MEB Bakanı geçenlerde yaptığı bir açıklamada “ders saati 40 dakika… Şimdi öğrenme süresi hızlandı. Bizim zamanımızda ders saati 50 dakika falandı. Şimdi bu süre azaldı. 20-25 dakika en idealidir diye düşünüyorum” dedi. Aynı açıklamada okulların eğlenme yeri olmasından bahseden MEB Bakanı ders saatinin ilkokul, ortaokul ve lise için farklı olabileceğini de belirtti. Öncelikle açıklamanın önemli olduğunu ve eğitim camiasının katkılarıyla zenginleştirilmesi gerektiğini kaydedelim. Aynı zamanda Bakanın açıklamasının eğitim sistemimize ve seviyemize dair önemli bir gösterge teşkil ettiğini de ifade edelim.

Eğitim sistemimizin varoluş gerekçesini yitirmiş sayısız mitle malul olduğu açık. Zaten karşımızda yaklaşık iki yüzyıllık mazisiyle sorgulanma ihtiyacı hissedilmeyen devasa bir yapı var. Zorunlu eğitim sisteminin kendisini var eden sosyal, siyasal, ekonomik ve teknolojik koşulların değişimine paralel bir evrim geçirmeden varlığını muhafaza ettiği görüldüğünde nasıl katılaşmış ve layusel bir hüviyette olduğu anlaşılabilir. Dolayısıyla bu düzeneğe ilişkin yapısal eleştirilerin yanında ‘ders saati’ gibi mikro-teknik çözümlemelerin de yapılması en azından karşı karşıya bulunduğumuz yapının neliği hakkında ufuk açıcı olabilir. Ders saati bilindiği üzere eğitim sistemimizde 40 dakika olarak belirlenmiş. Bu 40 dakikanın neye istinaden belirlendiğini bilmiyoruz, kimsenin bildiğine dair bir karine de mevcut değil. Daha önce bir şekilde 40 dakika olarak belirlenen ders saati neredeyse küresel bir sabiteye dönüşmüş vaziyette. Günümüz dünyasının sorgulanması düşünülmeyen profan kutsalı hükmünde.

Ancak mesele bu profan kutsala el atmakla mukayyet değil. Zira neye, niye el attığımız ve el attığımız şeyin yerine neyi, nasıl ikame ettiğimiz gibi mühim ve mütemmim cüzleri var meselenin. Sayın Bakanın belirttiği 25 dakikalık öneri ilk bakışta mantıklı, ‘okullar eğlendirici yerler olmalı’ tespiti de sevimli gelebilir. Lakin bu mantıklı ve sevimli gerekçeler verili sistemin mantığını, kurgusunu ve kodlarını tartışmaya açmıyor. Mevcut düzeneği aynıyla muhafaza ediyor ve ona olan mahkumiyetimizi pekiştiriyor. Bu açıdan okumamız derin, sorularımız esaslı olmadığı müddetçe basit cevaplarda, çözüm olmayan çözümlerde savrulmamız kaçınılmaz olacaktır. Bu genel vurgulardan sonra mevzuyu derinleştirme babında birkaç hususun altını çizmekte yarar görüyorum.

Öncelikle ders derken hangi dersten bahsediyoruz? Bütün dersler bir mi örneğin? Türkçe ile Beden Eğitimi dersinin saati aynı olabilir mi? Veya Resim ile Matematik dersinin saati aynı mı olmalı?

İkincisi hangi kademeden bahsediyoruz? İlkokul, ortaokul, lise gibi farklı kademelerimiz var. Her kademede hatta aynı kademe içerisinde farklı yaş grubunda olan öğrenciler mevcut. Gelişim düzeyleri farklı insan kümesinden bahsediyoruz. O halde bu gelişim düzeyi farklılığına rağmen standart bir uygulamanın meşruiyetini oluşturan pedagojik ilke nereden geliyor?

Üçüncüsü ders ve kademe farklılıklarının dışında aynı sınıf düzeyindeki öğrencileri veri alalım. Günümüz dünyasının temel kabullerinden olan ‘her insan biriciktir’ anlayışı gereği aynı yaş grubunda olsa bile öğrencilerin duygusal, fiziksel, sosyal gelişimleri ve ilgi ve yetenekleri itibariyle farklı oldukları açıktır. Dolayısıyla ders, kademe gibi farklılıkları görmezden gelsek dahi karşımızda belirli bir standardizasyona mahkûm edilmemesi gereken insanlar var.

Dördüncüsü ders, kademe ve öğrenci farklılığını askıya aldığınızda karşınızda yine birikimi, tecrübesi ve özgünlüğüyle öğretmen var. Bütün Türkçe öğretmenlerin bir olduğunu iddia etmek, aynı şekilde ve düzeyde öğreteceğini düşünmek veya beklemek örtük bir tek biçimcilikten başka bir şey değil. ‘Her yiğidin bir yoğurt yiyişi vardır’ hakikatini görmezden gelmek, gerçekliği inkâr etmek, keyfi ve etkisiz bir standart ihdas etmektir.

Beşincisi zaman ile dikkat süresi arasında bir ilişkinin kurulması gerekiyor. Araştırmalar 10 ile 20 dakika aralığında bir dikkat süresinden bahsediyor. Oysa Bakan açıklamasında ders saati ile sınıf öğrenci mevcudu arasında yeni bir ilişki tesis ediyor. Dikkat süresinden ziyade öğrencilerin artan öğrenme hızına vurgu yapıyor. Öğrencilerin önceki nesillere göre artan bir öğrenme hızı iddiası teyide muhtaç olduğu gibi ders saati ile öğrenci mevcudu arasında var sayılan ilişki de dayanaktan yoksundur. Belirttiğim dikkat süresinin standart olmadığı hatta kişiden kişiye farklılık arz ettiği dikkate alındığında kerameti kendinden menkul bir düzenlemenin karşımızda olduğu iyice açıklık kazanıyor.

Dolayısıyla eğitim sistemi içerisinde ‘ders saati’ ile ilgili yapılacak bir düzenlemenin etkililiği ve verimliliği ancak ‘ders saati’nin bağlı bulunduğu art alan dikkate alınarak yapıldığında mümkün olabilir. Bu dikkat de kaçınılmaz şekilde düzenlemelerin çapında ve mahiyetinde çarpan etkisi yapacaktır. Zira dört başı mamur bir ‘ders saati’ tartışmasının standardizasyonu, ‘kaynaşmış bir kitle yaratmayı’ yani açık ve örtük siyasal-ekonomik amaçlılığıyla zorunlu eğitimi hedef alması kaçınılmazdır. Bu tartışmanın zorunlu eğitimi mümkün ve meşru kılan psikolojinin ve pedagojinin ön kabullerini sorgulaması zorunludur.

Eğitim sistemimiz özü itibariyle psikolojinin yol göstericiliğinde şekillenmiş vaziyette. Her yaş grubu içi tespit edilmiş zihinsel-fiziksel-sosyal ve duygusal gelişim seviyesi var ve sistem buna göre yapılandırılmış. Peki, dikkat süresini, gelişim düzeyini, ‘her insan biriciktir’i baz almayan bir düzenleme nereden geldi, nasıl hayat buldu? Hangi kör inançların, hangi bilinmez geleneklerin pençesindeyiz? Nedenleri sorgulamak, maruz kaldığımız düzeneklerin buyurganlıkları karşısında dikkat kesilmek tam da öğrencilerden beklediğimiz tutum olduğuna göre biz de soralım; neden 40 dakika veya neden 25 dakika?

Yeni dönem gösteri çağı. Dikkat eksikliği, dağınıklığı, algı kısalması yaygın rahatsızlıklar artık. Yeni zamanlar dünün formasyonlarını-formülasyonlarını atıl kılıyor. “Bugün yeni gün, yeni şeyler söylemek lazım cancağızım”ı zorunlu kılıyor. Sosyolog Ritzer’in ifadesiyle karşımızda rasyonel görünümlü irrasyonel yapılar var. Uzman, komisyon, kurul, akademi, enstitü vs. gibi şatafatlı sıfatlar var lakin gizemi kaldırıldığında karşımızda anlamdan ve mantıktan yoksun düzenlemeler mevcut. “Olan, olması gerekendir!” şeklinde statükocu bir realizm var karşımızda. Sorgulanma kabul etmeyen hatta incelikli bir stratejiye yaslanmış şekilde kendisini sorgulatmayan bir hegamonik kuşatma altındayız. Neredeyse yapıyı bugünkü sahiplerinden bile koruyan sihirli bir durum var. Hegel’in efendi-köle diyalektiği gibi. Sistemi dönüştürme mücadelesi verenler bile maalesef neyin vasiliğini ve varisliğini yaptıklarını bilmiyorlar. Maksat artık esasa ilişkin bir ihya ve inşa mücadelesi değil aklını ve mantığını tüketmiş bir formun muhafızlığına dönüşüyor. Neden 40 dakikaydı bilmedik, neden 25 dakika olacak onu da bilmiyoruz. Fetişleşmiş alanın fetişleşmiş uygulamalarını yaşatacak palyatif tedbirlerin peşindeyiz.

Tekrar edelim: MEB’in düzenlemelerde varsaydığı öğrenci, psikoloji tarafından kurgulanmış öğrencidir ve özü itibarıyla modern “özne”yi çağrıştırmaktadır. Oysa standart vurulacak “yaşın gelişim düzeyi” şemasını aşan kanlı-canlı insanlar var. Kültürel aidiyetleri, inanç evrenleri, şuuraltı müktesebatları, kültürel sermayeleri, kalıtımsal özellikleri ve kişilik-karakter yapılarıyla kendi nev-i şahsına münhasır insanlar var. Ayrıca bu öğrencilerin aldıkları her dersin kendine özgü yapısı var, niteliği var. Sanat, Spor, Edebiyat, Matematik ve Fen Derslerinin her birinin kendine özgü yapısı var ve karavana usulüyle ele alınamazlar. Alındığında da Nietzche’nin belirttiği gibi lezzeti olmaz. 


Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Avatar
İsyankar 2017-11-30 07:12:27

38 yılımı eğitim hizmetkarı olarak tükettim. Türkiyedeki bütün okulları kapatın inanin hiçbirşey kaybetmezsiniz. Çünkü bütün çocukları veliler çocuklarını okullara "evde başımıza bela olmasınlar" ya da sokakta dolaşmasınlar diye gönderiyorlar!

Avatar
Mehmet 2017-12-01 01:36:16

Ders saatini kısaltarak mı bilemiyorum
Lakin ikili eğitim yapan okullarda seksen dakikalık blok dersleri yetmiş dakikaya indirebilirler mesela bu problem ortadan kalkıncaya değil
5,6,7ve 8.sınıf çocukları için