Acaba diyorum, darbe dönemlerinde basının takındığı tavır ve hedefe koyduğu kişileri linç edercesine yapılan insafsız yayın anlayışı mı bize bu alışkanlığı yerleştirdi? Yoksa daha eskilere dayanan bir alt yapısı mı var; bilmiyorum.

Linç kültüründen bahsediyorum.

Bugünlerde Murat Belge ile başlayan, “Yetmez Ama Evet”çilere (YAE) yapılan özellikle ulusalcı-sol ve Kemalist çevrelerde bir linç girişimi başladı. Hayır hayır, başladı demek yanlış olur, olgunlaştı.

Önce ufak homurtularla, fazla da dikkat çekmeden yapıldı.

Bu arada, benzer davranışları gösteren, kraldan çok kralcı kesilen bir kesim bizde de var maalesef. Eleştiri ile linç sınırı arasında çok ince bir çizgi de yok üstelik. Ancak dediğim gibi bu kültür bize nasıl sirayet ettiyse, ‘kutuplaşanların’ bile ortaklaştığı bir alan oldu.

Sık sık belirttiğim gibi, en çok okuduğum yazarlar, “karşı mahalle”ye geçen aydınlar. Bu belki alışkanlık, belki hiç bitmeyen umudumdur.

Çünkü 90’ların başından itibaren okuduğum bu değerlerden çok şey öğrendim. Gazetelerin kokusunu içime çekerek, okuyup sakladığım yazılar.

Evet, artık karşı mahallede olanları okurken; “Sen, bir bilim adamısın, oldu mu bu ifade?” dediklerim çok oluyor. Eskiden okuduğumda, bulduğum ışığı, objektif bakışları arıyorum. Aslında, birçok tespitlerine hâla katılıyor, ancak çıkarımlara gelince işte orda işe duygularını kattıklarını üzülerek görüyorum.

Bulundukları mahallede, bir çeşit “kültürel ırkçılık” var.  Mutlak doğrular, yüzde yüz eminler ve hiç yanılma payı bırakmıyorlar. Fakat, bu düşünce tarzı, dönüyor dolaşıyor kendilerini de vuruyor.

Çünkü, AK Parti’nin işine yarayan en ufak bir ima, negatiften hallice mi yoksa olumluya göz kırpan mı desem, derhal reaksiyona neden oluyor ve ayin başlıyor!

Kabul; bu, her iki mahallede var ama unutmayın ki, bir taraf kemikleşmiş ve başarısızlıklarının nedenini anlamak yerine, hep karşı tarafı suçlayan, nefret yüklü kervanlarla fasit dairede dönüp duran, üretmeyen, burun kıvıran, halka uzak ve  son bu aydınların, 25-30 yıllık süreçteki analizlerini dahi anlamayan bağnaz bir mahalle.

Kaldı ki, o mahallede de konuklar aslında. Bunu ilk anlayan, Nuray Mert oldu. Hadi kendimi de biraz şımartarak, aylar önce “Aydın Rotası 1-2” yazılarımda, Murat Belge ve Nuray Mert’in satır aralarındaki ifadelerinden bir dönüş başlayacağını sezmiş ve yazmıştım.

İlk Nuray Mert’i dışladılar mahalleden. Şimdi sıra Murat Belge’de.

Belge’nin linç edilme sebebi, sadece YAE’ci olduğundan değil, tam olarak onların ruhuna teslim olmamasından. Afrin Operasyonu ile ilgili yazdığı yazılarla başladı asıl refleks.

Aslında, bu mahalleyle flört, Gezi olaylarında Belge’nin “Akil Adamlar” toplantısına katılmayarak, bu görevi iade etmesiyle başladı.

Ah o Gezi! Nasıl bir planlama ise çok kişinin mutasyona uğramasına neden oldu. Çağdaş, seküler, kentli bir ayaklanma görünümü belki de seçkincileri etkiledi. Oysa bunun, Türkiye üzerine oynanan oyunların bir parçası olduğunu görebilselerdi, en azından taraf olmadan izleyebilselerdi, ülkeye çok katkıları olurdu.

Kimse eleştiriden muaf değil. Fakat; ulu-solcu mahalle, YAE’cileri, “demokrat” olduğu için eleştirirken, bizim cenah geçmişteki çizginin neden daha gerisine düştün diye eleştiriyor.

Asıl Gezi’den günümüze olan süreç, “yeni” nin yerleşmesine karşı. İhtiyacımız olan dönemde algıların kurbanı olup gittiler. Gittiler de ne buldular; daha mı demokrat bir mahalle?

Yine de aynı düşünmesek de çok kıymetli tespitleri olan biri Murat Belge.

Batı kültüründe, akıl; Doğu kültüründe, kalp ağır basar.

Fevriliklerimiz bundan olsa da, bir an önce kucaklaşmamız da bundan olur umuduyla…

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.