Bundan yaklaşık bir ay kadar önce Star Gazetesinin Açık Görüş Ekinde “Altı Ay Sonra Başbakan Olacaktı” başlıklı bir yazım yayınlanmıştı. Meral Akşener ve kuracağı parti hakkındaki fikirlerimi kaleme almış olduğum yazımda; “Akşener’in hangi politik boşluğu dolduracağı, hangi sorunun ve sınıfın dışavurumu olacağı veya hangi siyasal tasavvurun çeperinde politika üreteceği net değil” demiş ve “Ortaya konulmuş tutarlı bir söylem veya programı bulunmuyor” eleştirisinde bulunmuştum.

Bunun yanı sıra yazımda, “Aslında Türkiye’nin politik tarihi, başarılı veya başarısız siyasi partilerin laboratuarı gibidir. Bu siyasal laboratuar, aynı zamanda yeni siyasi yolculuğa çıkacak partiler için yoldaki işaretlerdir; yeter ki iyi analiz edilebilsin. Siyasi tarihimizde başarılı olmuş siyasi hareketler veya partiler; toplumsal, ekonomik veya siyasal bir sorundan neşet etmişlerdir. Seçmende büyük bir heyecan oluşturan, Demokrat Parti’nin “Yeter Söz Milletindir”; Adalet Partisi’nin “Ana davamız su ve yol” ve hatta Bülent Ecevit’in “Toprak işleyenin su kullananındır”, “Vurguna, soyguna, sömürüye son” sloganları toplumsal sorunların dışavurumunun mottolarıdır” hatırlatmasında ve uyarısında bulunmuştum.

Birkaç gün önce Meral Akşener ekranların karşısına çıktı ve ekibi ile beraber İYİ Parti’nin kuruluşunu açıkladı. Öncelikle bir partinin başarılı olabilmesi için çok farklı denklemlerin çözümlenmesi gerekiyor. Örneğin başarılı olmak isteyen bir parti; zamanın ruhunu taşımalı, toplumsal bir kesime hitap etmeli, yeni bir şarkı söylemeli, siyasal boşluğu doldurmalı ve hatta muhalif bir dili ile olmalı…

Ancak hem parti programını ve ilkelerini hem de partinin kurucu kadrosunu görünce hayal kırıklığına uğradığımı belirtmeliyim. Neden hayal kırıklığı yaşadığımı şöyle bir örnekle açıklayayım; İYİ Parti’nin programına göre; “İyi bir Türkiye için yola çıkıyoruz. İyi insanları insanlık tarihine armağan etmiş bir milletiz. Hoca Ahmet Yesevi, Mevlâna, Hacı Bektaş-ı Veli, Yunus Emre bu milletin iyi insanları arasından yetişti. Onlar insanlara iyiliği, iyi insan olmayı öğütlediler. İyiliğin peşinden koştular… Milletimize inanıyor ve güveniyoruz. Seksen milyonuz. Büyük bir milletiz. Büyük bir ekonomiyiz. Çalışıyoruz ve üretiyoruz. Paylaşamıyoruz. Hakça paylaşacağız. Birlikte başaracağız. Adil olacağız. Adaleti sağlayacağız.” Biz, bu ve benzeri ifadelerle Erdoğan’ın birçok konuşmasında zaten karşılaşıyoruz. Bu konuşmalar etrafında örülecek yeni bir partiye ne gerek vardı?

Bir de partinin ilkelerine yakından göz atalım: “Türk milletine güveni esas almak. Açık, dürüst ve hesap verebilir olmak. Çoğulcu, katılımcı, kapsayıcı pozitif siyaset yapmak. Somut hedeflere sahip olmak ve odaklanmak. Çözüm üretmek ve çalışkan olmak. Eleştiriye açık ve özgür düşünceli olmak. Siyaseti değerler üzerinden üretmek ve yapmak. Milliyetçiliği kültürel ve ekonomik alanlara taşımak. Farklılıklara saygılı olmak. Milli menfaatlerimizi her alanda ön planda tutmak.” Dahası, “Cumhuriyetin kuruluş felsefesini, değerlerini ve üniter yapıyı korumak ve çağdaş medeniyeti yakalamak” amacı bir farkındalık ifade ediyor mu?

Sorarım sizlere; bu program ve ilkelerin AK Parti’nin programından veya yapıp ettiklerinden bir farkı var mı? Korkarım, böylesi bir parti ne bir siyasal boşluğu doldurabilir ne de kalıcı olur.


Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.