19-21 Eylül tarihleri arasında Anadolu Eğitim ve Davet Gönüllüleri Platformu’ndan bir heyet olarak Güneydoğudaki halen aktif olan medreseleri ziyaret ettik. Medreselerin gidişatı ve sorunları hakkında alimlerden bilgi edindik, fikir teatisinde bulunduk. Daha önce gerçekleşen “Alimler Çalıştayı”na katkılarından dolayı teşekkür ettik. İadei ziyaretimizi gerçekleştirmiş olduk.

Medrese gerçeğini yakından gözlemleme imkânı bulduk…

Biliyoruz ki, bu ümmetin geleneğinde, genetiğinde, geçmişinde medrese hep oldu, geleceğimizde de hep olacak. Medrese bizim gerçeğimizdir. Tüm zorluklarına ve sorunlarına rağmen…

Kadim medrese geleneği medeniyetimizin adeta olmazsa olmazıdır…

Geleneği olmayan mekânın geleceği de olmuyor…

Endülüs, Semerkant, Harran, Bağdat, Şam, Kahire, İstanbul güçlü medrese gelenekleri ile ümmetin geleceğine mühür vurmuşlardır.

Medreseler zaman zaman kısırlaşsa da, hantallaşsa da, donuklaşsa da hayatiyetlerini hep sürdüre gelmişlerdi. Tarihin akışı içerisinde tüm mahrumiyet, mağduriyet ve mazlumiyetlere rağmen yine de varolmayı başarabilmişlerdir.

Çekilen çileler dile kolay… Baskı, zulüm, yasaklar yıldırmadı, ilim ve irfan arayışında yol almak için hep bedel ödediler…

Son yüzyılda özellikle bölgede medreseler hem resmi ideoloji, hem de ideolojik örgütler tarafından ciddi anlamda baskılandı, yaralandı…

Yoksul halkın desteği hiç kesilmedi…

Resmi ideoloji “Tevhid-i tedrisat” yasası ile medreseleri budadıkça, medreseler kendi küllerinden doğmayı becerdiler ve filizlendiler…

Bağımsız yapılarını korumak, özgün duruşlarını sürdürmek için çok zorlandılar…

Şimdi merdiven altı medreselerden günün gereksinimlerine uygun yeni bir formata evriliyorlar… Medrese dışındaki dünya ile yüzleşiyorlar… Çağdaş soru ve sorunlarla yüzleşme cesaretini gösteriyorlar… Lokal ve yerel kalıplarını zorluyorlar…

Tabi ki medreselerin yeniden keşfi gerekiyor… Yeni bir ıslah, inkişaf ve inşa sürecinin hız kazanması kaçınılmaz… Din ile hayat arasındaki ilişkiyi doğru kurmak, hikmet üzere bir hareketi yakalamak lazım geliyor…

Yeni bir ruh gerekiyor… Kuru kavilcilik, ezbercilik, sadece metincilik ile yol alınmıyor… Aşırı kuralcı ve nakilci çizgi üretmiyor, tüketiyor… Hayatı ıskalıyor…

Kadim köklerinden kopmadan bir tecrid gerekiyor…

Beklenenin gerisinde olsa bile medreseleri sahiplenmeliyiz…

Çağ ihtisas ve inşa çağıdır… Zamanın ruhunu ıskalamadan ıslahı önemsemeliyiz…

Şerh, haşiye, reddiye kültüründen eleştiri formatına uzanabilmeliyiz… Bunu yaparken medrese ikliminin irfan, hikmet, edep hassasiyetini zedelemeden hareket etmeliyiz…

Medrese, mektep, tekke ayrışmasına, kutuplaşmasına fırsat vermeden ümmet ruhunu beslemeliyiz…

Bunlar birbirinin muhalifi değil mütemmimi olmalı. Beyan, burhan, irfan bütünlüğünü yakalayabilmeliyiz… Rakip değil refik görme…

Birbirine karşı böbürlenme değil… Bölünme değil… Birbirini bütünleme sorumluluğu altındayız…

Medreselerin yasal statüsü konuşulurken, medreselerin özgünlüğüne halel gelmemesi gerekiyor.

Medreselerde gördüğümüz yeni ve yerinde bir gelişme de bazı medreselerin kız öğrencilere yönelik yaptıkları açılım oldu…

Önemli olan toplumda İslami değerler ekseninde bir duyarlılık oluşturmak… Bunu hangi kurum ve kişi yaparsa yapsın bize düşen takdir ve teşvik etmektir.

Bu kurumların toplumun İslamlaşmasındaki katkısı önemlidir… Bizim derdimiz medresecilik yapmak değil, İslami bilincin oluşmasında emeği geçen herkese hakkını teslim etmektir…

Hasılı kelam, medreselerin düne göre daha iyiye gittiğini ifade etmek istiyorum…


Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.