Bin yıllık izolasyon maddesi!

• Bir haftalığına Malatya, Kars ve Gürcistan gezisi yaptım.

Bu gezide karşılaştığım, dikkatimi çeken ve dile getirilmesinin

gerçekten önemli olduğunu düşündüğüm durumları ve

tespitlerimi paylaşmak istiyorum.

Malatya

Malatya’nın çok yönlü sosyolojik özellikleri şehrin yapısına yansımış. Farklı yaşam biçimleri ve toplumsal doku özellikleri birlikte yaşamamın yolunu bir şekilde bulmuş. Şehir geceleri Kanalboyu veya diğer benzeri park, bahçe ve kafelerle dolu caddelerinde canlı bir hayat taşıyor. İnsan sohbet etmeyi çok seviyor. Çay bahçeleri, kafeler, oturma yerleri, parklar neredeyse tamamen dolu, bazılarında oturacak yer dahi bulamıyorsunuz. Sıcağa rağmen şehirde yoğun bir hareketlilik var. İnsanları irfan dolu, her biriyle yapılan sohbetin ayrı bir derinliği oluyor. Anadolu şehir hayatının sakinlik, dinginlik ve huzur veren, aynı zamanda büyük ölçüde yavaş akan hayatını Malatya’da da gözlemleyebiliyorsunuz. Yöresel yemekler, doğal besinlerden yapıldığı için bir kat daha lezzetli ve sağlıklı oluyor. Kahvaltısı, öğle yemeği, akşam yemeği, her biri bir ziyafete dönüşüyor. Şehir hızla büyüyen, göç alan ve gelişen şehirlerimizden. Geçmişi eski yıllara dayanan ancak son haliyle 1912-1913 yılında inşa edilen Osmanlı dönemi yapısı Yeni Cami şehrin önemli bir hareket, toplanma ve yaşam merkezidir. Birçok ilçesi birbirinden güzel ve değerli olan Malatya’nın Battalgazi ilçesi ise Ulu Cami, Kervansaray, diğer cami ve türbeler, mimari eserleri ile Selçuklu’nun merkezlerinden biri olduğu için çok önemli bir yerleşim bölgesidir. Mutlaka ziyaret edilmeli ve 900-950 yıldır ayakta duran bu eserlerin ihtişamına şahit olunmalıdır. Malatya üzerine söylenecek çok söz, bitmeyen hikayeler ve özellikler vardır. Ancak bu kısa girişle şimdilik yetinelim ve asıl söylemek istediklerimize geçelim. Yıllar önce yaşanan restorasyon açısından ibretlik bir olay var. Battalgazi’de yer alan Ulu Cami’nin restorasyonunda yeterli bilimsel destek olmadığı için çatısındaki 5-6 santimlik bir bölüm, çeşitli haşaratlar yaşadığı için kazınıyor. Kazıyış o kazıyış, artık cami yazları hamam gibi sıcak, kışları da buz gibi soğuk olmaktadır. Sonradan anlaşılmıştır ki tavandaki bu madde, cami içinin yazın serin, kışın ise sıcak olmasını sağlayan bir izolasyon maddesidir. Bunu, Battalgazi’ye giderek Ulu Cami’de küçüklüğünden beri her Cuma namaz kılan bir yapı ustasından öğreniyorum. Evet, 1000 yıllık izolasyon maddesinin bilgisinden bile mahrumuz. Mahrumiyetimiz bununla sınırlı değil, bugün bu bilgiyi telafi edebilecek kapasiteyi de yeniden oluşturamamışız. Dolayısıyla, halen eserlerimize sahip çıkamayışımız, yaşadığımız bu acizlik, 1000 yıllık medeniyeti bile daha anlayamayışımızdaki bu duyarsızlık, insanı şaşkına çeviriyor, üzüyor. Umarım bir gün bunları duymayız.

Bir diğer olumsuz durum ise, Malatya’nın eski şehir merkezi olan dağ yamacındaki Kernek bölgesinin üzerine dikilen çok katlı TOKİ binalarıdır. Bu binalar biçimsiz, doğayı, tarihi ve kültürü katleden yapılardır. Birkaç kişinin daha fazla ikametini sağlayan, ama doğa, kültür ve tarih değerlerinin, estetik varlığının ve özelliklerinin yok edilmesiyle sonuçlanan bina (?) yapımına ne zaman dur denilecek? Aynı durumu, Bursa Merkezde yapılan ve “Yeşil Bursa”yı katleden onlarca kat yükseklikteki binalarda ve gezimin bir sonraki durağı Kars’ta düşmana geçit vermeyen Tabya’ların bulunduğu Karadağ yamaçlarına yapılan görece daha az katlı ama yine de doğayı ve tarihi olumsuz etkileyen binalarda da göreceğiz. Evet, anlatmakla bitiremediğimiz şehirlerin tarihini, kültürel ve doğal güzelliklerini kendi ellerimizle, göz göre göre, bile bile, acımasızca ve vicdansızca elbirliği ile yok ediyoruz. Bundan hepimiz sorumluyuz. Bunun bedelini bu topraklardaki 1000 yıllık kültür ve medeniyet ağacımızın köklerini keserek, yiterek ve yok ederek ödüyoruz. Bunun hesabı ise hiç kolay değildir. Sen, kendi kültür ve medeniyetine sahip çıkmazsan 200 yıllık devletler başında kabadayı kesilir! En basitinden bunun için önemlidir; kültür ve medeniyetini bilmek, korumak, sahip çıkmak ve binlerce yıla meydan okuyacak biçimde orijinalliğini saklamak. Bunu asla aklımızdan çıkarmayalım. Meselenin teknik detayları, uzun uzun yazıların ve kitapların bitiremeyeceği bir konudur.

Gürcistan: Ahıska ve Tiflis Ziyareti

Kars’a varmakla birlikte, orada kalmadan doğrudan Gürcistan’a geçtik. İki önemli şehirde uzunca kaldık ve gezdik. İlk gezi alanımız, tarih boyunca kültür ve medeniyet açısından önemli bir yerleşim birimi olmuş, Türkler açısından büyük acıların, 1944 Büyük Sürgün’ünün ve geri dönme umudunun saklı olduğu şehir, Türklerin ismini taşıyan ve Türkiye sınırından 15 kilometre uzaklıkta olan Ahıska şehri oldu.

Dinmeyen Acının Adı: Ahıska

1800’lü yıllarda Osmanlı Devleti’nin bölgede zayıflaması ile Rusların kontrolüne giren, bu sebeple defalarca dışarıya göç veren, ancak buna rağmen 1944 yılına kadar bir Türk şehri olan Ahıska, tıpkı Kırım’ın yaşadığı gibi II. Dünya Savaşı sonrasında büyük bir sürgün ile cezalandırılmış, 120 bin Ahıskalı Türk evlerinden, yurdundan, vatanından edilmiştir. Hâlâ çözülemeyen ve dokuz ülkeye dağılan Ahıskalıların sürgününün bitmesini diliyor, bu alanda Türkiye’nin daha etkili olmasını bekliyoruz.

Ahıska Kalesi

Tarihi binaların, güzel parkların, zengin kültürel yapıların bulunduğu şehrin içinde kısa bir tur attıktan sonra, Rabat olarak isimlendirilen şehrin güngörmüş, ihtişamlı ve yüksekçe bir tepenin üzerindeki muhkem kalesine geçtik. Kalede Osmanlı dönemine ait, defalarca saldırıya uğramış, yıkılmış ve zarar görmüş olmasına rağmen 250 yıldır kâh bütün olarak kâh yıkık olarak zamana ve istilalara direnen ve yakınlarda restore edilen Ahmediye camii, medresesi, sebili ve diğer eklentileri ile bir külliye yer almaktadır. Bugün eski günlerinin esintileriyle tasarlanmış yeni haliyle kale içi adeta Endülüs’ün ihtişamlı günlerinden esintileri, mimari özellikleri ve güzellikleri ile El Hamra sarayının kokusunu hatırlatmaktadır. İran-Selçuklu mimarisi örnekleri yapılar, bahçeler, küçük havuzlar, işlemeler, süslemeler ve yapı çizgileri ile adeta bir eski İran-Selçuklu-Arap şehrine girildiği hissini vermektedir. Farklı dini yapıların olması sebebiyle bir dinler merkezi olan kale, sergi alanları, müze, etkinlik merkezi, kafeleri vd. onlarca farklı yapısal birimi ile binlerce kişiyi ağırlayabilecek büyük bir kültür, sanat ve tarih merkezi olarak ayağa kaldırılmış. Ahıska, Gürcistan’a gidenlerin mutlaka uğraması gereken bir şehir.

YARIN:

Bizdeki yanlışlıklar Tiflis’te yapılmamış

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.