Kars, yeniden diriliyor

• Bir haftalığına Malatya, Kars ve Gürcistan gezisi yaptım.

Bu gezide karşılaştığım, dikkatimi çeken ve dile getirilmesinin

gerçekten önemli olduğunu düşündüğüm durumları ve

tespitlerimi paylaşmak istiyorum.

Kars

Kars, Anadolu’nun Paris’i olarak adlandırılan bir şehir. Kars’ın Rusların işgalindeki dönemde yapılan binaların birçoğu hâlâ ayakta, ancak harabe şeklinde. Rus mimarisinin etkileri oldukça yoğun olarak bulunuyor. Dört yıl önceki ziyaretimin aksine bu binalarda restorasyon çalışmaları hızlanmış, birçoğu kafe, sanat, kültür ve eğitim merkezi olarak hizmete açılmış, ancak daha onlarca tarihi binanın yeniden kullanıma açılması için elden geçmesi gerekiyor. Üniversitenin merkez yerleşkesinin bir an önce tamamlanarak daha güçlü bir eğitim için alt yapı sorununun çözülmesi gerekiyor. Kars’ın da Malatya gibi göç alan ve büyüyen Doğu Anadolu kentlerinden biri olduğunu belirtelim. Ev fiyatları ve gündelik yaşam ihtiyaçları için gerekli maddi kaynakta artış söz konusu. Şehirler büyüdükçe ekonomik zorluklarını artması olağandır. Malatya ve Kars bu durumu da bir yandan yaşamaktadır. Buna rağmen gündelik hayatın İstanbul, Ankara veya İzmir gibi büyük şehirlere oranla çok daha sade, huzurlu ve ekonomik olarak yaşandığını belirtelim.

Evliya Camii ve Hasan Harakani Türbesi

M.S. 963-1033 ( Hicri 352-425) yılları arasında yaşayan Seyydi Ebu’l Hasan Harkani’nin asıl adı Ali Bin Ahmed Cafer’dir. 1033 yılında Kars’a 15 km uzaklıktaki Yahnı dağının eteğinde Bizans ordusu ile yapılan bir savaşta yaralanarak Kars’ta şehit olmuştur. Şahadet mertebesine erişen ilk Anadolu evliyalarından birisi olan Ebu’l Hasan için 1064 yılında Sultan Alpaslan’nın Kars’ı fethetmesinden sonra bugünkü Kaleiçi mahallesinde bir türbe yaptırılmıştır. Yüzyıllar sonra Sultan III. Murad doğu sınırlarındaki siyasi istikrarsızlığa son vermek için Lala Mustafa Paşa komutasında gönderdiği 100 bin kişilik Osmanlı ordusu Kars’ı eyalet merkezi yapmak için başlatılan imar çalışmaları sırasında bu Anadolu evliyasına ait kabir bulunarak Ebu’l Hasan’ın ismine izafeten 1579 yılında Evliya Camii inşa edilmiş ve evliyanın kabri de camii bahçesindeki türbeye defnedilmiştir. Cami XVII. yüzyılın başlarında yıkılmış, kısa bir süre sonra da onarılmıştır. Cami haziresinde bulunan Ebu’l Hasan Harakani adına 1579 tarihinde bir türbe yaptırılmış. Seyyid Ebu’l Hasan Harakani’nin türbesi çok iyi bakılmakta, ziyaretçiler Anadolu’nun kapısını açan Allah dostlarından olan bu güzel insanı yalnız bırakmamaktadır. Harakani, Anadolu’nun Türkleşmesinde ve İslam ile aydınlanmasında öncü rol oynayan Evliya Alperenlerdendir. Osmanlı döneminde Basit örgü sistemi ile tüf taşından dörtgen planlı olarak yapılan Ebu’l Hasan Harakani türbesi 1998 yılında Evliya Camisinde başlatılan restorasyon çalışmaları sırasında türbenin basit örgü duvarları kaldırılarak kubbeli bir şadırvan içerisine alınmış ve Evliya mezarının sandukasının etrafı ahşap çerçeve ile çevrilmiştir. Sandukanın üzerindeki kavuk ve kadife örtü de tamir edilerek orijinal hali ile yeniden sanduka üzerine konulmuştur. Evliyanın türbesi bu onarımdan sonra halkın ziyaretine açılmıştır. Fakat, burada, iyi niyetle ve güzel bir amaçla yapılmasına rağmen, rahatsızlık veren bir durumu dile getirmem gerekiyor. Evliya Camii’nin mermerden olan eski mihrap, minber, kürsü ve üst kat korkuluklarının ceviz ağacı kullanılmış mihrap, minber, kürsü ve korkuluklarla değiştirildiğini gördüm. Cuma namazı çıkışı konuştuğum camii cemaatinin bazı üyeleri bu değişiklikten hiç memnun değil. Dört yıl önceki ziyaretimde, bana ve anlaşılan o ki birçok cami cemaati üyesine daha estetik gelen mermer parçaların ceviz ağacı parçalarıyla değiştirilmesini açıkçası yadırgadım, anlayamadım, caminin otantik havasını ve orijinal yapısını bozduğu düşüncesine yaklaştım. Bu değişikliğin halen görevde olan Kars Valisi eliyle olduğunu öğrendim. Mermer, bu caminin dokusuna daha güzel uyum göstermekteydi. Bu tasarrufun, caminin orijinal yapısını bozup bozmadığı mutlaka ele alınmalıdır. Yapılan değişikliklere ilişkin eski ve yeni fotoğraflar internetten bulunabilir. 15 Temmuz Şehidi Mustafa Cambaz’ın Kars Evliya Camii fotoğraflarında ilgili mermer parçalar görülebilmektedir. Eğer, mermerden yapılmış mihrap, minber, kürsü ve korkuluklar orijinal ve eski değilse, en azından yapılacak değişikliklerin toplumun ve cami cemaatinin daha güçlü onayı ile yapılmasında fayda vardı. Aksi halde, yıllar sonra bile camideki bu değişiklik Vali hakkında bir şikayet konusu, memnuniyetsizlik ve olumsuzluk olarak geri dönecektir. Cami içerisinde, bugüne kadar hayatım boyunca hiçbir camide rastlamadığım ve açıkçası gerçekten yadırganacak bir durum daha var.

Seyyid Ebu’l Hasan Harakani’nin türbesi çok iyi bakılmakta, ziyaretçiler Anadolu’nun kapısını açan Allah dostlarından olan bu güzel insanı yalnız bırakmamaktadır.

Müezzin mahfilinin hayrat olarak yazılması

Cami içerisinde bu türlü kişi isimlerinin yazılmasının doğru olduğunu düşünmüyorum. Bunun yaygınlaşması ciddi sıkıntılar verir. Sağ elin verdiğini sol elin bile bilmemesinin dile getirildiği bir İslam ahlakında, böylesine bir “… hayratıdır” tabelasının cami içerisinde olmasının uygun olmadığı kanaatindeyim. Umud ederim, yaptıranın da gönlünü hoş eden bir çözüm ile bu tabela oradan kaldırılır. Bu katılmadığım durumlara rağmen, Evliya Cami çevresinin çeşitli kötü yapılardan temizlenmesi, bölgenin tarihi kimliğinin daha iyi ortaya çıkması, caminin halılarının yenilenmesi, Harakani Türbesinin güzelleştirilmesi ve şu an sayamadığım birçok konudaki öncü ve yapıcı rolü sebebiyle Sayın Vali Rahmi Doğan’a teşekkür etmek bir borçtur. Bizlerin uyarı görevi ile dile getirdiklerinin, yöneticilerin daha isabetli kararlar almasında yardımcı olmasını diliyorum.

Ani Şehri

Şehrin tarihi M.Ö. birkaç bine kadar çekilmektedir. M.S. 900-1000 yıllarında Ermeni krallıklarının merkezi olması sebebiyle öne çıkmaktadır. Bir dönem Gürcü krallıklarının hakimiyetine geçmiştir. Sonrasında Alpaslan tarafından 1064 yılında fethedilmiş, yıllar içinde Osmanlı döneminde bugünkü Kars merkezinin öne çıkmasıyla yerleşim merkezi olarak terk edilmiştir. Bölge manastırlardan, kiliselerden, camilerden, hamamlardan, evlerden, çarşıdan, surlardan, iç kaleden ve daha birçok bugün anıtsal özellikler taşıyan yapılardan oluşmaktadır. Bunlardan biri olan 1071’deki Malazgirt Savaşı’na Sultan Alpaslan’ın burada bulunan ve Anadolu’nun ilk camisi olarak kabul edilen Ebul Manuçehr’de Cuma namazını kılıp öyle hareket ettiği dile getirilir. Birçok medeniyetin kalıntılarını barındıran Ani, önemli ve yüksek değerde bir arkeolojik kazı alanıdır. Bir dönem nüfusu 100 binin üzerine çıkan bölgede 15 civarında yapı çeşitli düzeylerde ayakta kalabilmiştir. Çalışmalarla birçok yapı belirli düzeyde gün yüzüne çıkmaktadır. Bölgedeki yapıların daha yüksek güvenlik tedbirleri ile korunması gerektiğini düşünüyorum. Surların içini gezerken yapılara ve eserlere verilebilecek herhangi bir zararın engellenmesini sağlayacak hiçbir güvenlik tedbiri ve güvenlik görevlisi sur içinde bulunmuyordu.

Küçük bir broşür bile verilmiyor!

Girişte, böylesine önemli bir yeri tanıtan, bölgenin planını içeren bir broşür dahi verilmiyor, çevrede yararlanabilecek rehberler de görülmüyordu. Buna ilişkin hemen sur dışında yeni tesisleler yapılmakla birlikte, mevcut durumda bölgenin yeterli bakımı, ilgiyi ve dikkati görmediğini tespit ediyoruz. Sur içinde ineklerini ve keçilerini otlatan çocuklarla karşılaşmak bu anlamda belki bir yönden iyi, ancak bu kadar önemli bir arkeolojik bölgenin korunması bağlamında yanlıştır. Burası öyle bir yer ki, Ani şehri üzerinden bölgenin ve kısmen Anadolu’nun bir medeniyet tarihini yazmak mümkündür. Arpa Çayı ile bugün Ermenistan ile aramızda sınır oluşturan bölgede, İpekyolu’nun parçası olan Selçuklu dönemi köprünün ayakları halen görülebilmektedir. Meryem Ana Katedrali, Sultan Alpaslan’ın şehri fethi ile Fethiye Camii olmuştur. Surların dışında, ilk yaşamın olduğu kabul edilen mağaralar yer alır ve buralarda 1900’lerin başına kadar yerleşimler görülmüştür. Bu muhteşem özellikleri olan bölgenin henüz 10-15 yılı bulan arkeoloji çalışmalarının, daha hızlı yürütülmesinin ve farklı medeniyetlerin ve tarihsel dönüm noktalarının kesişim noktası olan bu bölgenin birleştirici rolünün ortaya daha fazla çıkarılmasının önemli olduğu görülmektedir. Çeşitli gündelik politikalara yenilip bu türlü değerlerin yeterli ilgiyi görmemesi, bizim kendi kültür ve medeniyet tarihimiz için de bir kayıptır. Bugün, Türkiye’nin ulaştığı kültür ve medeniyet kapasitesi, siyasi ve toplumsal entelektüel birikim ile bunun üstesinden kolaylıkla gelebileceğini düşünüyorum.

Tabyalar

Askeri literatürde hazırlık, donatma ve yığma merkezleri olarak dile getirilebilecek tabyalar, savaşların kaderinde önemli roller gösterirler. Barındırdığı 46 tabya, bunların çeşitliliği ve çok boyutlu özellikleri ile dünyanın sayılı askeri organizasyon, askeri üs ve yerleşim merkezlerinden olan Kars tabyaları, bugün, yeterli bakım, onarım, koruma ve kullanım görmemektedir. Kars kalesi çevresindeki tabyalara yaptığımız ziyarette bunu yerinde gördük, inceledik ve fotoğrafladık. Bazıları yıkılmaya yüz tutmuş, kimisi çöplük, kimisi ahır olmuş, kimisi radyo-TV anteni deposu haline gelmiş tabya ve ek binaları, gerçekte çok daha güzel bir şekilde değerlendirilebilir. Böylesine önemli bir tarihsel birikime ve değere sahip mimari yapılar, bugünkünden daha büyük bir ilgiyi, dikkati ve özeni hak etmektedir. Bu, bizim, kültür ve medeniyetimizi ayakta tutan, düşmanlara geçit vermeyen ve tarih yapan ecdadımıza olan saygımızın küçük bir nişanesi olmalıdır.)

Teleferik hattı kurulabilir

Özellikle Karadağ mevkiindeki tabyalar (mümkün olduğunca diğerleri de) ve bunlara uyumlu olarak inşa edilebilecek yapılar, bütünlüklü bir şekilde ele alınarak, askeri ve diğer konularda müze yerleşkesi, çeşitli kültürel, sosyal ve sanatsal aktivitelerin yapıldığı, kültür ve tarih bilgisinin somut, gündelik ve pratik örneklerle bölge insanına, öğrencilere ve ziyaretçilere aktarıldığı, tarihsel turların düzenlendiği, öğrenme, dinlenme ve kısmen eğlenme merkezi, belki bir millet bahçesi olarak kurulabilecek bir alan olarak tasarlanabilir. Kars kalesine ve tabyalara, Karadağ mevkiine teleferik hattı kurulabilir, bölgedeki zor ulaşım koşulları belirli bir güzergahı olan raylı sistemlerle sağlanabilir, burası bütün toplumun faydalandığı, saydığımız özellikleri ve daha fazlasını içeren büyük, kompleks ve çok boyutlu bir merkez olarak inşa edilebilir. Burada toplumsal hafızanın canlı tutulduğu ve bu tarihsel birikimin yeni nesillere aktarıldığı faydalı, etkili ve kalıcı faaliyetler yapılabilir. Karadağ bölgesinde tabyaların bulunduğu tepeye yapılan çok katlı binalar ise Malatya eski şehir merkezi Kernek’in üstüne yapılan ve buraya adeta kanlı bir hançer gibi saplanan veya Yeşil Bursa’yı katleden onlarca katlı TOKİ binaları gibi biçimsiz ve eğreti durmakta, doğa, tarih ve kültürün yok edilmesi işlevi görmektedir.

Neden bu ısrar?

Şehirlerimizin medeniyet ve kültür birikimini yok eden yanlışta neden ısrar ediyoruz!?

Şu soruyu kültürüne ve medeniyetine bağlı, yönetici olsun olmasın, sorumluluk sahibi olsun olmasın, karar verici ve uygulayıcı konumda olsun olmasın her Türkiye Devleti vatandaşı sormalıdır: Şehirlerimiz, neden doğa, kültür ve medeniyet katliamları ile karşı karşıya kalıyor? Bu sorunun cevabını vermek zorundayız. Örneğin, dile getirdiğimiz Bursa, Malatya ve Kars’ın şehir olarak önlerinde geniş ovalar vardır. Neden ısrarla şehre güzellik katan dağlar yönünde genişleme yapılmaktadır? Yüksek binalar bu ovalar yönünde uygulanırken, şehir içi, yani dağ, tepe yamaçları ise az katlı, bahçeli ve şehrin dokusuna uyumlu mimariyle donatılarak, şehrin yerleşimi her iki yönde de sağlıklı biçimde planlanarak düzenlenebilir. Buna rağmen, inatla sürdürülen bir politika ile, özellikle eski şehir merkezlerinin yüksek katlı, estetikten yoksun ve biçimsiz binalarla doldurularak, buraların tarihi, kültürel ve doğal dokusunun tahrip edilmesini anlamlandırmak, asla ve kat’a mümkün değildir. Bu, cahillikten öte bir şeydir: Kendi kültürünü, medeniyetini ve kimliğini yok etmek için çabalamakla eşdeğerdir. Bunu zerrece onaylamak mümkün olamaz. Bu anlayışın, yeni Türkiye’de artık tamamen yok olup gitmesi gerekir. Aksi halde, kendi medeniyet ve kültür değerlerine daha fazla bağlı olması beklenen “Yeni Türkiye İdeali”, büyük yara alacaktır.(1)                                    

--------

  1. Yazı boyunca dile getirdiğim tespitlerin ve eleştirilerin detaylı fotoğraflarına sosyal medya hesaplarımdan ulaşılabilir.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner623

banner624