Umut Erdoğan

XXI. Asırdayız... Maddî ilgilerin, maddî çerçevelerin tahakkümü altındaki ideolojik kalıpların, piyasa söyleminin ve ilişkilerinin ruh ve gönül dünyamızı “fırsatçı (oportünist) çözümlemelere bir araç olarak gördüğü” çağdayız. Postmodern dünya değişimi ve dönüşümü, özümüze yabancılaşmayı hızlandırdı, binlerce yıllık medeniyet düşüncemizi Batılı efendilerin gözünde marjinalleşirdi. Bu süreç, “kendi özünden” kopuk bir neslin, tarihî sorumluluk ve vazifelerini unutmasına yol açıyor. Bugün, omuzlarımızdaki tarihî mirasın farkına varmamız çok daha önemli hale gelmiştir. Bu sorumluluğun farkına varmak, geçmişe sığınmak, geçmişle avunmak değil, kayıp dünyamızı yeniden keşfetme gayesidir. İçerisinde yaşadığımız mekanik çağında, insanlık medeniyet dünyamızdan yoksundur. Vitrin kahramanlıkları, kozmetik yarışları, slogan bayağılaşmaları, ideolojik çılgınlıklar günden güne hayatımızı işgal ediyor. İnsanlığa yeni bir nefes olabilmeyi istemek yerine bencillik, ihtiras çukurunda boğulmayı yeğliyoruz. Oysa bizim medeniyet genetiğimizde erdem, ahlak, adalet gibi ulvî kodlar yer almaktadır. Bu kodlar, çıkarcı ilişkilere, kinlere, nefretlere, aşağılanmalara karşı özümüzdeki değerler ahlakını geliştiriyor. Modern, postmodern hayatın hızla erittiği kardeşlik ruhu, bugün tüm mazlumların umudu haline gelmiştir. İşte bu sebeple, çağları aşmadan önce kıtaları aşmalıyız. Çünkü mazlum coğrafyaların hassasiyetlerini dikkate alarak, modern firavunlara, milenyum nemrutlara karşı çıkmak ahlakî ve tarihî bir sorumluluktur. Her türlü zulmün, Müslüman haysiyetimizin düşmanı olduğunu bilmeliyiz. Gazzeli Yusuf'un, Türkistanlı İshak'ın, Arakanlı Zeynep'in, Kerküklü Abdullah'ın acısını, vicdanın, hakikatin ve tarihin önünde bir sorumluluğu seçtiğimiz zaman hissedebiliriz. Bugünün düşüncelerine yeni bir ivme kazandırmak üzere, her birimizin “fikir üssü” olması gerekirken, basmakalıp düşüncelerle yetiniyoruz. Ancak bu düşüncelerle yetinmek, şuurumuzun ufkunu medeniyetimiz ölçüsünde büyütmüyor. Medeniyet ölçümüz ise insanlığın ortak değerlerini onurla temsil etmektir; insanî ve İslamî duruşumuz çerçevesinde siyonizme, emperyalizme, faşizme karşı meydan okumaktır. İçerisinde bulunduğumuz çağda, Batılı kavramların gönüllü kölesi hâline getirilmek isteniyoruz. İdeolojiler ve modalar, insanımızı “özüne yabancılaşmış” bir nesne haline getiriyor. Oysa biz her yerde, her imkânda özüne uygun olarak özne olmaya talibiz. Önemli bir süreçten geçen ülkemizin dönüşümü ancak bununla mümkündür. İnsanımız binlerce yıllık kökleriyle yeniden musafahalaşmadan büyük bir gelecek inşasının tasavvurunu yapamayız. İşte bunun için bizler, kayıp bir dünyanın kâşifi olmalıyız. Kâşif olmak için önce keşif yolculuğumuzun mecralarını doğru bir şekilde okumalıyız. Bunun için bazı tespitlerimi sizinle paylaşıyorum:

1.Yeni Bir Dil: Batılı tanım ve zihniyet kalıplarının, ideolojik çılgınlıkların esir almaya çalıştığı bir çağda millî, manevî, İslamî değerlere bağlı yeni bir dil geliştirmeliyiz.

2. Ortak Bir Medeniyet: Dünyanın bir medeniyet sancısı çektiğinin farkındayız. Bu sancılar bir müjdenin habercisi olabilir. Bugün, tankla, silahla, katliamla medeniyet kurmaya çalışanlara karşı,  insanlık onurunu öne çıkararak, İslam iman ve ahlakı, vicdanı ve şuuruyla yeniden düşünmeli,  bilgi birikimimizi artırmalı ve ortak bir medeniyet ortamı kurmalıyız.

3. Millet ve Medeniyet Geleceğimiz: Ülkemizin, İslam dünyasının ve insanlığın geleceği, milletçe çıktığımız medeniyet yolculuğumuzun geleceğidir. Dolayısıyla geleceğimize yönelik çok boyutlu saldırıların olduğu bir dönemde sessiz kalmak, entelektüel yalnızlığa dönmek direniş ve diriliş ruhundan bir kaçış biçimidir.

4. Parça Değil, Bir Bütünüz: Kendi çıkarları peşinde koşan kişilerle, gruplarla, oportünist piyasa bekçileriyle medeniyet sorunlarımızı paylaşamayız. Büyük bir medeniyet kurmak bir bütüne aidiyet hissetmekle başlar. Parçalardan ibaret bir hayat, bencilliğe, kayıtsızlığa ve erdemsizliğe delalettir.   

5. Bugünkü Elitler Meselesi: Bugün ideolojilerle öykünen elitlerin dili, sloganizme ve demagojiye dayalı bir dildir. Kibir hastalığına yakalanan elitler yahut sömürge aydınları, tepeden inme bir demokrasi serüveni yaşamak istiyorlar. Elitlerin yeni Türkiye siyasetine yaklaşımı sorumlu değil, sorunludur. Zira Türkiye siyasetinin yeni dinamikleriyle elitlerin eski siyaset gelenekleri arasında sürekli bir uyuşmazlık yaşanmaktadır. Türkiye, artık onların Batıperestliğiyle ilgili saplantılarından kurtulmalıdır. Günümüzün bazı aydınları, sadece zihinlerini değil, vicdanlarını ve gönüllerini de emperyalizme, siyonizme ve faşizme teslim ediyorlar. Bu aydınlar, küresel emperyalizmin yerli aygıtları olarak milletimizi tezyif etmekte, milletimiz söz konusu olduğunda ötekileştirici bir dil kullanmaya başlamaktadır. İnsanımız üzerinde bir fikir imparatorluğu kurarak, zihinleri köle yapmak isteyenlere karşı özgür düşünme biçimleri geliştirmeliyiz. Çünkü fikir köleliğiyle; karakter, şahsiyet, erdem adına ne kadar değer varsa hezimete uğruyor.  

6. Ahlak ve Gençlik:  Edep, ahlak ve hayâ, ezelden ebede manevî zenginliklerimizdir. Eşref-i mahlûkatın yaratılış felsefesine aykırı olan edepsizlik ve hayâsızlık, insanımızı ruhsal derinlikten kopuk, fizyolojik güdümlere bağlı, anlamsız varlıklar haline dönüştürmeyi amaçlamaktadır. Varlığını yalnızca hayvanî heves ve arzulara teslim eden insan, aklî ve ruhî dünyasını tanımlayamaz. Bugün vatana, bayrağa, İslam'a, millî ve manevî değerlere hakaret eden -öyle ki mübarek aylarımıza bile dil uzatacak kadar terbiyesizleşen- güruhlar var. Bu milletin mukaddeslerine hakaret eden, değerlerini tanımayan ahlaksızlara karşı, biz Müslüman gençler için en kuşatıcı ilke, ahlak ilkesidir. Bu ilkeye inanmak ve onu yaşamak, İslam'ı ve medeniyetimizi hakkıyla temsil etmektir. 

7. Millî, Manevî ve İslamî Duruş: Yaşadığımız çağda, medeniyet coğrafyamızı saran karanlığın sebebi dayanışma aydınlığının eksikliğidir. Kısa vadeli çözüm önerileri yerine, bir medeniyet davasına yakışır şuur ve bağlılıkla, İstanbul'dan Kudüs'e, Türkistan'dan Bakü'ye, Şam'dan Kahire'ye, Arakan'dan Semerkant'a bir umudun ortak kardeşliğini gerçekleştirmemiz gerekir. Şuurumuzun ve ruhumuzun iştiyakını sevdamızla harmanlayarak bir diriliş muştusu alabilmeliyiz. Emperyal sömürge araçlarına, beynelmilel ilkesizliğe, her alanda yabancılaştırma oyunlarına karşı, millî, manevî ve İslamî duruşumuzu gösterebilmeliyiz. Bunun için hayatımız ile düşüncelerimiz/ilkelerimiz/gayelerimiz arasında bir ahenk olmalıdır.

 8. İdeolojik ve Irkçı Yükseliş: Dünyada ırkçılık hareketleri, insanlığın evrensel yarası olarak kanamaya devam etmektedir. Devletlerin eliyle her türlü tiranlık, barbarlık ve zulüm devam ediyor. Geçtiğimiz günlerde Doğu Türkistan'da 20 kardeşimiz, Kızıl Çin tarafından –oruç tuttuğu gerekçesiyle- şehit edildi. Kerkük'te, Musul'da, Telafer'de Türkmen kardeşlerimiz katlediliyor. Filistin'deki kardeşlerimiz Mescid-i Aksa'da namaz kılmak istedikleri için vuruluyor. Şam'da, Kahire'de, Arakan'da ve daha nice coğrafyamızda ağır sancılar yaşanıyor. İslam dünyasının kırılan onurunu yeniden yükseltmeliyiz. Sessizliğini koruyan uluslararası toplum, ideolojik ve ırkçı psikolojiyi yansıtıyor. Sözüm ona beş dünyalı, coğrafyamızdaki her katliamda resmî kınama klişeleriyle bizleri aldatıyor. Onların “sessiz kınamalarına” karşı, kardeşlik ruhumuzla her türlü saldırıda Doğu Türkistan'ın, Karabağ'ın, Gazze'nin, Arakan'ın, Kerkük'ün yanında olacağız.

9. Böyle Bir Gençlik: Seküler, kapital ve emperyal mantık gençliğimizi; millî ve manevî değerlerden uzaklaştırarak, günübirlikçi kimlikler olarak konumlandırmaya çalışıyor. Bir medeniyetin varoluşu gençliğin yüksek şuur ve ruh haline bağlıdır. Bunun için bizim bir gençlik hayalimiz var. Hz. Peygamberimiz'in (S.A.V) yolundan giden bir gençlik; Hz. Ebubekir'in sadakatinden, Hz. Ömer'in adaletinden, Hz. Osman'ın hayâsından, Hz. Ali'nin ilminden nasiplenen bir gençlik; Sultan Alparslan'ın cesaretinden, Şeyh Edebali'nin duasından, Fatih'in fethinden, Yavuz'un cesaretinden ilham alan bir gençlik; Yunus'un Türkçesiyle, Dede Korkut'un bilgeliğiyle, Fuzulî'nin aşkıyla, Nedim'in zarafetiyle, Necip Fazıl'ın çilesiyle hemhâl olan bir gençlik…  “Ben”i aşarak “biz”e koşan, dünyayı dünde bırakan, ilkesi ve ülkesi için yaşayan bir gençlik… “İnanıyorsanız muhakkak üstünsünüz” şuuruyla çağlar aşan, Hz. İbrahim'ce bütün putları kırarak Hakk'a koşan bir gençlik… Vatanperver, atiyi karanlık görse bile azmi bırakmayan, çalışkan, asrın bilimlerini kuşanmış, görev ve sorumluluk duygusundan kaçınmayan bir gençlik…

10. Tarih, Özgüven ve Yeniden Varoluş: Günümüzde, gençler olarak hepimizin istisnasız ruhlarımızı ayağa kaldıracak bir özgüvene ihtiyacımız var. Gençliğimizi fikrî yıkılışlara, duygusuzluğa, ilkesizliğe, cehalete terk etmek sömürgeci zihniyetlere hizmet etmektir. Durağanlığı aşmak, tekbenciliğin (solipsizm) yorum ve yargılarından kurtulmak için öncelikle tarihî varoluşumuzu yeniden tanımalı ve tanımlamalıyız. Çünkü kendi heves ve arzularımızı bir tarafa bırakarak, omuzlarımızdaki ağır mirasın farkına vararak, onurlu şahsiyetimizi aklımızla, vicdanımızla, kalbimizle tüm dünyaya göstermeliyiz. İstila ve işgal altında tutulan mazlum Müslüman coğrafyasındaki katliam ve soykırımlar, şpikerlerin dilinde 100'lerle, 200'lerle sıradanlaştırılıyor, demokrasi ve insan hakları bekçisi! Uluslararası toplum sözde Ermeni iddialarını gündemden düşürmüyor ama gözümüzün önünde yaşanan katliamlara sesini çıkarmıyor, tartışmıyor. Özgüvenimizi toplayacağız, tarihî varoluşumuz önemli bir süreçten geçiyor, işte bu süreçte biz de varoluşumuzu yeniden gözden geçireceğiz, yeniden ayağa kalkacağız. İnsanî hukuk ilkelerinin çiğnendiği, Kabillerin, Firavunların kol gezdiği bir çağda, kolaycı ve teslimiyetçi olmayacağız. Çünkü kolaycılık ve teslimiyetçilik, söylem ve eylemlerini şahsî menfaatleriyle sınırlayanların ama söz konusu kültürsüzleşme, yozlaşma ve çürüme olduğunda sınır tanımayanların dünyasıdır. Bunun için menfaat sahipleriyle tarihi değiştirebilecek bir varoluşun haritası çizilemez. Tarih denizinde belirsizce akıp gitmemizin hiçbir anlamı yok, kendi rotamızı kendi kaptanımız belirlemelidir.

            Medeniyetimizi parçalanmışlık halinden büyük bir bütüne taşımalıyız. Bizi parçalayan her sömürgeci yaklaşım ve yabancılaşma, medeniyetimizin yeniden tarihi çevirmesini istemiyor.  Öyle ki medeniyet bütünleşmemizi sağlamaya yönelik yeteri kadar program ve proje üretebiliyor muyuz? O sorunun cevabı da ayrı bir yazı gerektiriyor. Ancak medeniyetimizin anlam ve amacı, büyük ufuklara, büyük yarınlara özlemi beraberinde getiriyor. Hasretimizi vuslata dönüştürmek için, binlerce yıllık kadim misyonun, bugün sona ermediğini göstermek mecburiyetindeyiz. 

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.