Bir okulda öğretmen olduğunuzu düşünün.

Öyle bir öğretmensiniz ki mesleğinizin derste sınıfa göz kulak olmaya indirgenmesine asla razı değilsiniz. Öğrencileri 40 dakikalık ders saatlerinde bilgi transferi yapılacak ve bilgi ile doldurulup ağızları sıkıca kapatılacak birer konserve kavanozu olarak da görmüyorsunuz. Öğrencilerinizle ilişki kurarken  “Dur evladım!”, “Otur yerine çocuğum!”, türünden hitapları günde 1000 defa tekrar etmeğe memur olmadığınızı düşünüyor ve sizi okulun ve sınıfın duvarları içerisinde öğrencilerle ancak bu düzlemde muhatap olmaya mecbur eden zorunlu eğitim koşullarını makbul bir veri olarak kabul etmiyorsunuz. Öğrencilerinizin sosyal ve kültürel gelişimlerini önemsiyor ve sırf bunun için ders dışında, kendi aileniz ya da dostlarınızla geçirebileceğiniz zamanlarınızdan fedakârlık ederek onlar için çeşitli aktiviteler düzenliyorsunuz. Mesela bir gezi programı, bir konser ya da sinema etkinliği.

Ne var ki bunu yaparken bir öğretmen olarak Türk milli eğitim sisteminde sıradan olmamanın çoğu zaman affedilmez bir suç olduğunu unuttunuz. Bu unutkanlığınız ve ihmaliniz cezasız bırakılamaz. Herkes gibi yapmanın konforuna burun kıvırdınız ve şimdi cezanızı çekeceksiniz! Size gününüzü gösterecekler, bu iş için Milli Eğitim Bakanlığı bünyesinde gerekli ekipmanların hepsi var. Her şey en ince ayrıntısına kadar düşünüldü. Büyük bir günah işlediniz, kefaretiniz olmayacak!  

Bunlar hariçten okunan gazeller değil!

Geçen hafta meslekte kıdemli, hayatını eğitime, öğrencilerine adamış ve eğer idealist bir öğretmen varsa işte o, diyebileceğiniz bir öğretmenimizin başından geçenleri dinleyince hangi şartlarda eğitim-öğretim faaliyetlerini yürüttüğümüz gerçeğiyle tekrar karşı karşıya kaldım.

Hadise şu;

Öğretmenimiz öğrencileri için hafta sonu bir sinema etkinliği düzenliyor. Öğrencilerin aileleri ile tek tek görüşerek izinlerini alıyor. Sınıftaki öğrencilerin tamamına yakını büyük bir heyecanla sinemaya gitmek için sabırsızlanıyor. Ancak sınıfta, kendisi çok istediği halde ailesi izin vermediği için bu etkinliğe katılamayacak bir öğrenci var. Öğrenci öğretmeninden rica ediyor, öğretmenini ailesiyle görüştürüyor, belki izin verirler diye. Ama nafile! İzin vermiyorlar. İzin vermedikleri gibi soluğu telefonun ahizesinde alıyorlar! Parmaklar lüzumlu tuşları bulmakta gecikmiyor. Aranan numara belli: Alo 147

Öğretmen şikâyet ediliyor. Öğrenci velisinin mantığı gayet net: Öğretmen böyle bir etkinlik düzenlemeseydi, doğal olarak çocuğumuz böyle bir etkinliğe katılmak istemeyecekti. Dolayısıyla biz de katılmak istediği bir etkinliğe katılmasına izin vermemek zorunda kalmayacaktık. Eğer böyle olsaydı çocuğumuz ile aramızda izin ile ilgili bir gerilim hiç yaşanmayacaktı. Tek bir suçlu var o da öğretmen! Şikâyetçiyiz!

Sonrası daha da ilginç. İhbar hattına gelen bu şikâyeti Türkiye Cumhuriyeti Milli Eğitim Bakanlığı yetkilileri acayip ciddiye alıyorlar! Öğretmen hakkında hemen soruşturma açılıyor. Öğretmenin ifadesi alınıyor, kendisine halk arasında ahiret sorusu olarak bilinen bir sürü soru soruluyor. Açık kapı var mı yok mu diye de yoklanıyor:

--“Demek öğrencileri hafta sonunda sinemaya götürdünüz! Peki, bu durumdan öğrencilerin ailelerinin haberi var mı?”

-- “Evet var!”

-- “Peki, o zaman haberlerinin olduğuna dair elinizde belgeniz var mı?” (Sorunun gayesi belli: eğer yoksa buradan vuracağız!)

-- “Evet, onlar da var! Buyurun, başka?”

Başkası şu: İfade ver, tutanağın altına imzanı at, izin dilekçelerinin nüshalarını ver…. Yok şuraya gönder yok onları buraya getir...  Uğraş dur anlayacağınız!

Bakanlığın, adını Millî Eğitim Bakanlığı İletişim Merkezi (MEBİM) olarak koyduğu; lakin kamuoyunda “Öğretmeni İhbar Hattı” olarak bilinen ALO 147 bu işte!

Okullarda dönem sonu olması sebebiyle darp edilen öğretmen sayısı iyice arttı. Kırık not alan yumruğunu sallıyor! Henüz birkaç ay önce görev yaptığı okulda öğrencisinin pompalı tüfekli saldırısına uğrayan ve yaşamını yitiren Ayhan Kökmen’in acısı da çok taze!

Mili Eğitim Bakanlığı öğretmene şiddet sorununa dikkat çekmek için Twitter da hashtag açmaya karar vermiş. Başlık şu: #ögretmeneelkalkmazögretmenineliöpülür    

Güzel! Güzel de bakanlık STK değil, sendika değil, dernek ya da vakıf değil. Bu tür toplumsal farkındalık oluşturma faaliyetlerinin sivil kurumlar eliyle yürütülmesi daha anlamlı bence. Öte yandan bürokrasiden beklediklerimiz daha somut adımları atması. Sivil kuruluşlar ve resmî kurumlar  kendi asli rollerini oynamalılar. Bu noktada bürokrasi çözüm üretme yeri olmalı. Somut adımlar atılmalı, yoksa söylenenler retorik olmaktan öteye gidemez. Öğretmenin itibarı en başta bakanlık tarafından titizlikle korunmalı. Sağlık Bakanlığı bu konuda örnek alınabilir. Bugün bir devlet hastanesine girdiğinizde duvarda asılı duran panolarda sağlık çalışanına herhangi bir saldırı olması durumunda ne tür yaptırımların olacağı yönünde ikazlar var! Hastane duvarlarının her yerinde afişler asılı. Herhangi bir sağlık çalışanı darp edildiğinde ya da saldırıya uğradığında en yetkili kişiler olarak Bakan ve Müsteşar hemen kameraların karşısına geçerek personeline sahip çıkıyor. Sağlık Bakanlığı Mili Eğitim Bakanlığı için iyi bir rol model olabilir.

Öte yandan elimizde kendisi bir şiddet aracına dönüşen Alo 147 var. 5 yılda 10 milyon başvuru yapılmış buraya. Bu hattın varlığı başlı başına bir şiddet! Denilebilir ki aramaların şu kadarı şikâyet bu kadarı değil! Ancak ne denilirse denilsin hangi niyetle tesis edilmiş olursa olsun, bugün bu hizmetin ürettiği algı, hizmeti sunma gerekçesiyle örtüşmüyor artık. Bu algıyı değiştirme sorumluluğu bakanlıkta. Bu hattı kapatırsa ne olur sanki! Kıyamet mi kopar?

Kamu hizmeti alırken şikâyeti oluşan varsa gitsin ilgili yere şikâyet etsin! Bu sorun değil, sorun bakanlığın şikâyet için adeta teşvik edici oluyor görüntüsü vermesi. Bakanlığın bir an önce bu görüntüsünden sıyrılması gerekiyor. Yoksa hem idealist öğretmenlerini küstürecek hem de hashtag açmak için sarf ettiği tüm enerji boşa gidecek.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Avatar
Kemal Coşkun 2018-01-17 08:54:33

Çok haklısınız Ali bey, inşAllah yazının muhatapları bunları dikkate alırlar..

Avatar
Murat Ergüven 2018-01-17 12:44:21

i̇dealist öğretmenler çoktan küstürüldü. onlarca sene yabancı dille uğraş sonuç ortada. 2 saat yabancı seçmeli kurs dersen 10 saat türkçe edebiyat dersi ver. hayırlı olsun. (bu arada yazdığım bilgisayarda bir sorun var. cümle başındaki kelimelerin başharflerini uğraşmama rağmen küçük yazdı.)

Avatar
Mütekellim 2018-01-17 18:16:18

Yine müthiş ve yine süper ötesi analiz. Eğitiminin temel problemi bu. Suya ihtiyaç duymayan toprak nasıl sulanır. Sulandığında çamur oluyor. İlle sula deniliyor. Açmaz büyük. Yazı süper. Ali yazar veli bozar. Küp suyunu çeker azar azar

Avatar
Mehmet Yıldız 2018-01-18 10:50:43

Aliciğim. Ağzına sağlık. Çok güzel ifade etmişsin. İşin daha da garip tarafı ifade almaya gelenler de binbir şikayetle. İşte aslında bizde karşıyız. Bir büyüğümüz olarak çok pardon diyerek ifade alıyorlar. Ama sonunda 3 ay önce yapılmış bir pikniğin izin Dilekçeleri nide istiyorlar.

Avatar
ahmet arif 2018-01-19 18:26:35

kronik bir sorunu ele almışsınız. öğretmenin itibarını önce bakanlık tanıyacak.sonra milletten itibar isteyeceğiz.bu hat apaçık bir jurnal hattına dönüşmüştür. o halde bakanlığı ve bakanllık bürokrasisini her gün şikayet edelim. önce kendi çöplüklerini temizlesinler, sonra öğretmene sosyal faaliyet yaptı diye hesap sorsunlar

Avatar
ahmet deniz 2018-01-19 18:29:46

bir taraftan onlarca genelge gönderiyorlar.sosyal faaliyetlere ağırlık verin diye diğer taraftan da ayda yılda bir faaliyet yapanlara muhakkik gönderiyorlar. buda bizim milli eğitime özgü olsa gerek