kendilerine ulaşıp ulaşılmadığını soruyorum.

Belli ki, toplumun kılcal damarlarına ulaşmamışsınız. Belli ki eveti sadece kendi kendinize anlatmışsınız. Belli ki kendiniz çalıp kendiniz oynamışsınız! “Çalışıyor-muş gibi” çektirdiğiniz fotoğrafları genel başkan yardımcılarınızı da “mention”layıp twitlemişsiniz!

Bu böyle gitmez!

Doğu ve Güneydoğu'da “kararsız” bir kitle var. Ve siz bu kitleye henüz ulaşabilmiş değilsiniz! Onlara “evetin önemini” tam olarak anlatabilmiş değilsiniz!

Doğu ve Güneydoğu'daki Evet oyu bugün yüzde 45 ise bunu yüzde 55 yapmak mümkün. Yüzde 40 ise bunu yüzde 50 yapmak mümkün. Üstelik bu farkı ciddi bir çalışma ile 26 gün gibi kısa bir sürede başarabilirsiniz.

Zemin müsait, konjonktür müsait, rüzgar arkanızdan esiyor.

Evet oyu vermeye yakın en az yüzde 10'luk bir kitle var bölgede.

Fakat bu kitleye ulaşan, sistem değişikliğinin bölgeye ve Kürtlere “onca faydasını” anlatan yok!

Uyarmak vazifemiz, gördüklerimizi yazmak görevimiz.

İş işten geçmeden kendinize gelmelisiniz.

Eğer bu tempoyla giderseniz…

Göz göre göre bölgedeki yüzde 10 civarında Evet oyunu heba etmiş olacaksınız.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.