Hafıza-i beşer nisyan ile ma'lûldur. Yani insan hafızası unutkanlık hastasıdır. Fıtrat gereği yaşamını devam ettirebilmek için unutmaya kodlanmıştır; fakat her şeyi değil. Unutulmaması gereken, unutamadığınız şeyler vardır milletçe…
Hatırlayalım... Hanedan-ı Âl-i Osman'ın 34. temsilcisi olan 2. Abdülhamid Han, devleti “Dağılma Dönemi”nde siyasi dehasıyla 33 yıl idare eder. Avrupalıların “hasta adam” ilan ettiği Osmanlı Devleti'nin başına geçen Sultan 2. Abdülhamid, başarıyla yürüttüğü dış politikayla emperyalistlerin oyunlarını bozar. “İslâm Birliği” siyasetiyle başta İngiliz ve Filistin'de yerleşim taleplerini geri çevirdiği Yahudilerin canını sıkar.
Tıpkı bugünkü gibi.
Küfür milleti ile kolkola giren şer ittifakı, “Kızıl Sultan” ilan ettikleri Sultan 2. Abdülhamid Han'ı miladî 13 Nisan 1909'da tarihe “31 Mart Vak'ası”yla vuku bulan menfur olaylar silsilesiyle tahttan indirilir.
Cihan Devleti’nin hükümdarı Sultan 2. Abdülhamid Han hâl edilince; önce Filistin, sonra Evlad-ı Fatihan daha sonra da “Millet-i İslâmiye ve Ümmet-i Muhammediye” yetim kalır.
Koskoca Cihan Devleti, "imâmesi kopmuş tesbih taneleri" gibi darmadağın olup gider.

***

Varlık sebebimiz olan değerlerle bizi sık sık test eden sömürgeci unsurlar, 13 Nisan 1909'da gerçekleştirdikleri senaryoların değişik versiyonlarını hâlâ tekrarlamaya devam ediyor. Yerli ve millî kimliğiyle öne çıkan siyasilerimizden Adnan Menderes'in, Turgut Özal'ın ve Necmeddin Erbakan'ın eyyamcılar tarafından kumpasa düşürülerek, itibarsızlaştırılıp derdest edilişleri hafızalardaki tazeliğini koruyor.
Sırada Recep Tayyip Erdoğan var!.. Sömürgeciler bir asır aradan sonra “Arap Baharı” adı altında “özgürleştirme” vaadiyle karıştırdıkları İslâm coğrafyasının tek “söz dinlemeyen” lideri Erdoğan'ı, 2. Abdülhamid Han gibi derdest etmeye çalışıyor. Erdoğan'ın şahsında Türkiye'ye “kurudukça sulayın, yeşerdikçe budayın” senaryosu gereği diz çöktürme operasyonları yapılıyor.


****


CAMİLERE NASIL KIYILDIĞINI…

19 Kasım 1935’te çıkarılan bir yasayla camilerin kapatılması, müzeye, depoya, ahıra, meyhaneye dönüştürülme süreci başlatıldı. 1926-1950 arasında 513 cami, çoğunun üzerinde cami olan 327 arsa, bin 70 mescit satıldı. Bunlarla birlikte, kilise, manastır, türbe, mezarlık, imaret, darüşşifa ve benzeri çok sayıda tarihi eserin satışı yapıldı. Toplamda 3 bin 411 adet hayrat vakıf taşınmazının satışı gerçekleştirildi. Özellikle 1939-1951 yılları arasında Selçuklu ve Osmanlı dönemine ait İslâm mâbedleri; satıldı, yıkıldı, kiraya verildi, depo yapıldı, saz ve içki evine çevrildi, müzeye dönüştürüldü. Tartışmaların odağı olmaktan bir türlü çıkamayan milletiyle kavgalı CHP’nin, İsmet İnönü döneminde ayyuka çıkan “câmi kıyımı” hatırlanmaması gereken “kara bir leke” olarak tarihin sayfalarında hâlâ tazeliğini koruyor.
UNUTMADIK!..

***


AYASOFYA’YI MÜZE YAPANLARI... 

481 yıldır kubbesi altına sığınana huzur dağıtan Ayasofya’ya 1 Şubat 1935‘te acı bir haber geldi. Mustafa Kemal Atatürk’ün isteği, 24 Kasım 1934 tarih ve 7/1589 sayılı Bakanlar Kurulu Kararı’yla; “Ezanlar susacak, bu ma’bed müze olacak” denildi. Ayasofya’nın işgal yıllarında bile susmayan ezanları böylece susturuldu. Hafızamız dumura uğratıldı, kendimizi en iyi hissettiğimiz ve kötülüklerden en emin olduğumuz sığınağa kilit vuruldu. Ayasofya âmâ olunca; Filistin’in başını okşayan el çekildi, Rumeli’deki Evlâd-ı Fâtihân yetim kaldı.
UNUTMADIK!..


***

DARAĞACINDA  CANI ALINANLARI… 

30 Kasım 1923'te başlayan İsmet İnönü, Fethi Okyar, Celal Bayar, Refik Saydam, Şükrü Saracoğlu, Recep Peker, Hasan Saka ve Şemsettin Günaltay'ın başbakanlığındaki CHP’nin 27 yıllık Tek Parti diktası, 14 Mayıs 1950'de Adnan Menderes'in gerçekleştirdiği “beyaz ihtilâl” ile yıkıldı. Tek Parti hükümranlığının sandığa gömülmesiyle Türk siyasetinde yeni bir dönem başladı.
İktidarın ehvetli rüzgârını defalarca arkasına alan Adnan Menderes'in aday seçimlerinde, “Odunu bile aday göstersem seçtiririm” iddiası Millî Şef İnönü'yü iyice çileden çıkarttı. İnönü, 1957 seçimleri sonrası İçişleri Bakanlığı koltuğuna oturan Namık Gedik'i “kütük bakan” ilân etti. 27 Mayıs'ın ayak seslerinin yükseldiği dönemde, gidişatı keyifle izleyen İnönü, “Sizi ben bile kurtaramam…” diyerek Cemal Gürsel başkanlığındaki komitenin Menderes ve arkadaşlarının boynuna geçirdiği yağlı urgana engel olmadı. 1960 Darbesi ile Adnan Menderes dönemi elim bir şekilde kapandı. 
Türk politikasında eski sayfa tekrar açıldı; sahnenin yıldızı yine Millî Şef İsmet İnönü'ydü. CHP hâlâ aynı CHP'ydi; ipleri tekrar ele geçirmesiyle millete kök söktürmeye devam etti.
UNUTMADIK!..

***

“ADALET” OLSUN DİYE ASILANLARI…

12 Eylül Darbesi’ne zemin hazırlamak isteyenler kaos için herkesi sokağa çağırıyordu… Devrimciler ve Ülkücüler sinsice tezgâhlanan kaosun tam ortasında ölümüne “yaşasın vatan!..” diye slogan atıyorlardı. Ortaokullardan tutun da üniversitelere kadar her  yerde, sıraların altından kitap yerine “haydar”lar, kalem yerine “delikli demir”ler çekiliyordu.
Ülkeyi yönete(meye)nler çaresizdi!.. Askeri vesayet; Hasan Mutlucan'ın “yine de şahlanıyor...” türküsünü yeniden söyleyeceği ânı bekliyordu. Ve o türkü, tarihler 12 Eylül 1980'i gösterdiğinde, TRT'nin siyah-beyaz görüntülü penceresinden bütün Türkiye'ye bir kez daha dinletiliyordu.
Kanlı tezgâhlarını ülkenin her köşesine açanlar; sonu kestirilemeyen kaosu, binlerce cansız bedeni, târûmar olmuş aileleri, sayısız faili meçhulleri miras bırakarak birden bire kayboluyorlardı!..
Adalet yerini bulsun(!) diye bir sağdan bir de soldan gencecik fidanlar asılıyordu!..
Mamak'tan, Metris'ten, Diyarbakır'dan çıkıp da gidebilenler; ömürleri boyunca “zindanlardaki kâbus”larıyla yaşıyordu. Bunlardan birisi olan Cizreli Seyyid Selim Dindar, “Diyarbakır Cezaevi'nden konuşulduğunda hâlâ hayattan kopuyorum. Benim hanımım ve çocuğum var. İçimdeki frene  basamıyorum ve herkesin önünde hüngür hüngür ağlıyorum, ağlıyorum... Bir daha dünyaya gelseydim, asla Kürt olmak istemezdim...”
UNUTMADIK!..

***


“28 ŞUBAT 1000 YIL SÜRECEK” DİYENLERİ…

1995’te Türkiye’de yeni bir dönem başlıyor; çetin günler artık Millî Görüş Lideri Prof. Dr. Necmeddin Erbakan’ı bekliyordu... Refah Partisi genel seçimlerinde yüzde 21.37 oyla 158 milletvekilliği alarak büyük bir başarıya imza atıyor; Erbakan’ın başbakanlığında kurulan Refahyol Hükümeti, milletin özlediği hizmetler için kolları sıvıyordu. 54. Hükümet’in Millî Görüş kanadı gece-gündüz demiyor; bütün engellemelere rağmen Türkiye'nin özlediği hizmet yarışında çıtayı akıllara gelmeyecek zirvelere taşıyordu. 
54. Refahyol Hükümeti’yle 8 Temmuz 1996’da yakalanan tarihî fırsat; ikna odalarıyla, adının açıklanmasını istemeyen üst düzey bir rütbelinin ağzından atılan manşetlerle, Kaddafi’nin çadırında bir kaşık suda kopartılan fırtınalarla, başbakanlıkta iftara davet edilen tarikat liderleri ve şeyhlerle, Yargıtay Başsavcısı’nın gazete kupürlerine dayanarak açtığı davalarla, Susurluk’ta kaza yapan mafya-siyasetçi-polis üçgenindeki kirli ilişkilerle, laikliğe kafa tutan Kayseri Belediye Başkanı Şükrü Karatepe’yle, Sincan’da Kudüs Gecesi düzenleyen Bekir Yıldız’la, Sincan’da tanklara verilen balans ayarlarıyla, TOBB-TİSK-TESK-TÜRK/İŞ ve DİSK'in oluşturduğu "5'li Çete"nin yaygaralarıyla, “Aydınlık İçin Bir Dakika Karanlık”-“İrticaya Karşı Bir Dakika Karanlık” eylemleriyle, Ali Kalkancı’nın zikir ayinleriyle, Müslüm Gündüz’ün uçkuruyla, Fadime Şahin’in şalvarıyla, 28 Şubat’ta 9 saat süren MGK’da dayatılan kararlarla,“28 Şubat 1000 yıl sürecek” diyen paşaların beyanatlarıyla akamete uğratılıyordu.
31 Mart 1909’da 2. Abdülhamid’e uygulanan çökertme operasyonu bu defa Erbakan’a uygulanıyor; Müslümanlara 88 yıl aradan sonra bir kez daha diz çöktürülüyordu. 
Ülke maddi ve manevi olarak milyarlarca zarara uğratılıyor; başta D-8 Projesi olmak üzere “hasta adamı ayağa kaldıracak” siyasi hafıza çöpe atılıyordu. Bankalar hortumlanıyor; 250 katrilyonu bulan yolsuzluğun faturası doğmamış çocukların hesabına yazılıyordu.
UNUTMADIK!..

***


“BİNDİRİLMİŞ KITALAR”IN ORDUYU GÖREVE ÇAĞIRIŞINI…

Cumhuriyet Mitingleri, 2007 Türkiye cumhurbaşkanlığı seçimi öncesinde Başbakan Recep Tayyip Erdoğan ve arkadaşlarından herhangi birinin muhtemel cumhurbaşkanı adaylığına karşı, dönemin Atatürkçü Düşünce Derneği'nin öncülüğünde CHP ve ulusalcı diğer partilerin katılımıyla düzenlendi. Ankara, İstanbul, İzmir gibi büyük şehirlerde, 2007 yılının Nisan ve Mayıs aylarında yapılan mitinglerin duyurulmasında “cumhuriyetine sahip çık” sloganıyla sokaklar hareketlendirildi. Meydanları takibe alan toplum mühendisleri “Ordu Göreve” çığırtkanlığı yaptı. Demokrasiyi hizmedemeyenlerin bu eylemleri karşısında olayı Erdoğan, “bindirilmiş kıtalar” ifadesiyle tarihe not düştü.
UNUTMADIK!..

***


TÜRKİYE’YE DİZ ÇÖKTÜRME OPERASYONLARINI…


PKK problemini çözmek, kardeş kavgasına son vermek isteyen AK Parti Hükümeti, uluslararası güçler tarafından oluşturulan kirli senaryolarla hizaya getirilmeye çalışıldı. 
22 Haziran 2012’de Suriye’de düşürülen F-4 savaş uçağı kriziyle Türkiye’yi “Arap Baharı”nın bir parçası haline getirme çabalarından sonuç alamayan karanlık güçler, “kulak çekme” eylemleriyle taviz koparmaya çalıştı.
28 Aralık 2011’de Uludere'de 34 sivilin hayatını kaybetmesine neden olan hava operasyonuyla ivme kazanan olaylar silsilesi; Malatya’da Alevî-Sünnî kavgası, Tunceli’de CHP Milletvekili Hüseyin Aygün’ün dağa kaldırılması, BDP'lilerin Şemdinli'de PKK'lılarla sarmaş dolaş poz vermesi, Cizre’de AK Parti İl Başkan Yardımcısı Ramazan Dindar’ın öldürülmesi, Hakkari’de İçişleri Bakanı İdris Naim Şahin’in taşlanması, sakin şehir Gaziantep’in bayramın ikinci günü bomba yüklü araçla kana bulanması kaos butonunun birilerin eline geçtiğini gösteriyordu.
Türk devletini itibarsızlaştırma propagandalarıyla “Suriye’den sonra sıra Türkiye’de” psikolojisi pompalanarak çapulculara cesaret verildi.
UNUTMADIK!..

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.