Geçen gün, Bâbıâli yayıncılarının kıdemlisi ve naşirlerin ağabeyi Ömer Ziya Belviranlı'yı telefonla aramıştım. Hâl hatır sorarken “Mehmet Nuri Beyciğim, önümüzdeki ay Marifet'i kapatıyoruz!” dedi. Bir anda donakaldım, şaşırıp sustum. Sonra “Nasıl yani?” diye sordum. “Evet ne yazık ki yayınevimiz, bu senenin sonunda artık okuyucularına veda edecek.” diye açıklama yaptı. Zaman zaman görüştüğümüzde yayıncılık sektörünün zorluğunu anlatıyor ve semtin turistik işyerleriyle dolduğunu, yayıncıları zorladığını söylüyordu. Ama doğrusu bu ani kararı da beklemiyordum. Üzüldüm, hüzünlendim. Bâbıâli'de yaprak dökümü devam ediyor. Allah korusun ama belki de gün gelecek, Cağaloğlu'nda onlarca otel, lokanta, turistik dükkân arasında gözlerimiz bir ‘yayınevi' levhasını boşuna arayıp duracak. Bu iyi bir hâl değil, semt aslî hüviyetini giderek yitiriyor ne yazık ki. Kaybedense, topyekun kültürümüz!

Peki Marifet Yayınları'nın kültür hayatımızdaki yeri nedir? Bunun üzerinde hiç düşündük mü? Ömer Ziya Belviranlı ağabeyimizin kurucusu olduğu yayınevi, uzun yıllardan beri kültür hayatımıza, irfanımıza hizmet eden bir müessese. Sahibi iyi bir nâşir. Temel eserlerden başlayarak İslâm kültürü, edebiyat, fikir ve hatıra türlerinde önemli eserler neşretti. Türkiye'de Osmanlı Türkçesini öğrenmek isteyenler, yayıncımızın abisi merhum Ali Kemal Belviranlı'nın hazırladığı eserlerden çok istifade etti. Alaeddin Yavaşça yönetiminde Kök isimli değerli bir dergi yayımlandı bu çatı altında. Mûsıkiye ömrünü adamış üstatların kaleme aldığı makaleler ve hatıralar dikkatle okundu.

Marifet'in mimarı Ömer Ziya Belviranlı 1946 yılında Konya'da doğdu. 1970'de İstanbul Yüksek İslâm Enstitüsü'nden mezun olurken aynı yıl haftalık siyasî, kültürel muhtevalı Yeniden Milli Mücadele dergisini çıkardı ve bu dergide iki yıl boyunca devamlı olarak yazılarını yayımladı. Yayın dünyasına 1983 yılında Marifet Yayınları'nı kazandırarak kültür hayatımıza hizmetini artırarak devam ettirdi. Ali Kemal Belviranlı'nın ‘eskimez yazı'mızı öğreten eserlerinin yanı sıra Medine bülbülü merhum Ali Ulvi Kurucu'nun da yazılarını, hatıralarını, şiirlerini meraklılarına ulaştırdı. Eserlerini bu çatı altında neşrettiği yazarlar arasında Ziya Nur, Mehmed Niyazi, Olcay Yazıcı, Mahmut Çetin, Ekrem Ayyıldız, Veli Şirin ve Cüneyt Köksal da bulunuyor.

Marifet sıradan bir yayınevi değildir. Bir kültür ocağı, bir edebî muhit ve sanat mahfilidir aynı zamanda. Cağaloğlu'na yolu düşenler mutlaka Ömer Ziya ağabeylerini de ziyaret etmek, onunla bir miktar sohbette bulunmak isterler. İş arayan dostların istişare ettiği isimlerden biridir Ömer ağabey. Ve o, Çatalçeşme Sokağı'nın mütebessim çehresidir aynı zamanda. Eskiden tek başıma, son zamanlarda Şerif Aydemir ağabeyle birlikte ziyaretine gider olduk. Defne Han'ın yayıncılarla dolu odalarını mutlulukla seyredip, üçüncü kata eriştiğimizde bir nefes alıp zile basarız. Kapıyı her zaman Ömer Ziya ağabey gülümseyen çehresiyle açar ve “Hoşgeldiniz” diyerek misafirlerini karşılar. Geçenlerde iş arayan Bir gencimiz geldi. Hatırlı bir başka ağabey yollamıştı. Konuştuk, araştırdık, baktık. Olmayınca Ömer Ziya Beye yönlendirdim. Çünkü biliyorum ki, o gencimize mutlaka mühim tavsiyelerde bulunacak, yol yordam gösterecek ve belki de hayırlı bir işte çalışmasına vesile olabilecektir.

Ömer Ziya ağabey hayırlı insandır. Meselâ, her yere uğramayan, genelde inziva köşkünden dışarı çıkmayan Yusuf Özarslan, Cağaloğlu'ndaysa Marifet'e uğrar. Mahmut Çetin Ankara'dan gelmişse onu yine bu yayınevimizde bulursunuz. Hüdavendigâr Onur, gazetecilikten emekli olduktan sonra Bâbıâli turu yaparken Defne Han'a da bakar. Dursun Gürlek'in soluklandığı önemli istasyonlarından biri de Marifet'tir, ziyaret eder. Velhâsıl, Cağaloğlu'nda örneği az, eski tip, idealist, Serdengeçti neslinden özge bir yayıncıdır Ömer Ziya Bey!

Her yayınevi, fikir, sanat ve medeniyet dünyamızın kalelerinden birisidir. Haydi bunu iddialı ve abartılı bulanlar çıkabilir, öyleyse yeniden söyleyelim: Her yayınevi irfan kalemizin sağlam kulelerinden sayılır. Yıkılan her kule, yüreğimizde yaralar açmalı. Direncini yitiren ve terk-i sanat eyleyen her yayıncı, bizi hüzün iklimlerinde gezdirmeli, melâl ufuklarında dolaştırmalıdır. Yayınevleri sıradan işyerleri değildir. O çatıların altında mütefekkirlerin kalem namusu barınır. Sahiplerinin idealleri saklıdır her köşe başında. Musahhihlerin göz nuruna rastlarsınız belki de. Ve hazırlanıp, paketlenip Anadolu'ya birer muştu gibi ulaştırılan her eser, bir gönül mektubu, bir yürek fermanı, bir his destanıdır: Yazardan ve yayıncıdan aziz okuyuculara ulaşan…

“Marifet iltifata tâbidir.” Elhak doğru. “İltifatsız meta zayidir”. Buna da eyvallah! Peki mevcut olan Marifet'e iltifat edilmezse bu hâl bize reva mıdır? Biliyorum, Kültür ve Turizm Bakanlığı ile bazı belediyeler sık sık kitap alıyor, kütüphanelere dağıtıyor veya vatandaşlarımıza, öğrencilerimize hediye ediyorlar. Bu kitapların seçimini yapanlar, Marifet gibi zor durumda olan yayınevlerini tercih etmelidirler. Aksi takdirde vebal altında kalırlar. Benden hatırlatması! Marifet Yayınları, fikir dünyamızın, sanat ve gönül âleminin sönmemesi gereken çerağı, tütmesi gereken ocağı, inmemesi gereken bayrağıdır. Sahibi sağ olsun, yayınevi var olsun! Sahip çıkanlardan da, Allah razı olsun.

 

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.