Milli Eğitim’in vicdanına arzuhâldir;

2004’te ortaöğretim kurumlarına geçiş sınavları LGS’den OYS’ye çevrilirken, 2008’de altı ve yedinci sınıflar için SBS düzenlendi. 2009 yılından itibaren SBS yalnızca sekizinci sınıflar bünyesinde uygulanır bir hüviyete büründü. 2012-2013 eğitim öğretim yılında son kez gerçekleştirildi. Millî Eğitim Bakanlığı tarafından “Temel Eğitimden Ortaöğretime Geçiş” (TEOG) olarak adlandırılan ve ilk dönemin Nisan, ikinci dönemin Aralık ayında verileceği iki aşamalı sınav sistemi ise bundan dört sene önce, ansızın yürürlüğe girdi. Ne hazin bir tevafuktur ki büyük oğlum, bundan dört sene önce TEOG sınav sisteminin ilk deneklerinden(!) oldu ve bütün bir yılı iki aşamalı sınav sistemine hazırlıkla geçti. Şimdi TEOG kaldırılıyor ve Milli Eğitim tarafından “yeniden” aşamalı sınav sistemi getirileceği konuşuluyor.

Küçük oğlum beş yaşını henüz doldurmuştu ki 4+4+4 eğitim sistemi getirildi. Bu sayede altı yaşındaki çocukların okula başlamaları da bir mecburiyet hâlini alıyordu. Pek çok anne baba – altı yaşındaki çocuklarını sistemin dişlileri arasına atmak istemediği için- rapora müracaat etmek durumunda kaldı. Haklıydılar fakat ben, kendi adıma böyle bir müracaatta bulunmadım. Altı yaşındaki evladımın “el yazısı” zorunluluğuna uyma adına çektiği çileyi ve o ağlayarak uğraşırken, çektiğim çileyi nasıl unutabilirim? Neredeyse bebeklik dönemini henüz arkalarında bırakmış ve tuvalet alışkanlığını tam anlamıyla kazanamamış kimi çocuklar da eğitimcilere kan kusturdu. Bir sonraki yıl, Mili Eğitim tarafından yaş zorunluluğu da kaldırıldı ve zavallı yavrularımızla ailelerinin mağduriyetleri de yanlarına kâr kaldı! Üstelik Millî Eğitim Bakanımız İsmet Yılmaz, el yazı zorunluluğunun kaldırılacağını açıkladı. Varsın olsun! Arkadan gelenler bizlerin yaşadığı haksızlığa uğramasın da bir kez daha “bizim çocuklarımızın suçu neydi?” sorusu dilimizin altında kalmış bulunsun!

Gençlerin neredeyse bütün bir hayatlarını bağladığı üniversiteye giriş sınavları ise –üzerinde düşünülmesi gereken- daha ciddi bir vakıa. Ülkemizde 1974 yılına kadar üniversiteler kendi öğrencilerini kendileri alırken 1981 yılında iki basamaklı sınav sistemine geçilmiştir. (ÖSS-ÖYS) Bu sistem, 1999 yılında ÖSS başlığı altında toplanmış, 2010 yılında kaldırılarak iki aşamalı Yükseköğretime Geçiş Sınavı (YGS) ile Lisans Yerleştirme Sınavları (LYS)’ye dönüştürülmüştür. Çocuklarımız YGS ve LYS sistemlerinin gerektirdiği alanlar hususunda bir tercih yapmış ve o doğrultuda ilerlemişlerdir. Dört senelik lise yaşamlarını düşündükleri alanlar üzerine inşa etmiş, o noktada motive edilmişlerdir.

Hâl böyle iken neredeyse dönem ortasında alınan ani bir kararla apar topar YKS adı altında yeni bir sistem geliştirilmeye çalışılmıştır. İşin trajikomik boyutu ise şimdi değişmesi tasarlanan TEOG sınav sisteminin ilk deneklerinden olan oğlum, değişen üniversite sınav sisteminin de ilk deneklerinden olacak!

Bu çocuklar yaz tatillerini sayısal için Fen Bilimleri, sözel için Sosyal Bilimler alanlarına hibe etme fedakârlığı sergilemişken tamamen bu alanlardan dışlanmaları ve Matematik-Türkçe odaklı bir teste tâbi tutulmaları üstelik bu zamana kadar eğitimini aldıkları Coğrafya, Felsefe, bilhassa Tarih gibi önemli derslerden soyutlanmaları ne derece doğru olabilir?
Gençlerin yükünü hafifletme gerekçesiyle yapılan “bir güne iki oturum sığdırmak” ve gençleri cendere içerisine almak hangi iyi niyetli mantığın(!) ürünü olabilir?

Neresinden tutarsak tutalım elimizde kalacak bir sistem… Bir an evvel gerekli düzenlemelerin getirilmesi ve daha büyük hatalardan dönülmesi gerekiyor.
Aksi durumda –fazla değil- bir iki sene sonra yeni deneylere gidildiğini görmek zor değil.

Sınava tâbi tutan ve ahlaki/sosyal/kişisel gelişimi arka plana atan bir sistemde insan hukukuna saygı göstermeyen, “bizden kopan ve beni merkeze alan”, yalnızlaşan, uzaklaşan, robotlaşan nesillerin yetişmesi kaçınılmaz olacak.

Nesli direkt ilgilendiren bir eğitim sistemi kalbi samimiyetle titreyen her insanın öncelikli meselelerinden olmalıdır. “Benim çocuklarım da yaşadı, bu düzen böyle gelmiş böyle gider; ne yapalım!” bencilliğine hizmet eden ve aynı bencillikle eğitim sistemindeki çarpıklıkları görmekten yoksun kalan herkes, bu vurdumduymazlığın bir gün kendi gönül hanesini yaralayacağını unutmamalıdır.

Selam ile.


Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Avatar
Agah Ogretmen 2017-11-04 11:02:21

MEB'de özellikle BUROKRAT kesmiminde vicdan duygusunun olmadığına %90 eminim. Vicdanı olmayan ne kadar insan olur? O burokratlar insan gibi hizmet etselerdi,15 yılda neler değişmezdi. Salatanat sürüyor. Derdini hesabını siyasetçiler veriyor.